Faşizm dönemi mimarisinin belgeseli: Taştaki Vahşet

SELÇUK KOZAN

Hitler 1933’de iktidarı ele geçirdiğinde, en çok önem verdiği propagandaydı. nazi ideolojisi, etki alanını genişletmek ve kitleleri etkilemenin en önemli yollarından birinin sanat olduğu gerçeğiyle hareket ederken, resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarının yanı sıra filmlerle de yoğun bir propaganda faaliyeti yürüttü. Hatta özel bir propaganda bakanlığı bile kurulmuştu. “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı” kurulurken, başına, yalanlarıyla kitleleri etkilemeyi başaran dönemin ünlü faşistlerinden Goebbels getirilmişti. Özellikle filmler, nazi ordusunun üstünlüğü, komünistlerin, demokratların, Yahudilerin düşman olduğu fikri, yanı sıra gösterişli mimari yapılarla süslenenerek, gelecek büyük Almanya planlarını da işleyen etkili propaganda filmleri yapılmıştı. ‚Triumph des Willens‘ (İradenin Zaferi ) adlı film de bu tarz filmlerden biriydi.

İRADENİN ZAFERİ”

1934’de Nürnberg’de düzenlenen nazi parti kongresini konu alan film, oyuncu ve fotoğrafçı Riefenstahl tarafından çekilir. Büyük bir maddi kaynakla desteklenmiş ve o güne kadar kullanılmayan bütün yeni teknikler kullanılmıştır. Riefenstahl, filmin yönetmenliğinin yanı sıra senaryoyu da Walter Rutmann’la birlikte yazar. Nürnberg bu film için en uygun şehirdir. 30 kameraman ve en iyi teknisyenlerle çekilen film, havadan yapılan çekimler, telefoto lensler ve etkileyici müziklerin kullanılmasıyla oldukça yenilikçi ve Hitleri yücelten en etkili propaganda filminin ortaya çıkması sağlanmıştır. 400 kilometre uzunluğunda ham film harcanırken, 6 ay süren kurgu ve çekimler sonunda, 2 saatlik bir film ortaya çıkarılmıştı.

Büyük yatırımların yapıldığı propaganda filmleri sadece Almanya değil dünyanın bir çok ülkesinde gösterilmiş ve büyük bir etki yaratmıştır.

1961 yılında çekilen “Taştaki Vahşet” filmi ise, Hitler’in propaganda filmlerinde kullanılan mimari yapılar ile faşizmin ideolojisi arasındaki bağı içerirken, faşizmin insan üzerinde yarattığı etkiyi bir kez daha göstermesi açısından önemli bir belgesel olarak sinema tarihine geçti.

FAŞİZMİN MİMARİSİ

Özellikle nazi döneminde harap olmuş yapıların işlenen vahşete nasıl tanıklık ettiğini perdeye yansıtan bu belgesel film bir çok açıdan önemlidir. 1960 ve 1970’lerde Alman film yapımcıları ve Alman sinemasının 1950’lerde nazi dönemiyle ilgili olarak hafıza kaybını tersine çevirdiği bir dönemin başlangıcıdır.

Alexander Kluge ve Peter Schamoni, 1961’de çektikleri “Taştaki Vahşet” (Brutalität in Stein) adlı kısa belgesel filmle, nazi döneminin egemen ideolojisiyle mimari ve prestij yapıları arasında bir bağ kuruyor. Roma mimarisinden etkilenen Hitler, neoklasik ve ‚art deco‘ tarzıyla, faşizmin ideolojisine uygun anıtsal yapılar inşa ettirmiş ya da Welthauptstadt Germania (Dünya başkenti Germania) gibi ütopik ve güç simgesi olacak anıtsal projeler planlamıştır.

Mimari yapıların nasıl faşist idelojinin hizmetine sokulduğunu göstermesi bakımından ilginç ve önemli olan belgeselde ilk olarak “Nürnberg Kongre Alanı” gösteriliyor. Kısa çekimlerle binaların bölümleri özellikle köşeler ve kenarlar gösteriliyor. Motiflere faşist şarkılar, coşkulu kitlesel tezahüratlar ve “Heil” haykırışlarıyla, Hitler’in haber görüntülerinden alınan kısa kesitler eşlik ediyor. Trampet sesi ise mimari detayların katı askeri karakterinin altını çiziyor. Sanat tarihçisi Karl Arndt yıllar sonra değerlendirdiği belgesel film ile ilgili şunları söylüyor: “Sütunlar ve sütunlar gibi monoton motif sıraları, sert kenarlı şekiller ve ayrıntıların keskin bir şekilde ayrılması dikkat çekiyor. Bunun dışında düzenli aralıklarla eklenmiş kule benzeri yapılar mimariye güçlü bir karakter kazandırıyor.”

Sanat tarihçisi Hans- Jochen Kunst ise bu dönemim mimari yapısını değerlendirirken, daha çok psikolojik ve ideolojik kararkteri üzerinde durarak, “İnsanlara askeri sütunlar ve yürüyen blokların üyeleri gibi hitap ederek, onları fedakarlık ve savaşa hazır bir ulusal topluluk haline getirmek istiyorlardı” diyor. nazi mitinglerinde bloklar halinde düzenlenen kitlesel yürüyüşler bunun en iyi örneklerinden biridir. Mimari yapılar böylelikle kitleleri askerileştirmeye hizmet ediyor. Hans-Ernst Mittig bunu “mimari militarizm” olarak tanımlıyor.

Filmin diğer bölümlerinde, mimarideki klasisizm üslubuyla, yücelik ve kutsal bir güç vurgusunu ve ‚Führer kültürü‘ ve faşizmin kutsanmasını vurguluyor. Film daha sonra Auschwitz toplama kampı ve uygarlığın çöküşüne dikkat çeken sahnelerle devam ediyor.

Ayrıca nazi döneminin inşa politikası, uygulamaya koyamadığı planlar, taslaklar, Hitler’in minyatür modelleri ve taslakları kullanılarak, faşizmin gelecek tasarımını konu alan görüntülerle devam ediyor. Hitler’in devasa diktatörlüğüne karşı, hava saldırısı sirenleri ve düşen bomba sesleri izliyor. Filmin sonundaysa nazilerin miting alanlarında kalan taşlar ve moloz yığınları ve Hitler’in dünyanın başkenti yapmak istediği Almanya’dan geriye kalan yıkık şehirler görünüyor…

Film 1961’de Oberhausen’da bir film festivalinde gösterildi. Amerika’nın desteğiyle Hollywood modeline göre tasarlanmış Alman sineması, “Taştaki Vahşet” sonrası bir çok benzer filmin ortaya çıkması, ticari kaygı gözetmeyen Alman genç sinemacılar için, yeni bir bakış açısı sunmuştur. Yurtdışında da büyük ilgi gören film, aynı zamanda bazı eleştirilere de maruz kalmıştır. Filmde, Hitler faşizminin kendi başına bir gelişme olarak görmenin doğru olmadığı, bunun tarihsel karakterinin göz ardı edildiği gibi eleştiriler yapılmıştır.