Korona aşılarının ekonomi politiği

Bild von Pete Linforth auf Pixabay

YÜCEL ÖZDEMİR

Avrupa bir haftadır İngiliz-İsveç ortaklığıyla geliştirilip piyasaya sürülen Astra-Zeneca aşısıyla yatıp kalkıyor. Gazete manşetlerinde, televizyon haberlerinde bir süredir kitlesel şekilde kullanılan aşının yararları ve zararları üzerinde duruluyor.

AB Komisyonu tarafından satın alınan ve birçok üye ülkeye dağıtılan aşının kullanımı çok sayıda ülkede durduruldu. Aşının nadir de olsa bazı insanlarda kan pıhtılaşmasına, ölümlere yol açtığı belirtiliyor. Hafta başında kullanımı durduran Almanya’da ortaya çıkan 7 vakada 3 ölüm gerçekleşti.

Astra-Zeneca konusunda bilim insanları da bölünmüş durumda. Bir grup her aşının on binde, yüz binde bir bu türden sonuçlara yol açabileceğini ifade ederek Astra-Zeneca’nın kullanılması gerektiğini savunuyor. Diğer grup ise kullanımın derhal durdurulmasını istiyorlar. Hem AB hem de üye ülkeler nezdinde yapılan inceleme ve değerlendirmelerin birkaç gün içinde sonuçlanması bekleniyor.

Korona belasından kurtulmak için kitlesel aşılamanın tek seçenek olarak görüldüğü günümüzde, geliştirilen ve yapılmaya başlanan bir aşının devre dışında kalması doğal olarak süreci uzatacak, aşılar konusundaki tedirginlik ve endişeleri derinleştirecektir. Özellikle aşı karşıtı gruplar bunu fırsata çevirebilir.

Ancak Astra-Zeneca ekseninde olup bitenlerin arkasında ticari rekabet ve pazar paylaşım hesaplarının hiç de az olmadığı anlaşılıyor. Öncelikle AB Komisyonu, üye ülkeler için yapılan alımlar öncesinde bilimsel incelemeleri bir yana bırakarak, bir an önce aşının piyasaya sürülmesini temel politika haline getirdi. Hal böyle olunca Astra-Zeneca’nın da aralarında olduğu aşılar Avrupa İlaç Dairesi (Europäische Arzneimittelbehörde-EMA) tarafından gerçek anlamda incelenmeden, politik çıkarlara bağlı olarak hızlı şekilde piyasaya sürüldü. Bu nedenle; Astra-Zeneca’da tıbbi açıdan ortaya çıkabilecek sorunların kusuru bilim insanlarının değil, bir an önce aşıyı piyasaya sürmek isteyen siyasetçilerindir.

Bununla birlikte bugün Astra-Zeneca üzerinde bunca tartışmanın yapılmasının arkasında ekonomik rekabet, pazar paylaşımı endişesinin olduğuna dair güçlü ibareler bulunuyor. Her şeyden önce Astra-Zeneca, bugüne kadar piyasaya sürülen en ucuz (4 dolar, 1.78 avro) ve en kolay depolanabilen (2-8 derecede) aşı olma özelliği taşıyor. Bu özellikleri nedeniyle kısa sürede piyasayı domine etmeye başladı.

Federal İstatistik Dairesinin verlerine göre, AB’de kullanım izni alan Alman tekeli BioNTech’in 20, ABD tekelleri Moderna’nın 37, Johnson & Johnson’un 10 dolardan satıldığı göz önünde bulundurulduğunda, özellikle bütçeleri küçük nüfusları büyük ülkelerin Astra-Zeneca’ya yöneleceği açık. Üstelik, üretim bakımında da Astra-Zeneca daha hızlı bir şekilde piyasaya sürülebiliyor. (Sinovac 30, Sputnik V 10 dolardan satıyor.)

İzin veren ülkelerin sayısı da bunu gösteriyor. Bugüne kadar BioNTech’e 61, Astra-Zeneca’ya 41 ülke izin vermiş. Diğer aşılar bu konuda daha geriden geliyor: Moderna 27, Sinovac 10, Sputnik V 9 ülke. (16 Şubat 2021, Our World in Data)

Genel olarak piyasayı domine etme, rakiplerini geçme potansiyeli taşıyan Astra-Zeneca’ya karşı, diğer ilaç tekelleri ve arkalarındaki ülkeler tarafından, ortaya çıkan vakalar nedeniyle bir karşı strateji belirleyip belirlemediğinin doğal olarak sorgulanması gerekiyor.

Bilimsel açıdan bir sorunun olmaması durumunda bile bugüne kadar yapılan yayınlar, alınan kararlar Astra-Zeneca’nın imajını zedelediği, büyük bir pazar payı elde etme şansını azalttığını yeterince gösteriyor.

Astra-Zeneca’nın bir ortağı AB üyesi İsveç olmakla birlikte büyük ortağın AB’ye rest çekip ayrılan Birleşik Krallık (İngiltere) olduğunu hatırlatmakta yarar var. Ayrıca ABD, Avrupa’da yaygın kullanıldığı halde Astra-Zeneca’nın kullanılmasına halen izin vermiş değil. Ancak, aynı aşının on binlerce dozu ABD’de üretilip AB ülkelerine satılmaya başlanmış.

Avrupa’da Astra-Zeneca konusunda bunlar yaşanırken geçen hafta Asya’da da aşı konusunda ilginç gelişmeler yaşandı. German-Foreign-Policy’de yer alan habere göre; ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan arasında yapılan “Quad Zirvesi”nde, bölgede aşı konusunda Çin’in önüne geçmek için merkezi Haydarabad’da bulunan Hindistan firması Biological E’ye Johnson & Johnson aşısını üretip pazarlama yetkisi verildi. Hedef: 2022’nin sonunda kadar bir milyar doz aşı üretmek. Bu kararla bölgede Çin’e aşı üzerinde de bir savaş açılmış oldu.

Gelişmelerle; siyaseten koronavirüsle mücadelede başarının yolu; kısa sürede çok fazla sayıda yurttaşı doğru ve güvenilir şekilde aşılamaktan geçiyor. Ne var ki, ilaç tekelleri ve onların arkasındaki ülkelerin hükümetleri, yurttaşların yaşamının kısa sürede normalleşmesinden çok kapitalist rekabette, pazarı kontrol etmekte bir adım öne geçmenin derdinde. Kapitalist ülkeler ve tekeller arasında koronanın ekonomi politiğinden yararlanmayı esas politika haline getirdikleri için, insanlık daha uzun bir süre daha can derdine yaşamaya devam edecek.