Sağ şiddet ve süreklilik

Foto: Ali Carman

Diethard Möller

Değerli anti-faşistler, kişisel bir şey anlatarak başlamak istiyorum: 1963’te, neredeyse 60 yıl önce, nazilere karşı ilk kez bir eyleme katıldım. Çocukken savaşın harabeleri arasında oynamıştım ve şimdi nazilerin Almanya’da tekrar açıkça ortaya çıkabilmelerinden şaşkınlık duymaktaydım. O zamanlar on üç yaşındaydım, devletin uyanacağına, nazi hayaletine son vereceğine inanıyordum. Gerekli olan sadece yüksek sesle protesto etmekti. Ama nazilere yönelik bu ilk eylemim sırasında kafama bir polis sopası vuruldu. Polis nazileri koruyordu, biz anti-faşistleri değil! Benim için pratik politik bir dersti bu.

Yavaş yavaş bunun nedenleri ile uğraştım ve bağlantıları tanıdım.

Federal cumhuriyet hiçbir zaman ciddi şekilde nazilerden arındırılmamıştı. Üç federal cumhurbaşkanı, Lübcke, Scheel ve Carstens, ortaya çıktığında gizledikleri ve önemsizleştirdikleri bir nazi geçmişe sahipti. Lübcke ile bir toplama kampı kurucusu ve geçmişinden hiçbir suçluluk duygusu taşımayan biri federal cumhurbaşkanı olmuştu.

Federal Almanya ordusu, Alman Wehrmacht’ı ve Waffen SS’in yaklaşık 2 bin eski subayı tarafından inşa edildi. Durum, polis, Anayasayı Koruma Dairesi, pek çok bakanlık, yargı ve diğer alanlarda da benzerdi.

Üniversitedeyken ırk teorisini yayan ve genleri nedeniyle siyahların beyazlardan daha aptal olduğunu açıklayan profesörler tanıdım.

1950’den itibaren tüm Batı Avrupa ülkelerinde ABD, CIA ve ilgili devletler tarafından terörist gruplar oluşturuldu. Bu gizli güce „Gladio“ deniyordu. Anti-komünistler, aşırı sağcılar ve faşistlerden oluşuyordu. Bavyera’da Bad Tölz’de bir eğitim merkezi vardı. Almanya’da CDU/CSU, SPD ve FDP bu konudaki bir soruşturmayı engelledi.

Devlet tarafından organize edilen bu sağcı terörist grup, 1980 yılında Bologna Merkez İstasyonu’na bir terör saldırısı düzenledi, 85 ölü ve 200’den fazla yaralı bıraktı. Aşırı solcu olarak nitelenen grupların sempatizanları suçlandı ve olayın aydınlığa kavuşturulması ancak on yıllar sonra oldu.

25 Temmuz 1978’de Aşağı Saksonya Anayasayı Koruma Dairesi aşırı sağcıların yardımıyla Celle cezaevine patlayıcı maddelerle bir saldırı düzenledi. Devlet, yıllarca bunun RAF tarafından yapılmış bir saldırı olduğunu iddia etti. Gerçeğin ortaya çıkması sadece şans eseri oldu.

26 Eylül 1980’de Münih Oktoberfest’te 12 kişinin öldürüldüğü, 68’i ağır olmak üzere 213 kişinin yaralandığı bombalı saldırı gerçekleşti. İlk başta saldıranların aşırı solcu oldukları iddia edildi. Faşist bir saldırı olduğu kısa sürede anlaşıldı. Tek başına fail olduğu iddia edilen kişi, yıllarca açık bir şekilde zırhlı askeri araçlarla dolaşan ve tatbikatlar düzenleyen askeri spor grubu Hofmann’a aitti. Grup üyeleri, 19 Aralık 1980’de Nürnberg’deki İsrail dini cemaatinin yayıncısı ve eski başkanı Shlomo Levin ile eşi Frieda’yı öldürdü.

1990’da Hoyerswerda, Rostock-Lichtenhagen, Mölln ve Solingen’de birçok ölümle sonuçlanan kundaklama saldırıları ve katliamlar yaşandı.

1990’larda, içinden NSU’nun ortaya çıktığı faşist „Thüringen Heimatschutz“ kuruldu. 140 üyeden 40’ı Anayasayı Koruma Dairesi için çalıştı. Liderleri, bu grubu inşa etmek için Anayasayı Koruma Dairesi’nden 200 bin mark aldı.

1999-2011 yılları arasında NSU, Almanya’nın her yerinde kan izi bıraktı. İstihbarat görevlileri onlarla arkadaştı ve nerede yaşadıklarını biliyordu. Bir Anayasa Koruma Dairesi çalışanı, doğrudan Halil Yozgat cinayetinde hazır bulundu ama iddiaya göre olayla ilgili ne birşey gördü ne de duydu.

Kurbanlar suçlandı: “Döner cinayetleri”, “haraç şantajı”, polisin medyaya sunduğu ve isteyerek yaydığı anahtar kelimelerdi. Konula ilgili Anayasayı Koruma Dairesi dosyaları ise yok edildi.

1990’dan beri Almanya’da naziler tarafından 200’den fazla insan öldürüldü. Ayrıca, gizlenmiş ve aydınlığa kavuşturulmamış birçok dava var.Ve bu durum devam ediyor.

Nisan 2017’de, sağcı terörist Bundeswehr subayı Franco A. ortaya çıkarıldı. Bir sığınmacıymış gibi, sahte pasaportla terörist saldırılar gerçekleştirmek istedi. Bir AfD üyesi de yardımcıları arasındaydı. Bir kısmı Bundeswehr cephaneliğinden alınmış olmak üzere silah ve mühimmat bulundu. Herhangi bir yaptırımla karşı karşıya kalmadılar. Frankfurt Bölge Yüksek Mahkemesi „yeterli şüphe“ görmedi.

Ardından Bundeswehr askerleri, polis memurları, avukatlar ve başka kişilerden oluşan Uniter, Nordkreuz ve Südkreuz çevresindeki aşırı sağcı ağ açığa çıktı. Ölüm listeleri, silahlar, ceset torbalarına sahiptiler. Bundan da hiçbir sonuç çıkmadı.

Kassel valisi Lübcke öldürüldü. Çeşitli eyaletlerdeki polis teşkilatlarında birçok sağcı ağ açığa çıktı.

9 Ekim 2019’da Halle’de sinagoga, dönerciye ve dükkana terör saldırısı düzenlendi. Ve onu bugün andığımız Hanau’daki terör saldırısı takip etti.

Devletimizin, federal cumhuriyetin tüm tarihi boyunca var olan bu büyük kan izine tepkisi nasıldı?

Bunu neredeyse 60 yıldır biliyorum:

Devlet temsilcileri her seferinde dehşete düşüyor ve katledilenlerin ailelerine başsağlığı diliyor. Tam olarak aydınlığa kavuşturulacağı söz veriliyor. Etkili tedbirler ilan ediliyor ve yasalar sertleştiriliyor, ancak tuhaf bir şekilde ilerici güçlere karşı, anti-faşistlere karşı uygulanıyor. Uzun, sözüm ona aşırı derecede kapsamlı bir işlemden sonra, delil yetersizliği nedeniyle yargılamalar durduruluyor, failler beraat ettiriliyor – yalnızca birkaç örnek dava, medyatik şekilde sürdürülüyor.

60 yıldır devletin aşırı sağcılıkla mücadele için yaptığı iddia edilen faaliyetleriyle ilgili olarak nelere tanık oldum?

Sağ terör azaldı mı? Aksine! Giderek artıyor. Ve devlet aygıtının birbirine yardım eden ve gizleyen sağcı ağlarla buna bulaştırıldığını görüyoruz. Sağ tehlikenin gün be gün büyüdüğünü görüyoruz.

Bu nedenle herşey bize bağlı! Pek çok anti-faşist girişimin sağ terörizmin soruşturulmasına devlet aygıtının tamamından daha fazla katkıda bulunduğu bir gerçek. Bazı cesur gazeteciler, devletin gözlerinin önünde olmasına rağmen görmediği şeyleri ortaya çıkardı. Açıkça söylemeliyiz:

Sağ teröre karşı mücadelede bu devlete güvenemeyiz! Gericilik ve faşizme karşı birlikte mücadele etmeliyiz!

(Çeviren: Semra Çelik)