Almanya’yı birleştiren tutkal: Federalizm

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da koronavirüs sadece günlük hayatımıza değil, egemen sınıfların yönetme biçiminde de bazı değişikliklere yol açtı. Pek çok konuda federal ve eyalet parlamentoları “hızlı karar alma” gerekçesiyle devre dışı bırakıldı. Bu süreçte ülkenin ve halkın geleceğini ilgilendiren önemli kararların çoğu bir kaç bakanlığın bir araya getirilerek oluşturulduğu “Korona Kabinesi” ve “Başbakanlar Konferansı” (Ministerpräsidenten Konferenz-MKP) tarafından alındı. Özellikle, 16 eyaletin başbakanı ile federal başbakan Angela Merkel’in yanına aldığı bir kaç bakanla katıldığı MKP toplantıları en önemli kararların alındığı, tartışmaların yapıldığı karar mekanizması haline geldi.

Eyalet başbakanlarının bir araya gelmesi, görüş alışverişinde bulunması, daha önce dört aylık periyotlara bağlanmış rutin bir uygulamaydı. Bu toplantıların ikisine federal başbakanın da katılması rutin bir durum. “Federal devlet” olmanın gereği yapılan başbakanlar toplantısınında konuşulanlar korona öncesi dönemde çoğunlukla haber konusu dahi olmazdı.

Karar almaktan çok politik yönelim ve durum değerlendirmesi açısından önem taşıyan MKP toplantılarının başkanları yılda bir alfabetik sıraya göre değişiyor. Bir önceki başkan durumundaki eyaletin başbakanı da başkan yardımcısı rolünü üstleniyor.

Son bir yıldır Berlin ve Bavyera başbakanlarının Angela Merkel ile birlikte basın toplantılarına katılması da bu yüzden. 1 Kasım 2021’de dönem başkanlığı devredilecek. Daha önce prosedür gereğince eyalet başbakanları toplantılarında alınmasında yarar görülen kararlar öncelikle eyalet parlamentolarında ele alınır, tartışılırdı. Keza Federal Parlamento’nun karar alması sürçteki rolü çok daha fazlaydı. Hem eyaletlerin girişimiyle hazırlanan yasa hasarıları hem de federal parlamento tarafından hazırlanan yasa tasarılarının bir bölümü en son olarak eyaletleri temsil eden Federal Eyaletler Meclisi’nde (Bundesrat) ele alınır, karara bağlanırdı. Özellikle AB ile ilgili gelişmelerde Bundesrat’ın yetkisi fazla.

Var olan kurumların işletilmeden, MKP’nin güçlü bir karar mekanizmasına dönüştürülmesi pek çok hukukçu tarafından eleştiriliyor. Örneğin Leipzig Üniversitesi’den Prof. Christoph Degenhart şöyle diyor: “Burada kritik olan, alınan sert önlem kararları ve yönetmenliklerin eyalet hükümetleri tarafından uygulanması. Eyalet parlamentoları ve federal parlamento dışarıda bırakıldı. Bu uygulama kalıcı olmamalı.” (rp-online.de, 03.03.2021)

23 Mart’ta yapılan MKP toplantısında kimi eyaletlerin itiraza rağmen, Merkel’in önerisiyle Paskalya tatili döneminde her yerin kapatılmasına karar verildi. Bir çok eyalet başbakanı istemeden destek verdi. Bazı eyaletler kapanma yerinde açılmayı savundu. Böylece eyaletlerle federal hükümet arasında her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Merkel, bir gün sonra kameraların karşısında geçerek açıktan halktan özür diledi. Gerekçe olarak da kısa zamanda tam kapanmanın gerçekleştirilmesinin gerçekçi bir yaklaşım olmamasını gösterdi.

EYALETLERİN GÜCÜ

Merkel ile eyaletler arasındaki tartışma bir kez daha “federalizm” tartışmalarını beraberinde getirdi. Yeniden bir reformun yapılmasını isteyenler merkezi hükümete daha fazla yetkinin verilmesini dillendiriyorlar. Almanya’nın federal yapısının elbette tarihsel nedenleri var. Federalizm, kapitalizmin Almanya topraklarında gelişmesiyle birlikte küçük devletçiklerin, prensliklerin, ‚bağımsız şehirler’in, zorunluluktan ötürü esnek bağlarla birbirine bağlanmasının tek seçeneği oldu. Tersi savaştan başka bir şey değildi.

Büyük Roma İmparatorluğu’nun yıkılması, özgürlük taleplerinin geniş kitleler arasında yayılması, Avrupa’nın yeniden büyük güçler tarafından paylaşılmasına yol açan savaşların kapıyı çalması gibi gelişmeler, adeta krallıklar, prenslikler (Fürsten), bağımsız-hür şehirlerin bir araya gelmesine yol açtı. Tarih 1815’e geldiğinde toplam 41 Alman prensliği ve krallığı mevcuttu.

Ancak, “Alman birliği” için en önemli dönemecin 1870-71 Alman-Fransız Savaşı olduğu söylenebilir. Prusya’nın öncülüğünde savaşı kazanan Alman krallıkları, prenslikler, bağımsız şehirler, federal tarzda birleşmeye karar verdiler. Kapitalizmin gelişmesi, Alman sermayesinin ulus devlet tarzında birleşerek emperyalist güce dönüşme ve sömürgeler elde etme isteği öncelikli politika haline gelmişti. Bu politikanın temsilciliğini dönemin başbakanı Otto von Bismarck yapıyordu. 1867’de Prusya’nın öncülüğünde bir araya gelerek Kuzey Alman Birliği’ni (Norddeutsche Bund) kuran kuzeydeki prenslik ve krallık temsilcileri, kurdukları “Bundesrath”ta bir araya gelerek kararlar almaya başladılar. Seçimle değil, katılan devlet ve krallıkların büyüklüğe göre “Bundesrath”ta temsiliyet sağlandı.

Güneydeki Baden, Württemberg, Hessen-Darmstadt, Bavyera krallıkları Fransa savaşının kazanılmasından sonra birliğe dahil oldular ve yeni imparatorluğun adı “Deutsche Kaiserreich” (Alman Krallık İmparatorluğu) olarak değiştirirken, “Bundesrath” da varlığını yeni katılımlarla sürürdü. Bugünkü Bundesrat’ın (Eyaletler Konseyi) kökleri bu tarihe dayanıyor. Tabandan değil, tepede egemenlik haklarından vazgeçmek istemeyen prenslikler, Bundestag (meclis) dışında, önemli kararların alınması için böylesine bir konseyin kurulmasını sağladılar. 18 Ocak 1870’te Paris’teki Versay Sarayı’nın Aynalı Salonu’nda yapılan tören bu nedenle yeni imparatorluk için bir başlangıç sağılıyor Alman tarihinde.

BUNDESRAT VE FEDERALİZM DENGESİ

Alman Kayzer İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra kurulan Weimar Cumhuriyeti döneminde konseyin yetkileri arttırıldı. Yeni anayasa için Bundesrat’da üçte iki çoğunluk şartı hayata geçirildi. Hitler faşizmi işbaşına geldikten sonra ise 1934’te Bundesrat kaldırıldı. Otoriter-merkezi bir rejim kuran faşizm, eyaletlere verilen hakların çoğunu da ortadan kaldırdı. Savaştan sonra dengeyi sağlamak için daha fazla yetkiyle yeniden kuruldu.

Seçimlerle değil, eyaletlerlerde işbaşında olan hükümetlerin gönderdiği temsilcilerden oluşan Bundesrat’taki dağılım da, federalizm dengesi üzerinden oluşturuldu. 69 sandalyeli konseyde ekonomik, siyasi ve nüfus ağırlığı olan Kuzey Ren Vestfalya, Aşağı Saksonya, Bavyera, Baden-Wüttemberg’in altışar oyu bulunuyor. İki Almanya’nın birleşmesinden sonra Bundesrat’a dahil olan beş eyaletinse dörder oyları var.

Kökleri Alman ulus-devletinin kuruluşuna kadar uzanan federalizm, karar alma süreçlerine eyaletleri de dahil ettiği için olumlu değerlendiriliyor. Ancak buna rağmen faşizmin ülkede işbaşına gelmesinin önüne geçemedi. Yerelden yönetime karşı çıkan otoriter rejimlerin çoğu karar alma sürecini hızlandırmak için federalizm yerine merkeziyetçiliği savunuyorlar. Pandemi konusunda zor durumda kalan Merkel de yaptığı tehditle eyaletleri devre dışı bırakabileceklerinin mesajını verdi. Almanya’da federalizm tartışmaları elbette ilk kez yapılmıyor. Her benzer krizde sistem yeniden masaya yatırılıyor. Bu, Alman sermayesinin içerideki ve dışarıdaki gelişmelere daha hızlı bir şekilde müdahale etmek için karar mekanizmasını tek merkezde toplama isteğinin güçlü olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ancak tarihsel gelişmeler, eyaletlerin kolay bir şekilde bulundukları yerden geri adım atmaya yanaşmayacaklarını da ortaya koyuyor.

Yönetimin tek merkez yerine tabana yayılması, halkın daha fazla sürece dahil edilmesini sağlayan halk demokrasisi kurulmadıkça, Alman egemen sınıfları arasında federalizm tartışması da hiç bitmeyecek gibi görünüyor.