Rosa Luxemburg 150 yaşında

Foto: Wikipedia

YÜCEL ÖZDEMİR

Bugün, dünya sosyalist hareketinin en önemli sembollerinden bir olan Rosa (Rozalia) Luxemburg’un 150. doğum günü. Bir süredir, başta Almanya’da olmak üzere değişik ülkelerde Rosa’nın kişiliği, eserleri, söyledikleri ve yaptıkları üzerine konuşmalar yapılıyor, yazılar yazılıyor. Bu anmalar, yıl sonuna kadar devam edecek.

5 Mart 1871’de, günümüzde Polonya sınırları içinde yer alan, o zamanki Çarlık Rusya’sının işgali altındaki Zamosc kasabasında doğan Rosa Luxemburg’un dünya sosyalist hareketinin önemli kadınlarından biri haline gelmesinin arkasında emperyalist savaşa ve silahlanmaya karşı aldığı tutumun rolü çok büyük.

Rosa’yı hem parti içinde hem de Almanya’da tanınır hale getiren, 27 Mayıs 1913’de Leipzig’de yaptığı ünlü “Dünyada Politik Durum” (Die weltpolitische Lage) başlıklı konuşması, Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) içerisinde de savaş bütçesine destek ve silahlanma konusunda bir yol ayrımını ifade ediyor.

Konuşma, dönemin emperyalist paylaşım planlarını gerçekten sağlam bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye’nin başına gelecekleri de doğru bir şekilde analiz ediyor Rosa.

Partinin teorisyenlerinden Eduard Bernstein ve Parti Başkanı August Bebel’in, Marx ve Engels’in belirlemiş olduğu çizgiyi “dogma” olarak tanımlamaya başlayarak, başta dış politika olmak üzere pek çok açıdan revizyonist bir yola sapmalarına karşı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in verdiği mücadelenin önemi çok büyük.

Leipziger Volkszeitung’da yayımlanan o ünlü konuşmasında Rosa şöyle diyordu: “Silahsızlanma propagandasının kapitalist devletlerin silahlanmasını durduracağını beklemek umutsuz bir ütopyadır. Silahlanma, kapitalist gelişmenin ölümcül bir sonucudur ve bu yol çöküşe götürür.”

Gerçekten de öyle oldu. Büyük savaş, sadece Almanya’nın değil kıta Avrupa’sının yıkımına yol açtı.

Bütün itirazlara rağmen SPD yönetimi “savunma” kılıfı altında savaşa destek verdi. Mecliste, 4 Ağustos 1914’te yapılan oylamada eller Alman burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda savaş bütçesine destek vermek üzere kalktı. Meclis grubunda buna karşı çıkan 37 milletvekili “grup disiplini” adına susturuldu.

Ancak, 2 Aralık 1914’te yapılan ikinci oylamada Rosa’nın yoldaşı Karl Liebknecht disiplini bozarak, savaş bütçesine karşı çıktı ve o ünlü “Kahrolsun Savaş” (Nieder mit dem Krieg) konuşmasını yaptı.

Sonra ikisi de SPD’den ayrılarak Almanya Komünist Partisine (KPD) uzanan yolculuğa başladılar. Kısa sürede geniş kitlelerin desteğini aldılar. 1918/19 Kasım Devrimi bunun ifadesi. İşçi sınıfına, sosyalizme bağlı Rosa ve Karl’ın savaşa karşı kararlı duruşundan hep rahatsız olan SPD ve dönemin egemen güçleri 15 Ocak 1919’da Karl ve Rosa’yı Berlin’de kaçırarak, alçakça katlettiler.

Almanya’daki ilerici, devrimci sol-sosyalist hareketler için Rosa’nın savaşa ve silahlanmaya karşı tutumu halen büyük bir önem taşıyor. Ne var ki; son haftalarda Sol Parti (Die Linke) içinde “savaş-silahlanma” ekseninde yaşanan tartışmalar adeta tarihin tekerrürü gibi…

Parti içinde azımsanmayacak bir bölüm, -bugünkü Sol Parti o zamanki SPD olmasa da-, tıpkı daha önce Bernstein-Bebel ikilisinin yaptığı gibi, savaşa ve silahlanmaya karşı görüşleri “dogma” ilan ederek değiştirilmesini istiyor. Alman askerlerinin yurt dışına gönderilmesine, Alman tekellerinin silah ihracatına, AB’nin militaristleşmesine her şart altında karşı çıkılmaması gerektiğini savunuyorlar.

Gelişmeler, Almanya’daki sol hareketin en zayıf halkasının dış politika ekseninde savaş-barış olduğunu bir kez daha gösteriyor. Sosyal alanda savunulan pek çok doğru talep, mesele Alman burjuvazisinin yurt dışındaki çıkarları olunca arka plana itilip, “ulusal çıkarlar” adına tam destek veriliyor. Bu hempalar, 100 yılı aşkın bir süredir Alman sermayesinin çıkarına olanın Alman işçi sınıfının çıkarına olmadığını görmemeye, anlamamaya devam ediyorlar.

Bu zihniyet Hitler faşizmini de Alman ve Avrupa halklarının, işçi sınıfının başına bela etti. Birinci Dünya Savaşı’nda savaş bütçesine destek verme yerine Rosa’nın gösterdiği yolda karşı mücadele örgütlenseydi, dünya iki büyük savaş yaşamayabilirdi. Durum bu kadar net.

Buna rağmen Sol Parti’de bir kesim, partinin savaş ve silahlanma konusundaki çizgisini değiştirmeyi kafalarına koymuş durumda.

Neden mi?

Artık hiçbir ilerici özelliği kalmayan, Rosa ve Karl’ın katledilmesi emrini veren SPD ile koalisyon ortaklığı kurmak için… Bu kadar hükümet heveslisi olmanın arkasında elbette ideolojik açıdan tam anlamıyla sermaye partisine dönüşme ve kapitalist sisteme entegre olma isteği var. Mevcut sistemin dışında başka bir sistemde yaşama düşüncesi, hedefi ve özlemi olmayanların geldiği durum bundan ibaret.

Ne var ki; hem Sol Parti içinde hem de Almanya’daki devrimci harekette Rosa’nın gösterdiği yolda ilerleyen binlerce kadın ve erkek devrimci var. Tarih Rosa’yı haklı, savaş çığırtkanlarını haksız çıkardı. Bu gerçek, Rosa’yı ölümsüzleştirirken, savaş yanlılarını tarihin çöplüğüne attı. O yüzden hatırlayanları yok. Rosa ise hep yaşamaya devam edecek.

Doğum günün kutlu olsun Rosa!