Birinci yılında Hanau Katliamı: Irkçılık zehri

Ferhat Unvar, Mercedes Kierpacz, Gökan Gültekin, Villi-Viorel Paun,
Fatih Saracoğlu, Kaloyen Velkow, Sedat Gürbüz, Said Hashemi ve Hamza Kurtovic anısına…

YÜCEL ÖZDEMİR

Bugün 19 Şubat. Almanya tarihinin karanlık günlerden biri…

Bundan tam 1 yıl önce 19 Şubat gecesi, saatler 21.52’yi gösterdiğinde elinde silahla Hessen eyaleti sınırları içinde bulunan, Grim Kardeşlerin masallarına ev sahipliği yapmış, yaklaşık 100 bin nüfuslu Hanau’dan yükselen silah sesleri 9 göçmen genci aramızdan aldı.

Değişik etnik ve inançsal kimliklere sahip göçmenlerin ağırlıklı olarak yaşadığı semtlerde gerçekleşen bu ırkçı katliam, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde bir ırkçı saldırıda en fazla göçmenin öldürüldüğü olay olma özelliği taşıyor.

Irkçı terör örgütü NSU, 10 kişiyi yedi yıla yayılan bir zaman diliminde katlederken, Hanau’daki cani 9 kişiyi yaklaşık 10 dakika içinde öldürmüştü.

Katliamın birinci yılında Almanya’daki havaya bakıldığında, kurbanların unutulmadığı net bir şekilde anlaşılıyor. Basında, kurbanlar ve katliamla ilgili ayrıntılı bilgiler bir kez daha yer aldı, alıyor.

Başbakan Angela Merkel, 2 dakika 45 saniyelik haftalık video konuşmasını Hanau Katliamı’na ayırdı. Kurbanların isimlerini tek tek sıraladıktan sonra söylediği iki cümle çarpıcıydı.

Birincisi: “Hanau saldırısı, birlikte yaşama yönelik yapılmış bir saldırıdır. Saldırıya uğrayanların hangi kökenden olduğu bu açıdan önemli değil.”

İkincisi: “Irkçılık zehirdir. Nefret zehirdir.”

Gerçekten de bu alçak saldırıda öldüren Alman, ölenler göçmen olsa da asıl hedef farklı inançlardan ve uluslardan insanların bir arada yaşamasına darbe vurmaktı. Çünkü, bir arada yaşama bilinci ve kültürü geliştikçe, ırkçıların hayalini kurduğu Hitler dönemindeki “3. Reich İmparatorluğu”nun bir daha kurulması imkansız hale geliyor.

Ama basında ağırlıklı olarak “Irkçılık zehirdir” başlığa çıkarıldı.

Irkçılığın topluma bir virüs gibi sirayet eden zehir olduğu ve bundan kurtulmak gerektiğini ifade etmek elbette önemli ve anlamlı.

Ancak, asıl mesele Almanya’dan başlayarak bütün insanlığın bu zehirden nasıl kurtulacağının yanıtında. Bu zehirden kurtulmak tek tek bireylerden ziyade devletlerin sorunu olmalı.

Özellikle de Almanya’nın… Zira, tarih Alman devletinin ırkçılık zehri konusunda günahlarının cehennemin en dipsiz kuyularına gidecek kadar fazla olduğunu gösteriyor.

Tarihten çıkarılacak ilk ders, zehirden arınmak için öncelikle zehrin bir virüs gibi yayılmasını engellemektir. Nasıl ki bugün koronavirüsün yayılmasını engellemek için uğraşılıyorsa, aynısını “ırkçılık virüsü” karşısında sergilemek gerekiyor.

Ne var ki; geçmişte olduğu gibi günümüzde de sermaye, iktidarını korumak, farklı etnik ve inançtan gelen emekçiler arasında düşmanlıkları körüklemek için ırkçılığı, faşizmi, yabancı düşmanlığını desteklemeye devam ediyor. Bir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı olan Adolf Hitler, müthiş, olağanüstü meziyetleri nedeniyle değil, Alman burjuvazisinin iktidarını sürdürmesi, etki alanını genişletmesi ve komünistleri yok etmesi için el birliğiyle parlatılarak lider yapıldı. Bu nedenle ırkçılık zehri geçmişte olduğu gibi bugün de sermayeden bağımsız değildir. Dolayısıyla sermayeyi ve onun hizmetindeki devletleri ırkçılık zehrinden arındırmak ne yazık ki güzel sözler ve temennilerle mümkün görünmüyor.

Özellikle de Almanya’da…

NSU cinayetleri, Neonazi örgütleriyle devletin güvenlik birimleri arasında sıkı bir bağın olduğunu bir kez daha açık olarak gösterdi. Hanau katilinin sağcı görüşlere sahip bir psikopat olduğu bilindiği halde kendisine ruhsatlı silah verildi. Atış talimleri yapan derneklere gidip geldi. Yani katliam, bilinmeyen, tanınmayan, kendiniz bilmez bir ırkçı tarafından yapılmadı. Ailelerin bir yıldır, “Madem hastaydı, neden ruhsatlı silah taşıyordu?” şeklindeki feryadı boşuna değil.

Üstelik, cinayet sırasında polisin “imdat” telefonunun, pek çok kez aranmasına rağmen yanıt vermemesi her ne kadar ihmalkarlıkla açıklanmasa da kafalardaki kuşkuları, soruları yanıtlamaya yetmiyor.

Daha önceki ırkçı cinayetlerde katledilenler gibi Hanau’da öldüren gençleri geri getirmek mümkün değil. Mümkün olan ise bir kez daha benzer katliamların, acıların yaşanmamasını sağlamak… Halk, kamuoyu gösterdiği duyarlılıkla buna hazır olduğunu gösteriyor.

Pek ya devlet?..

Devlet; emniyet, istihbarat, ordu, yargı, siyaset… gibi pek çok alanda ırkçılık zehrinden arınmadığı sürece benzer katliamlar işlenmeye devam edecek. Son yıllarda ortaya çıkan skandallar, ırkçıların devlet içinde önemli bir güç haline geldiğini gösteriyor. Bu nedenle, her alanda faşizme ve ırkçılığa karşı yürütülecek güçlü bir mücadele ırkçılık zehrinden arınmanın ve benzer katliamların olmamasının tek güvencesidir.