Almanya’da İşçi fotoğrafçılığı hareketi

SELÇUK KOZAN

Günümüz dünyasında gazete, televizyon ve internet gibi kaynaklardan alınan bilgiler etkili olsa da, fotoğraf halen gerçekliği yansıtma noktasında, inandırıcılığı daha da güçlendiren etkili bir araç olmaya devam ediyor. Fotoğrafın görsel  gücü, gerçekliği yansıtma özelliği onu aynı zaman güçlü bir propaganda aracına da dönüştürebilmektedir. Özellikle savaş ve toplumsal olaylarda egemen sınıfların kitleleri yönlendirme çabaları karşısında, fotoğraf dönem dönem güçlü bir silah olmuştur: İspanya’da Franko faşizmi, Almanya’da gaz odaları ve toplama kampları gibi tarihsel döneme ilişkin birçok vahşeti ortaya çıkarmıştır. Örneğin, Eddie Adams tarafından 1968’de çekilen bir fotoğrafta, polisin Vietnamlı bir askeri yakın mesafeden infaz etmesi, yine Vietnam’da Nick Ut tarafından çekilen bir fotoğrafta, napalm bombardımandan yanmış küçük kız çocuğu fotoğrafı, dünyanın Vietnam’daki vahşeti görmesinde büyük bir rol oynamıştır. Özellikle gerçeği yansıtan ve vahşeti ortaya çıkaran savaş fotoğrafları, savaş karşıtı hareketlerin dünyaya yayılmasında etkili olmuştur.

İşçilerin gözüyle sınıf fotoğrafçılığı 

1920’li ve 1930’lu yıllarda gelişen işçi fotoğrafçılığı hareketi, Almanya ve Sovyetler’de başlayıp Avrupa ülkelerine, ABD, Orta Amerika ve diğer coğrafyalara yayılır. Almanya’da  KPD üyeleri amatör işçi fotoğrafçılar, kapitalizmin vahşi sömürüsü ve adaletsizliğinin milyonları sefil bir yaşama sürüklemesini tüm çıplaklığıyla ortaya sererken, fotoğraf, KPD tarafından sınıf mücadelesinde, önemli bir silaha dönüştürülüyordu.

1920’lere kadar sadece zengin sınıf mensupları bir fotoğraf makinasına sahip olabiliyordu. 20. Yüzyıl’ın başında amatör fotoğrafçılar bir fotoğraf makinasına sahip olduklarında, işçilerin yaşam koşullarını yansıtma fırsatı buldular. O güne kadar burjuva fotoğrafçılığı hakimdi ve daha çok estetik değeri olan, sanatsal fotoğrafları yayınlamayla sınırlıydı.

KPD 10. Kongresinde işçi basını konusunda değişikliğe giderek yeni kararlar alır. Yazılı basın dışında ajitasyon ve propaganda görsel bir araç olarak fotoğrafı daha etkili kullanmaya yöneldi. Parti basınını güçlendirmekle birlikte, işçilerle bağ kurmak, onların günlük yaşamı,  devlet şiddeti ve zorlu yaşam koşullarına ilişkin görselller gerekiyordu. Bu kolay olmayacaktı. Ajitasyonda fotoğrafı iyi değerlendirecek, doğru gözlem yapabilecek fotoğrafçılara ihtiyaç olacaktı. Bunun için uzun vadeli bir örgütlenmeye ihtiyaç vardı.

Mart 1926’da KPD’ye yakın olan „Arbeiter Illustrierte Zeitung“ (AIZ) tarafından bir yarışma düzenlenir. Okurlardan işçilerin yaşam koşulları fotoğraflaları istenir. Bu girişim, işçi fotoğrafçılığının ortaya çıkmasının başlangıcı olur.  AIZ’e burjuva ajanslar tarafından verilen fotoğraflar işçi sınıfının durumunu yansıtma açısında yeterli değildi. Amaç burjuva ajanslara olan bağımlılığı bitirmek ve habere daha yakın fotoğraflar elde etmekti. 

Alman İşçi Fotoğrafçılar Derneği (VdAFD) 

1927’de 25 yerel grupla Alman İşçi Fotoğrafçılar Derneği (VdAFD) kurulur. Derneğe sosyalizme ilgi duyan ve işçi sınıfının yanında yer alan herkes üye olabiliyordu. Amatör fotoğrafçıların içinde yer aldığı hareket, ek olarak “Doğa Dostları” gibi grupları da kapsıyordu.  İşçiler karanlık odaları oluşturup, ileri eğitimlerle fotoğraf tekniklerini öğrendiler. Sendikalar, işçi spor dernekleri ve doğa dostları işçi basını için fotoğraflar çektiler. Aynı yıllarda yayın hayatına başlayan ‚Der Arbeiter‘ adlı fotograf dergisi, derneğin bir bülteni olarak yayınlanır. Bu bülten aynı zamanda daha iyi foto muhabirlerinin eğitilmesine büyük katkılar sunar. Fotoğrafçılık kısa sürede işçi sınıfı tarafında büyük bir ilgi görür. Fakat makinaların pahalı ve fabrikalarda fotoğraf çekmenin yasak olması ciddi sıkıntıları da beraberinde getiriyordu. Aynı zamanda fabrikalardaki kötü çalışma koşulları ortaya çıktıkça, işverenlerde ciddi bir rahatsızlık yaratıyordu. Dergi ve fotoğraf çekenler aleyhine kampanyalar düzenleniyordu.  Burjuva basın ve sosyalist basın arasındaki farklılıklar işçi sınıfı tarafından daha net bir şekilde görülüyordu. Eğitilen amatör fotoğrafçılar önemli belgelere imza atıyorlardı.

Örneğin Hannoverli vasıfsız bir işçi olan Walter Balhauser etkili bir fotoğrafçı olur. SPD ve daha sonra Sosyalist İşçi Parti’sine üye olan Balhauser’in, ödünç aldığı bir fotoğraf makinasıyla çektiği fotoğraflar, işçi sınıfı ve yoksul mahallelerdeki sefaleti gün yüzüne çıkarır.  Özellikle 1929’da dünyada yaşanan ekonomik kriz Almanya’da binlerce insanı sefalete sürüklemişti. Balhauser, arka mahallelerde açlıkla boğuşan insanların görüntülerini yayınladığında büyük bir etki yaratır. KPD’nin yayınları yanı sıra işçi basınının tirajları hızla artmaktaydı. ‚Der Arbeiter‘ en çok okunan ikinci dergi olmuştu. Almanya’nın bir çok bölgesinde örgütlenen amatör fotoğrafçıların sayısı gittikçe artar. İşçiler tarafından binlerce fotoğraf çekilir: 1932’nin sonuna doğru, 130 grup ve  2 bin 500 amatör fotoğrafçı örgütlenmişti. İşçi fotoğrafçılar, işçi basınında işçilerin gözü haline gelmişti. 

1933’de Hitler faşizminin iktidara gelmesiyle, fotoğrafçıların büyük kısmı ya sürgüne ya da hapse gönderildiler. Fotoğrafların büyük bir bölümü imha edildi. Bir kısım fotoğraf bahçelere gömüldü. Gizlenen fotoğrafların bir kısmı ise Madrid’e götürülür. Böylece bir döneme damga vuran işçi fotoğrafçılığı son bulur. 1970 sonrası bir çok işçi fotoğrafçılar grubu kurulsa da, bunlar daha çok proje odaklı, sembolik çalışmalar olarak kaldılar, zamanla da dağıldılar.

İşçi fotoğrafçılığı hareketi sadece Almanya’ya özgü bir hareket değildi. Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Fransa, Hollanda, Avusturya ve ABD olmak üzere , “Bütün Ülkelerin Uluslararası İşçi Fotoğrafçıları Büro”su üzerinden uluslararası bir örgütlenme de sağlanmıştı.  Günümüzde halen etkili olan fotoğraf, işçi mücadeleleri açısından da önemli bir araç olmaya, sömürü düzenin getirdiği adaletsizlik ve eşitsizliğin görüntülerini yansıtmaya devam edecektir.