Kapitalizmde okul neden bu kadar önemli?

Alex Struwe

Korona önlemlerinin mümkün olduğunca hafifletilmesi tartışıldığında, okullar önemli bir rol oynuyor. İlk başta bulaşmazlığın sığınakları, sonra da en fazla bulaşılan sıcak noktalar olarak görüldüler. Görüldüğü gibi kayıp nesil öğrenciler bağlamında pandemiyle mücadelenin toplumsal ve psikolojik sonuçlarının sembolleri olarak ilan edildiler. Devletin başarısızlığı artık onlarla ölçülüyor. Bugüne kadar, okulların ne zaman açılacağına dair herhangi bir eylem planı yok ve uzaktan öğretimin faks makineleriyle daha iyi sonuç vereceği şakası yapılıyor. Tabii ki, okullarda öğrenim devletin bir sorumluluğudur. Somut bir ifadeyle, yasal vasilerin işgücü okulda çocuklarının bakımına bağlıdır ve ev okuluna mecbur olmaları halinde onları-ebeveynlerin işgücünü- piyasaya sürmek zordur. Olağan günlük rutindeki bu işlevi, okulun normalliğe dönüş için neden bu kadar kritik bir nokta olduğunun sadece yarısıdır.

EN ÖNEMLİ DEVLET AYGITI

Bir kurum olarak okul olmadan normalliğimizin gerçekleşmeyeceği söylenebilir. En azından bu, okulu kapitalist modernitenin, örneğin aileden daha önemli hatta en önemli „ideolojik devlet aygıtı“ olarak nitelendiren Fransız filozof ve Marksist Louis Althusser’in (1918-1990) tezlerinden biriydi. Okul, “üretim koşullarının yeniden üretilmesinde”, yani her şeyin olduğu gibi kalması gerçeğinde, önemli bir rol oynar. Buna göre, kişi okulda önemli beceriler öğrenir, ancak „hakim olan ideolojiye boyun eğme“ öğretilenlerin en önemlisidir. Kulağa George Orwell’in kötü eleştirileri gibi gelebilir. Kastedilen ise siyasi eğitim ve telkin etme değil, sosyal çelişkilerin değişmez ve kapitalizmin en iyi düzen olarak içselleştirilmesidir. Althusser’e göre geçmişte kilise, insanları ve onların dünyevi sefaletlerini uzlaştırmak için tüm hileleriyle bu işlevi üstlendi.

Bugün okulda, insancıl bir insan yaratma imajı olan demokratik değerleri öğreniyoruz, ancak aynı zamanda bir kişinin değerinin performansıyla ölçüldüğünü, bu değerlendirme için yetkilerin olduğunu ve bireyselliğin rekabetçilik temelinde gerçekleştiğini öğreniyoruz. İdeoloji, bireysel gelişim ile sistemin işlemesinde işe yarama zorunluluğu arasındaki çelişkinin uzlaşmasıdır. Okul, mevcut koşullara uyum olarak bireysel olgunlaşma sürecine eşlik eden otoritedir ve bize benzersizliğimizin ve kişisel gelişimimizin düzende yerimizi bulmaktan ibaret olduğunu öğretir – amin!

OKUL GÜNLERİNE ÖZLEM

Böyle bir adaptasyon sorunsuz gitmiyor. Theodor W. Adorno, insanların „bu adaptasyon sürecinde tam olarak benliklerini, gerçekte korumak istedikleri benliklerini“ kaybedeceklerini analiz etti. Adaptasyon, kendini korumaya hizmet eder, ancak sonuç, aynı zamanda, Adorno’ya göre, otoriter bir karaktere yol açma eğiliminde olan ego zayıflığıdır: Kendi benliğini çalan düzen ile özdeşleşerek kendi düşünme ve vicdan eksikliğini telafi eden bir kişi yaratılır okulda. Okulun yaptırımlara neden olduğu aşağılanmayı, kötü notların utanç verici halini, tahtadaki bilgi eksikliğinin açığa çıkmasını veya zayıf Fransızca telaffuzunu kim hatırlamaz ki? Öyle bile olsa, birçok insan okulu hayatlarının en iyi zamanı olarak idealleştiriyor.

Dahası, bir özlem yeri olarak okul günleri eğlence endüstrisinde kitlesel bir fenomendir. Bu, Luke Mockridge ya da Chris Tall gibi yaramaz, çocukça, ahlaksız mizahlarında sürekli olarak okul günlerine atıfta bulunan komedyenlerin başarısıyla da gösterilmiştir. Atılan kahkahalar kişinin kendi başarısızlıklarını telafi eder. Ama uyum sağlama baskısı altında genç bir insan olarak ne kadar çaresiz olduğunuza gülmezsiniz. Bunun yerine, sınıfın en zekilerine, ineklere, öğretmenlere gülersiniz.

FACK JU GÖHTE

Bu öngörü, en başarılı Alman film dizisi olan “Fack ju Göhte”de uç noktalara taşınıyor. Elias M’Barek, kendisi de bir çocuk olan ve sınırsız hareket etmesine izin verilen öğretmen Zeki Müller’i canlandırıyor.

Zeki Müller, tamamen uyumlu bir asi, kanun kaçağı ve liderdir. Bir okul çocuğu mobbing altında zihinsel olarak çöktüğünde, Müller faşist bir töreni başlatır. Hepsi soyunur, kükrer ve kendi yerinde kalan herkesi kucaklayan bir topluluk oluşturmak için birleşir.

Hem bireye liberal saygı hem de özgürlüğe karşı otoriter isyan, tam da bu çelişkiyi uzlaştırması gereken otorite okullarda gerçekleşebilir. Althusser’in dediği gibi okulun toplumsal işlevi budur.

EĞİTİM ŞART AMA…

Sağcı korona inkarcılarının özgürlükçü göründüğü, solcuların devlet ve otoriteyle ilişkilerini sorgulamak zorunda kaldığı zamanlarda, okul normalliğin projeksiyon perdesidir. Sonunda gizlice nefret edilen dokuzdan beşe çalışmayı geri getirmekle kalmaz aynı zamanda her şeyin şimdiki gibi, bildiğimiz, tanıdığımız gibi devam etmesini sağlayacağına da söz verir. Amin!

Eğitim ve okul şart ama neyi hedeflediği çok temel bir problemi oluşturuyor. Mevcut okulların çoğu otoriter, devletçe (eyaletlerce) yönetiliyor. Okulların yapısı da devletin kimin devleti olduğu belirliyor. Okullar özgürlükleri, hakikat bilgisini, bilimsel eğitimi, demokratik kültürün oluşması ve geliştirilmesini değil, düzenin devamına hizmet etmeyi, kapitalizmin en mükemmel sistem olduğuna inanıp itaat eden insanlar yaratmayı esas ölçü alıyor.

(Neues Deutschland’tan çeviren: Semra Çelik / Foto: Pixabay)