Yaşamak, sermayenin virüsüne karşı mücadele etmektir

La Forge / Başyazı

Macron’un mayıs ortasına kadar kapanma ilanıyla birlikte pandeminin durmadan yüksekliği, hassas kırmızı çizgilerin çoktan geçildiği, sağlık çalışanlarının usandığı -ki bu gerçek- ve vatandaşların sorumsuzca davrandığına dair bir kampanya yürütülmeye başlandı. Sürekli mutasyon geçiren bir virüsün yayılmasının sorumlusunun bizler olduğu fikrini yaymak istiyorlar.

Siyaset ve sağlık sorumluları böylelikle epideminin kaotik yönetiminin sorumluluğundan da muaf tutulmak istiyorlar. Bundan dolayı bir korku ortamı yaratmak ve toplum içinde bölünmeler körüklemeye çalışıyorlar. “Hep birlikte” bu durumdan kurtuluruz fikrinin etrafında oluşan dayanışma duygularının tersine diğer halklara karşı, özellikle de “uzakta” olanlara; Afrika ya da Latin Amerika, Asya’da olanlara karşı ya şüpheli davranmayı ya da kayıtsız olmayı yaygınlaştırıyorlar. Aşıya ulaşma konusunda herkesin herkese karşı mücadele ettiği bir kavgaya giriştiler.

Rusya ve Çin, kısmen de Küba, aşıyı siyasi ve diplomatik bir silah yapmakla suçlanıyor ve bundan dolayı aşılarına da onay verilmiyor. Bu ideolojik tavrın ciddi sonuçları var ve teşhir edilmelidir. Aynı sırada kemer altı vuruşlar, “Aşı nakliyelerinin bloke edilmesine” yönelik manevralar, ek aşı alınması için gizli müzakereler yürütülürken, resmi olarak AB adına yapılan görüşme yürütenlerin başarılarından, kolektif davranmanın önemi iki yüzlüce öne çıkartılıyor. Aslında AB bugün olduğu kadar hiçbir zaman bu oranda bölünmüş görünmemişti, ama bu gerçeklik onun doğasının, kapitalist emperyalist inşasının bir parçasıdır.

Birkaç ay içinde dev ilaç tekelleri, yüzlerce milyon insanla sayılan bir pazara yönelik kamu parasıyla kitlesel bir üretim ve dağıtım sistemini yürürlüğe koydu, var olan virüs varyantları art arda (yeni) aşıların yapılması gerektiğini ve bunun uzun vadeli olacağını gösterdiğinden dolayı bu pazar tekeller açısından garanti altında.

Kimi yorumcuların “Virüsle birlikte yaşamak”tan bahsetmesinin ardında aslında ima ettikleri fikir tam da budur. Bir Fransız laboratuvarın aşıyı üretememesi, dünyanın üçüncü silah satıcısı olmakla övünen, Mali’ye Sahra’ya ve diğer emperyalist savaş alanlarına asker gönderen ve bunun maliyetini eğitimin, sağlığın, sosyal korumanın, kültürün olanaklarını kısarak karşılayan Fransız emperyalizmi devletinin durumunun göstergesidir. Keşifler için çaba sarf eden bilim insanları ve emekçilerin değerleri burada söz konusu değildir elbette, söz konusu olan tekellerin ve onun hizmetinde olan devletin tercihleri ve öncelik verdikleri alanlardır.

Yaşamak, dışarı çıkmayarak kapanmak, sosyal ilişkilerden kopmak, bireysel özgürlükleri var eden kolektif hakları savunmak için mücadeleden vazgeçmek değildir. İşçilerin, emekçi kitlelerin ve halkların birliği için çaba sarf etmektir; bölünme ve “ırk” ya da din temelinde dışlanmalara karşı mücadele etmektir.

Yaşamak, işten atmalara karşı mücadele etmek ve çalışma koşullarının, ücretlerin geriletilmesine, genç ve yetişkinler için çalışmanın esnekleştirilmesine, uzaktan çalışmanın doğurduğu mesai saatlerinin uzatılması, karşılığının ödenmemesine karşı mücadele edenlerle dayanışma demektir. Kültür hakkımızı savunma, bu sektörün emekçilerinin çalışma, üretme hakkını savunmak demektir. Aynı şekilde diğer ülkelerde tekel ve zenginlerin hizmetinde aynı politikalara karşı mücadele edenlerle dayanışmak demektir.

Yaşamak geleceğe yelken açmaktır, toplumun köklü değiştirilmesi, devrimci dönüşümü için mücadele etme hakkını savunmak ve hemen derhal bu yönlü çaba sarf etmektir.

(Çeviren: Deniz Uztopal)