Kartlar yeniden karılırken: Türkiye-AB ilişkileri nereye?

YÜCEL ÖZDEMİR

ABD’deki seçim sonuçlarının da etkisiyle emperyalist devletler arasındaki ittifakların kalın çizgilerle belirlenmesi için kartlar yeniden karılmaya başlandı.

ABD’nin uzunca bir süredir Rusya ve Çin’i açıktan “düşman” ilan ettiği biliniyor. Yeni Başkan Joe Biden, bu strateji çerçevesinde Avrupa ile ittifakı yenileyerek, Çin ve Rusya’ya karşı cepheyi genişletme hesabı yapıyor.

Bu çerçevede Biden, dün akşam başlayan AB zirvesine de video-konferansla katılarak transatlantik ilişkileri yenileyerek derinleştirme çağrısında bulundu. Zirve öncesinde Çin-AB ilişkilerinde tansiyonun yükselmesinin arkasında da ABD’nin olduğu söylenebilir. AB’nin Uygur azınlığa yapılan zulmü nedeniyle Çinli bazı yöneticileri yaptırrım listesine almasına Pekin’in tepkisi sert oldu. Avrupalı bazı siyasetçi, bilim insanı ve sivil toplum örgütü yöneticilerine Çin’e giriş yasağı getirildi.

İnsan hakları ihlalleri nedeniyle Çin’e yaptırım kararı alan AB, Türkiye’de Kürtlere ve kadınlara yapılanları ise görmezden gelmeye devam etti. Tam bir çifte standart örneği…

Gelişmeler, emperyalist paylaşım ve rekabette “Avrupa”nın genel hatlarıyla Rusya ve Çin’e karşı ABD ile aynı ittifakta yer alacağını gösteriyor. Ancak, bunun ABD’nin istediği sertlikte ve netlikte olmayacağı da açık. Zira, Çin ve Rusya ile yakın ticari ilişkilere sahip ülkeler fırsatı geldiğinde itirazlarını dile getirecek, yan çizmeye başlayacaklar.

ABD, dünyanın yeniden “iki kutuplu” hale gelmesi için uğraşırken, iki ülkenin durumu, tutumu ve ekonomik çıkarları özel olarak dikkat çekiyor. Bunlardan ilki Almanya, ikincisi Türkiye.

Almanya, AB’de ağırlığı olan ülke olarak transatlantik ilişkilerin bundan sonra nasıl devam edeceği konusunda önemli bir yere sahip. Ekonomik çıkarları AB’yi bir arada tutarak ABD, Rusya ve Çin ile dengeli ilişkiler sürdürmeyi adeta zorunlu kılıyor. Almanya’nın ihracatının yaklaşık üçte ikisi AB içinde. Geriye kalan üçte birlik bölümde ise ABD birinci Çin ikinci sırada. (2019)

İthalatta ise Çin ilk sırada. Keza Almanya ihtiyaç duyduğu doğal gazın önemli bir bölümünü Rusya’dan alıyor. Rusya-Almanya arasında kurulan doğal gaz hatları (Nord Stream/Kuzey Akımı), sadece ticari değil siyasi açıdan da büyük bir önem taşıyor. Bu nedenle, ABD açısından Türkiye’nin satın aldığı S-400’lerden de tehlikeli. Nihayetinde, S-400’leri ambarda tutmak doğal gaz hatlarını iptal etmekten daha kolay.

Ekonomik açıdan benzer bir tablo Türkiye için de geçerli. En fazla ihracat yaptığı ülke Almanya, en fazla ithalat yaptığı ülke ise Çin. Almanya en fazla ithalat yaptığı ikinci ülke. Dolayısıyla, Türkiye ile Almanya arasındaki ticari ilişkiler çok az iki ülke arasında görülebilen yoğunlukta olma özelliği taşıyor. Özellikle Türkiye için. Türkiye de enerjide Rusya’ya bağımlı.

Bu durum, geniş çerçevede bakıldığında Türk ve Alman egemen sınıflarını birbirine bağımlı hale getirmiş, en ters durumlarda bile birbirini kolayca gözden çıkarmayacaklarını gösteriyor. Almanya’nın Erdoğan’ın onca aşağılamalarına, Hitler benzetmelerine rağmen ilişkileri belli bir denge üzerine sürdürmesinin arkasında da asıl olarak bu ekonomik ilişkiler bulunuyor.

Erdoğan’ın önceki dönemden farklı olarak yüzünü bu kez daha güçlü bir şekilde Almanya’ya dönmesinin arkasında, ABD’nin Çin ve Rusya karşısında net tutum beklediği bir döneme girmesi yatıyor. Almanya’nın her durumda ABD’nin Çin ve Rusya politikasını kabul etmeyeceği bugünden öngörülebilir. Berlin bu nedenle Erdoğan için, ABD ile Rusya/Çin arasında kurulan kapandan kurtulmanın yeni adresi.

Berlin de bunun farkında.

Alman burjuvazisinin borazanı durumundaki Handelsblatt gazetesinin önceki gün attığı “Türkiye Berlin’e oynuyor” başlığı bu açıdan manidar. Gazeteye konuşan Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Bazı konularda Alman hükümeti tayin edici şekilde Türkiye’ye yardımcı olabilir” diyor. (24.03.2021)

AB zirvesi ve AKP kongresi öncesinde Erdoğan’ın Merkel’e video-konferansla bağlanıp “Yapıcı ve olumlu kararlar çıkmasını beklediklerini” ifade etmesi “kanka muhabbeti”nin başladığını gösteriyor. Berlin, elbette kapana sıkışmakla karşı karşıya olan Erdoğan’ı elinin tersiyle itmeyecek. Aksine bu durumdan yararlanarak kendisine bağımlı hale getirme, ekonomik, siyasi ve bölgesel planlarını hayata geçirmek için kullanacaktır.

Sığınmacıları durdurmak için “bekçilik görevi”nin kusursuz şekilde yerine getirilmesi bunlardan sadece biri…

Washington-Moskova/Pekin hattında gerilim arttıkça Berlin-Ankara hattında diplomasi trafiği de yoğunlaşacak gibi görünüyor. Bu aynı zamanda, Erdoğan rejiminin içeride ve dışarıda yaptıklarının Berlin’de temize çıkarılacağı anlamına da geliyor. Bu nedenle, son haftalarda Türkiye’de temel hak ve özgürlüklere yönelik saldırılar karşısında Alman hükümetinin yarım ağızla diplomatik eleştirisinin bir hükmü bulunmuyor.

Bu durum da, Alman devletinin Türkiye politikasına karşı güçlü bir mücadele ihtiyacını kendiliğinden ortaya çıkarıyor.