Gastarbeiter, Ausländer, Migrationshintergrund, …?

Göç tarihi ilerledikçe Almanya’da yaşayan göçmenler için kullanılan kavram ve tanımlamalar da değişiyor. Zira somut duruma göre geliştirilen kavramlar ve isimlendirmeler zaman içinde durumu açıklamaya yetmediği gibi, önyargıların diri kalmasına da hizmet ediyor. Bu nedene kökene yapılan vurguların çoğu sorunlu.

YÜCEL ÖZDEMİR

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya başlayan işçi göçünün üzerinden 60-65 yıl geçerken, şimdilik asıl olarak akademik düzeyde sürdürülse de, göçmenlerin en doğru şekilde nasıl tanımlanması gerektiği konularında tartışma başladı.

Göçün ilk yıllarında, Almanya’ya gelen işçiler için egemen siyaset ve medya tarafından asıl olarak “Gastarbeiter” (Misafir işçi) tanımlanması kullanılıyordu. Bununla hem gelenlere hem de çoğunluk topluma, gelenlerin “misafir” olduğu ve bir kaç yıl çalıştıktan sonra geri dönecekleri mesajı veriliyordu. 

Ne var ki, gelen “misafirlerin” ülkelerine hep birlikte geri dönmelerinin Alman ekonomisi ve iş piyasası için gerçekçi olmadığı açığa çıktıktan sonra, 1970’li yıllara tekabül eden dönemde, bu kez isimlendirmede “Ausländer”e (Yabancı) geçildi. Böylece gelenlerin “misafir” olmadığı kabul edilirken, bu kez ülkeye ait olmadıklarının altı çiziliyordu. Bu tanımlamayla aslında “misafir” olmaktan çıkan göçmen işçilere net bir mesaj veriliyordu: Kurallara uymadıkları takdirde her an geri gönderilebilirler. Bu yeni duruma uyarlanan “Ausländergesetz” (Yabancılar Yasası) da her bakımdan bu anlayışı işliyordu.

1970’li yıllardan itibaren Almanya’da resmi dairelerden, istatistiklere kadar her alanda nüfus “Almanlar” ve “Yabancılar” olarak kategorize edilerek değerlendirmeler yapıldı. Ancak 2005’ten itibaren bu şekilde gruplama ve ayrıştırmanın özellikle “yabancılar” gerçeğine uymadığı zor da olsa kabul edildi. Zira “yabancı” olarak tanımlananlar arasında Alman vatandaşlığına geçen ve kanun önünde “Alman” olan milyonlarca göçmen ve onların çocuklarının da olduğu görüldü. Ama en önemisi, sosyolojik açından “yabancı” olarak sınıflandırılanların gerçekte yabancı değil, yeni nesillerle birlikte kalıcı olduğu tartışmasız şekilde görüldü. 

Dolayısıyla tarihsel süreç, “yabancı”lıkta ısrar etmenin, ülke gerçeğini kabul etmemek anlamına geldiğini göstermesi gibi, ülkenin göç nedeniyle elde ettiği avantajları da kullanmamak anlamına geliyordu. Dünya genelinde kalifiye işgücü üzerinde rekabetin hızlandığı 2000’li yılların başında Almanya’nın da politikasını yenilemesi gerekiyordu. Bu temelde resmi söyleme bu kez “Migrationshintergrund” (Göç kökenli) kavramı girdi. Aynı dönemde “Uyum Zirvesi” ve İslam Konferansı düzenlenmeye başlandı.

Ancak gelinen aşamada “Migrationshintergrund” kavramın da yetersiz olduğu tartışılıyor. Zira, kendisinin, ebeveynlerinin bir göç geçmişi olmayan, hatta ebeveynlerinden sadece birinin göç kökeni olduğu halde, çocukların “göçmen kökenli” kategorisine dahil edilmesinin ne kadar doğru olduğu doğal olarak tartışmaya açık bir durumdur.

“GÖÇ KÖKENLİ” ZAMANA UYGUN DEĞİL

“Gastarbeiter” ve “Ausländer”e göre gerçekçi bir tanımlama olan “Migrationshintergrund”un günümüzdeki somut duruma uygun olmadığı konusunda ilk ciddi sayılabilecek eleştiri Federal Hükümet tarafından 2019’da kurulan ve 25 kişiden oluşan “Uzmanlar Komisyonu”ndan geldi. Hazırlanan ve ocak ayında tartışılmak üzere hükümete sunulan 283 sayfalık raporda, genel olarak göçmenlerin durumu ve konumları mercek altına alınıyor. Giriş bölümünde 14 madde halinde sıralanan “entegrasyon sorunları” ile sosyal sorunlar, ayrımcılık, kurumsal ırkçılık vs. ile bağ kuruluyor. 7. maddede ise “Ortak kavramlar sorgulanmalı” denilerek “göçmen kökenli” yerine “Göçmenler ve torunları” tanımlamasının kullanılması öneriliyor.

Komisyon bunu şu şekilde gerekçelendiriliyor: “Bir göçmen toplumunu aktif olarak şekillendirmek için, üstü örtülü şekilde mesajlar veren kavramları, konseptleri ve bunların kullanımını tartışmak gerekiyor. Bu bilinçle komisyon diğerlerinin yanı sıra resmi istatistiklerde kullanılan Migrationshintergrund’u daha net ve öncekinden daha dar anlamda kullanılmasını öneriyor. Bunun için, “Göçmen kökenli kişiler” (Personen mit Migrationshintergrund) yerine  “Göçmenler ve (direkt) torunları” (Eingewanderten und ihren (direkten) Nachkommen) kavramı kullanılmalı. Komisyon bu kavramın da sorunlu olduğunu kabul ediyor. Komisyona göre ideal olan, hem bilimsel hem günlük yaşamda hem de politik beklentilere yanıt veren evrensel düzeyde bir kavram mümkün değildir.”
Bu aynı zamanda Almanya’da insanların uzun bir süre daha göçle bağlantılı olarak tanımlanmaya devam edeceğini gösteriyor. Raporun yazarları arasında yer alan OECD Uluslararası Göç Bölümü Başkanı Thomas Liebig ve Berlin Humboldt Üniversitesi’nden Petra Stanat tarafından Tagesspiegel gazetesinde kaleme alınan “Good bey, Migrationshintergrund” (Hoşçakal Göç Kökenli) başlıklı makalede, Federal İstatistik Dairesi’nin halen, insanların “kendileri ya da ebeveynlerinden biri doğuştan itibaren Alman vatandaşı olmayanları” göçmen kökenli olarak tanımladığına dikkat çekiliyor.

Bugün doğuştan itibaren Alman vatandaşlığını alan milyonlarca insanın ülkedeki varlığı, bu tanımlamanın pratikteki karşılığının sorunlu olduğunu yeterince ortaya koyuyor. Üstelik zaman ilerledikçe doğuştan itibaren Alman vatandaşı olan ve kendisinin direkt göç hikayesi olmayan insanların sayısı artmaya devam edecektir. Söz konusu makalede yazılana göre bir çok OECD ülkesinde istatistikler artık ulusal kökene değil, doğum yerine göre yapılıyor. Bir göç ülkesi olan Kanada’da ise göçmenlerin torunları “İkinci nesil Kanadalılar” olarak tanımlanıyor.

KÖKEN YERİNE “ALMANYALI”

Öyle görünüyor ki; sermaye cephesinde bugüne kadar yapılan ve bundan sonra yapılacak tanımlamaların çoğunda kökene, gelinen ülkeye vurgu ve bağlantı hep olacak. Bu aynı zamanda her düzeyde ayrımcılığın sürmesi anlamına da geliyor. Zira kökene yapılan vurgu aynı zamanda önyargıların devam etmesine hizmet ediyor. Çünkü bu şekildeki tanımlamalar aynı zamanda doğrudan etnik kimlik ve inanç üzerinden bağlantı kurmayı sağladığı için, emekçilerin bölünmesine hizmet ediyor.

Bütün bunlardan ötürü, göç süreci ilerledikçe insanların kökenleriyle bağlantı kurarak sınıflandırmak anlamsızlaşacaktır. Dolayısıyla etnik ve inançsal kökenlere yapılan göndermeler yerine “Almanyalı” tanımlaması herkes için en makulu görünüyor. Ne zaman, nasıl ve hangi ülkeden geldiğinden bağımsız olarak isimler çeşitliliği göstermeye yeterli. İlle de bu isimlerin kökenini göstermeye gerek yok. Sosyal sorunlar, işsizlik, yoksulluk… gibi pek çok konunda kökenlere göre bir tasnif nasıl ki geçmişte sorunları çözmediyse bundan sonra da çözmeyecektir.


Rakamlarla göçmenlerin durumu

Federal İstatistik Dairesi tarafından 2018 sonu itibariyle yayınlanan rakamlara göre Almanya’da toplam 20,8 milyon göçmen kökenli insan yaşıyor. Bunların 10,9 milyonu Alman vatandaşı, 9,9 milyonu ise halen başka bir ülkenin vatandaşı. Oransal olarak ifade edildiğinde ise Almanya’da yaşayanların yüzde 25,4’ü göç kökenli. Göçmenlerin 13,9 milyonu Almanya dışında doğdu. Bu nedenle kendisinin bir göç tecrübesi var.