Bir döner işçisinin hayat hikayesi: ‚Kendimi köle gibi hissediyorum‘

Hayatın içinden sayfamızda bu hafta döner dükkanında çalışan bir kadın emekçinin kendi kalemiyle aktardığı hayat hikayesine yer veriyoruz. Dortmund’ta yaşayan ve kendisi istemediği için adını yayınlamadığımız döner işçisi küçük işyerlerindeki çalışma hayatının zorluklarına dikkat çekiyor.

Almanya’da iş yaşamı bugünlerde çok konuşulur oldu. Ben Alman yazar Günter Wallraff’ın dediği “en alttakiler”den biriyim. Size en diptekilerin sesi olarak yazıyorum.

Almanya’ya evlenerek geldim. Bu hikâye tanıdık gelebilir size. Hani romanlara konu olan ‚ithal gelinlerden‘ biriyim. Almanya’da ‚ithal gelin‘ olmanın zorlukları herhalde ölünceye kadar yakamı bırakmayacak.

Güney Almanya’yı terk edip bir kızımla Dortmund’a taşındım, iyi kötü borç harç bir ev bulup yerleştim. İş aramaya başladım. Başka bir seçeneğim yoktu.

Hayatımda yeni bir sayfa, yeni bir dönem başlamıştı. Almancam yeterli değildi, mesleğim yok. Derken bir imbisin kapısından ayağımı içeri attım. Ne iş olursa yapardım. Temizlikle başladım. Tecrübem arttı, tezgah, fırın derken imbis işçisi oluverdim.

Bütün patronlar işçinin eli temiz ve çabuk olsun istiyor. Bir de itiraz etmesin ve kasa sürekli artsın istiyorlar. Bir iki gün üç pizza eksik satılsa işçiden biliniyor. İşçiden aşırı hızlı olması, çok çalışıp az alması isteniyor. Patronun kârıysa hep yükselsin isteniyor.

İmbis işçiliği oldukça zor. Burada doğup büyüyen kişiler bu işte çalışmazlar, çalışmaları da mantıklı değil. Ancak bizim gibi göçmen, dilsiz, mesleksiz kadın ve erkek işçiler çalışır. Hele kadınlar için daha da zor bir iş, çünkü 9-10 saat sürekli ayaktasın, ara vermek yok, sürekli koşturuyorsun. Aldığın ücret de yeterli değil. Başlama saati belli, ama bitiş hiç belli olmuyor. Bulaşıkta isen “saatim geldi” deyip gidemiyorsun, patron önüne habire tabak yığıyor. Fırındaysan saatin bitse de sipariş alınıyor ve yetiştirmen isteniyor. Fazladan çalıştıkları saatler ise hiç görülmüyor. Bir gün erken bırakayım desen, izin yok! Neden sesimiz çıkmaz, biz işçiler niye korkarız bilmiyorum, ama durum böyle.

Biz kendi hakkımızı aramazsak, patron zaten vermez. “Çok çalıştır az öde” formülü tüm patronların ortak noktası. İşçilerse tek ve yalnız. Ne bir sendika var, ne başka bir kurum. Sendikanın adını duymuşuz, ama üye olan yok. İmbis sektöründe belirlenmiş bir temel ücret de yok. Herkes kişi olarak patronlarla pazarlığını yapıyor ve diğer işçinin aldığı ücreti bilmiyor.

Kendimi köle gibi hissediyorum, kimseye de bu işi tavsiye etmiyorum. İş bölümü yok, iş tanımı yok, döner kes, servis yap, yer süpür, fırın pizza ne varsa yapıyorsun. Sürekli en yüksek tempoda çalışıyorsun. Üstüne bir de korona geldi, çok büyük zorluklar yaşadık. Müşteriler den kaynaklı zorluklar da yaşadık, hâlâ maskeyle çalışmak zorundayız. Bir ay da tamamen evdeydik. Maaşlar ödenmedi, sadece devletin verdiği kısa çalışma ödeneği ile yetinmek zorunda kaldık.

Daha iyi şartlarda çalışmak için mücadele etmemiz gerekiyor, işçiler bunun için birleşmedikçe bu sorunlar hep böyle devam edecek.