Neden en çok göçmenler koronaya yakalanıyor?

Foto: Yeni Hayat / Yücel Özdemir

YÜCEL ÖZDEMİR

Dün, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) koronavirüsü pandemi ilan etmesinin birinci yıl dönümüydü. 11 Mart 2020’den bu yana olanlara bakıldığında, “Virüsün sınıf tanımadığı”, “Herkesi aynı şekilde etkilediği” söylemlerinin bir safsatadan ibaret olduğu net olarak görüldü.

Ölüm ve vaka sayıları asıl olarak işçi sınıfının, emekçilerin, yoksulların, her ülkenin “en alttakiler”i olan göçmenlerin etkilendiğini gösteriyor. Bu nedenle ortada “adaletli bir virüs” yok.

Durum bu iken her fırsatta en fazla virüse yakalanan gruplar aşağılanmaya, suçlanmaya başlandı. Örneğin Almanya’da bir haftadır, değişik düzeylerde dile getirilen “Hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yatanların yüzde 50’sinden fazlası Arap ülkelerinden gelenler” şeklindeki propagandayla ön yargılar, düşmanlıklar bu sefer virüs üzerinden besleniyor.

Bazı ırkçı-milliyetçi siyasetçiler hiç çekinmeden yoğun bakım ünitelerinde yatanların “Arap ülkeleri”nden geldiğini söyleyerek İslam ve sığınmacı düşmanlığını körüklemeye devam etti. Bu kesimler ayrıca göçmenler arasında yoğun bakım ünitelerine düşenlerin sayısının fazla olmasını camilerdeki toplu namazlara ve düğünlere bağlamayı da ihmal etmiyor.

Göçmenlere karşı düşmanlık ve ön yargıları körüklemekle meşhur Bild gazetesi tarafından ortaya atılan “Acil bakım ünitelerinde en fazla göçmen kökenliler yatıyor” iddiasının doğruluğu henüz kesin olarak kanıtlanmasa da bunun neden olmuş olabileceği sorusu ise çok az soruluyor. Bild’in bu tablodan çıkardığı sonuç: “Hükümetin korona stratejisi az ya da hiç Almanca bilmeyen insanları bilgilendirme konusunda da çöktü.”

Yani, göçmenlerin koronaya yakalanıp hastaneye düşmesinin sebebi Almanca bilmemeleri!

İçinden geçilen sürecin özelliklerine bakıldığında Almanya’da en fazla göçmenlerin koronaya yakalanıp yoğun bakıma muhtaç hale gelmelerinin asıl nedeni ne Müslüman oluşları ne de Almanca bilmemeleridir.

2.5 milyon insanın koronavirüse yakalandığı, 73 binden fazla insanın öldüğü Almanya’da hastaneler tarafından sosyal konuma dair bir istatistiğin tutulmaması elbette düşündürücü. Bilgilerin toplandığı Robert-Koch Enstitüsü de koronaya yakalanan ve ölenlerin sınıfsal ve inançsal kimliklerine dair verilere sahip olmadığını açıklamakla yetindi. Varsa da açıklamayı tercih etmiyor. Yine Federal Sağlık Bakanlığı ve bölge hastanelerinde de bu yönde tutulmuş bilgilerin olmadığı ifade ediliyor.

Daha önce ABD’de yapılan araştırmalarda en fazla işçi sınıfının, yoksulların, siyahların ve göçmenlerin koronadan hayatını kaybettiği saptanmıştı. Benzer bir tablonun Almanya’da olup olmadığını ortaya çıkarmak için Süddeutsche, NDR ve WDR yayın organları tarafından 16 eyaletin sağlık dairelerine gönderilen sorulara sadece Bremen ve Berlin yanıt vermiş. Hem de ayrıntılı olarak.

Örneğin, Bremen’e koronayı kayak tatilinden dönen zenginler getirmiş. Sonra düşük gelirli yoksul ve büyük ailelerin yaşadığı semtlerde yaygın olarak görülmeye başlanmış. Yine Berlin Sağlık Dairesi tarafından tutulan ayrıntılı verilerde ölü ve vaka sayılarındaki artış yoksulluk, işsizlik, küçük konut, düşük gelirli iş gibi faktörlerle doğrudan bağlantılı olduğu görülüyor. Daire şu tespiti yapıyor: “İşsizlik ve sosyal yardım alanlar arttıkça, ilçelerde kovid-19 da artıyor.” (berlin.de/sen/gesundheit)

Vaka sayısının en yüksek olduğu ilçeler (Mitte, Neukölln, Kreuzberg) Türkiye ve Arap ülkelerinden gelen göçmenlerin en fazla yaşadığı ve yukarıdaki kriterlerin tümünün görüldüğü özelliklere sahip.

Koronaya yakalanıp yoğun bakıma düşmek de yine sosyal konum, barınma, beslenme koşullarına bağlı. Düzenli ve belli bir seviyede gelirleri ve yaşam standartları olanların bağışıklık sistemleri, yoksul, düşük ücretli işlerde çalışan, dar konutlarda yaşamak zorunda kalanlardan daha güçlü. Dolayısıyla, ülkenin “en alttakileri” olan göçmenlerin en fazla yoğun bakım ünitelerine düşmelerinde de şaşılacak bir durum olmaması gerekiyor.

Bu aynı zamanda sağlıklı yaşam ile sosyal konum arasında yakın bir ilişkinin olduğu anlamına geliyor. Örneğin, Süddeutsche Zeitung’da geçen hafta yer alan bir habere göre, 1.3 milyon sağlık sigortası üyesi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre sosyal yardım (Hartz IV) alanlar arasında koronavirüs nedeniyle hastaneye gidenlerin oranı, bir işi olanlardan iki kat daha fazla.

Özetle, Almanya ve diğer ülkelerde göçmenlerin daha fazla koronavirüse yakalanması, yoğun bakıma muhtaç hale gelmesinin nedeni etnik kimlikleri, sahip oldukları inançlar, dil bilmemeleri, geleneksel bir şekilde yaşamaları değil, kapitalist sistemin onlara reva gördüğü çalışma, beslenme ve barınma koşullarıdır. Bu gerçek göz önünde bulundurulmadan yapılan her değerlendirme ve haber, halklar arasında ön yargıları ve düşmanlıkları körükleyerek var olmaya çalışan ırkçıların, milliyetçilerin ve faşistlerin içine yarayacaktır.

Durum bu kadar net.