IG Metall’den ücret kaybı ve gasplara onay

Foto: Yeni Hayat

SERDAR DERVENTLİ

Metal-Elektro ve Demir-Çelik işkollarında imzalanan toplu sözleşmelerde IG Metall, reel ücretlerin düşmesine, çalışma sürelerinin işletmelerin ihtiyacına göre düzenlenmesine -olabildiğince esnekleştirilmesine- onay verdi. Almanya sendikal tarihinde ilk kez bir sözleşmeye işletmelerin “asgari kâr hedefi” konuldu. Üretim merkezinin korunmasını ve kârların güvenceye alınmasını sözleşmelerle güvenceye alan IG Metall, “böylece krizin yükü adilce paylaşıldı” diyor. Sözleşme aynı zamanda sendika içinde ve fabrikalardaki mücadeleci kesimlerin zayıflığını da ortaya çıkardı.

Kendi deyimiyle dünyanın en büyük işkolu sendikası olan IG Metall, tarihi bir ilke daha imza attı: Eğer metal ve elektro işletmelerinin ciroya endeksli net kâr marjı (“Nettoumsatzrendite”) yüzde 2,3’ün altına düşerse o zaman ücret zamlarının ödenmesine gerek olmayacak!

Böylece Almanya sendikal tarihinde ilk kez bir sözleşmeye işletmelerin “asgari kâr hedefi” konulmuş oldu. Almanya’da bunun ikinci bir örneği yok- varsa da biz bilmiyoruz!

SKANDAL SÖZLEŞMEDE NELER VAR?

TİS sonucunun değerlendirmesine girmeden önce IG Metall’in açıkladığı sonuçlara bakalım:

– Haziran 2021 500€ korona ikramiyesi (çıraklara 300€) – Ödemeler Brüt=Net

– Temmuz 2021-Şubat 2022 arası her ay için %2,3 oranında “Dönüşüm parası” (“Transformationsgeld” = T-Geld) biriktirilecek ve Şubat 2022’de aylığın yüzde 18,4’ü düzeyinde (8 ay X %2,3 = %18,4) ödeme yapılabilecek.

– Şubat 2023’de ise aylığın yüzde 27,6’sı düzeyinde (12 ay X %2,3 = %27,6) yapılabilecek.

– Şirketler bir krizin içinde veya (teknolojik) dönüşüm sürecindeyseler, T-Geld’i ödemeyebilecekler. Veya bu parayı çalışma sürelerinin kısaltılması için kullanabilecekler. Ayrıca bu para yetmezse Noel parası yüzde 50 düzeyinde düşürülebilecek, 2018 sözleşmesinde “T-Zug-B” olarak yer alan 400€ ödeme de krizde veya dönüşüm sürecinde olan işletmeler tarafından ertelenebilecek veya “T-Zug-A” ile birlikte çalışma süresinin kısaltılması/işyerlerinin güvencesi için kullanılabilecek.

– Şirketin ciroya endeksli net kâr marjı (“Nettoumsatzrendite”) yüzde 2,3’ün altına düşerse yeni sözleşmede yer alan T-Geld ödemesi iptal edilebilecek, T-Zug-A ve B ödemeleri ertelenebilecek.

REEL ÜCRETLER DÜŞECEK!

Sözleşmenin ana metni olduğu gibi bildirilerle yapılan açıklamalarda son derece karmaşık ve yanlış anlamaya müsait olduğu görülmekte. Sözleşmeyi değerlendirdiğimiz IG Metall sekreteri bir arkadaşımız, görüşmede, “son yıllarda imzalanan sözleşmeler ne yazık ki çok karmaşık oluyor. İlk bakışta görünenin gerçek olmadığını ancak üç, beş soru sorduktan sonra anlıyorsunuz. 2021 sözleşmesi de böyle” diyerek bu sözleşmenin de bir hayli tartışmaya neden olacağını belirtti.

Yeniden değerlendirmemize dönecek olursak:

Bir önceki TİS döneminde (2020) olduğu gibi 2021’de de genel reel ücretlerde artış olmayacak – yani saat ücretleri aynı kalıyor. Enflasyon gözetildiğinde reel ücretler düşüyor. Bu aynı zamanda diğer bütün ödemelere de (izin parası, Noel parası, T-Zug-A gibi) olumsuz yansıyacak.

Somut olarak sadece haziran ayında işçilere 500 Euro, çıraklara ise 300 Euro düzeyinde vergiye tabi tutulmayan “korona ikramiyesi” ödenecek. IG Metall ve Gesamtmetall temsilcileri sanki “vergi muafiyetini” kendileri örgütlemiş gibi böbürlenerek, “500 Euro brüt = net olarak ödenecek, bu kesin” diyorlar. Gerçekte devlet işletmelerin daha az vergi ve sosyal kesinti ödemeleri için “korona” nedenli tüm ödemeleri vergi ve diğer kesintilerden muaf tutuyor.

ÇALIŞMA SÜRELERİ ESNEKLEŞTİRİLECEK

Hatırlanacağı gibi IG Metall yönetimi, 2021 TİS döneminde en önemli hedeflerinden birinin de işyeri güvencesi olduğunu ileri sürüyordu ve gerektiğinde “kısmi ücret denkleştirmesi karşılığında dört günlük çalışma haftası” uygulamasına geçilebileceğini söylüyordu.

İmzalanan sözleşmede “krizde veya dönüşüm sürecinde” olan işletmelerin haftalık çalışma sürelerini kısaltabilecekleri, 28 – 32 saate kadar (bu eyaletlere göre farklı) düşürülebilecekleri belirtiliyor. Bunun için işletmedeki TİS tarafları özel bir anlaşma imzalayacaklar. Çalışma sürelerinin kısaltılması da T-Geld ve T-Zug ile finanse edilecek. Sözleşmeye “pozitif” bakanlar, “işçiler ücret kayıplarını kendileri finanse etmiş olacaklar” diyor. Gerçekçi bakanlar ise, “işçilerin ücretleri düşürülecek” diyorlar ki doğrusu da bu.

Diğer yandan ise çalışma süreleri işletmenin ihtiyacına göre olabildiğince esnekleştirilecek. Bu, öncesi bir yana 2018’de imzalanan sözleşmede görüldü: Birçok işletmede T-Zug ödemesi yerine üretimin ihtiyacına göre izin günleri artırıldı – ama bu ek izin günleri daha önce söylendiği gibi işçilerin istedikleri zaman değil işletmenin isteğine göre düzenlendi. T-Geld ile bu uygulama iyice yaygınlaşacak. Bu da işletmeler için paha biçilmez bir araç anlamına geliyor: İşçilere genel ücret artışı verilmiyor, ikramiye türünde kararlaştırılan ödemeler üretimin esnekleştirilmesi için değerlendiriliyor ve işletmelere ek hiçbir harcama doğmuyor!

Son olarak yazımızın başında sözünü ettiğimiz ciroya endeksli net kâr marjına tekrar dönelim. Belirtildiği gibi ciroya endeksli net kâr marjı yüzde 2,3’ün altına düşerse verilmesi vaat edilen tüm ödemeler iptal edilebilecek. Bunun sözleşmeye alınması ‘sadece’ kapitalistlerin kâr hırsını kabullenme ve destekleme anlamına gelmiyor, aynı zamanda işçilerin daha fazla ücret kaybına uğramamak için kâr marjını yükseltme çabasına girecekleri anlamına geliyor.

Örneğin Volkswagen tekelinin, VW markalarının üretildiği bölümdeki ciroya endeksli net kâr marjı yıllarca 1,5 dolayındaydı. Son birkaç yıldır bu pek fazla değişmedi. Şimdi VW patronları, VW markalarının üretildiği tüm fabrikalarda çalışan işçilere kâr marjına ulaşmaları için daha çok baskı yapmalarına gerek kalmayacak. Ücret kaybına uğramak istemeyen çok daha fazla çaba harcayacak! Ayrıca şirket bilanço hesaplarında en kolay çarpıtma ciroya endeksli net kâr marjında yapılıyor – vergi kaçırmanın en kolay yolu çünkü bu!

HOFMANN’IN ADALETE ANLAYIŞI…

IG Metall Genel Başkanı Jörg Hofmann, sözleşmelerde üretim merkezinin korunmasının temel alınmasını, “asgari net kâr hedefinin” konulmasını, işçilerin Eylül 2022’ye kadar reel ücretlerinin düşürülmesini ve çalışma sürelerinin esnekleştirilmesini, “böylece krizin yükü adilce paylaşıldı” şeklinde yorumluyor. Başka bir konu olsa, “espri anlayışı kötü olan biri” deyip geçebilirdik. Ama söz konusu kişinin ülkenin en büyük sendikasının başkanı olması işi değiştiriyor.

Sorun sadece Hofmann’ın “garip adalet anlayışında” değil. Onun böyle pişkin pişkin konuşması, işçilerin aleyhine sınıf işbirlikçi politikalarda ısrar etmesi aynı zamanda mücadeleci kesimlerin zayıflığını da ortaya koyuyor.

Bugün yapmamız gereken bir yanda fabrikada işçilerle birlikte, sendikal platformlarda sendika bürokratlarıyla sözleşmeyi tartışmak, neden böyle bir sözleşmeye imza atıldığının hesabını sormak iken diğer yanda gerçekten tabandaki örgütlenmeyi güçlendirmek, gelecek mücadelelere daha hazırlıklı olmaktır. Önümüzdeki 1 Mayıs, çalışmamızı her iki yönde sürdürmek için iyi bir fırsat. Hep birlikte değerlendirelim.