Afganistan: Gittiler, yenildiler, çekiliyorlar

YÜCEL ÖZDEMİR

ABD Başkanı Joe Biden’in İkiz Kuleler’e saldırının 20. yıl dönümü olan 11 Eylül’e kadar Afganistan’dan çekileceklerini açıklamasının yankıları, etkileri ve tartışmaları devam ediyor. Kesin geri çekilme tarihi olarak ilan edilen 11 Eylül, “Soğuk Savaş”ın bitmesinden sonra hem emperyalist yayılmacılık çerçevesinde ortaya atılan “Önleyici Savaş” doktrini, hem NATO’nun yeni misyonu hem de “İslami terörle mücadele” adı altında temel hak ve özgürlüklerin budanması konusunda adeta bir “dönüm noktası” olma özelliği taşıyor. Bu nedenle pek çok analizci ’11 Eylül öncesi ve sonrası‘ diye bir ayrım yapmayı tercih ediyor.

1996’da Afganistan’da yönetimi ele geçiren, şeriat kurallarını uygulamaya başlayan Taliban’ın “kardeşi”, Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide tarafından New York’taki İkiz Kuleler’e düzenlenen terör saldırının “intikamını alma” adına ABD öncülüğünde NATO tarafından başlatılan işgal harekatının faturası ağır oldu. 20 yıl önce “terörün kökünü kazıma” adına ABD Başkanı Georg W. Bush tarafından ilan edilen ve NATO’nun Avrupa dışında girdiği ilk savaş olan Afganistan işgalinin bilançosunu bugünlerde çıkarmak ise emperyalist devletlerin ve sermaye medyasının işine gelmiyor.

Biden’in açıkladığı, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin tarafından resmi olarak geçtiğimiz hafta içinde muhataplarına iletilen geri çekilme kararı, Almanya Savunma Bakanı Anegret Kramp-Karrenbauer tarafından, “Birlikte gittik, birlikte çekiliyoruz” şeklinde özetlendi. Halbuki, Almanya daha yeni Afganistan’da görev yapan 1300 askerinin görev süresini önümüzdeki yıla kadar uzatmıştı. Sadece bu bile geri çekilme kararının asıl olarak ABD’ye ait olduğu, diğer ülkelere haber verilmeden alındığını gösteriyor. Bu ise diğer ülkelerin askerlerinin ABD’nin askeri gibi Afganistan’da gidip savaştıkları anlamına geliyor. Bunu, Türkiye için de söylemek mümkün.

ABD’nin aldığı karar karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Alman askerlerinin görev süresinin yeni uzatılmasının da etkisiyle, geri çekimenin Taliban ile yapılacak görüşmelerin sunucuna göre yapılması gerektiğini söylemeden de edemiyor. Yani ortada, barışın sağlanıp sağlanmayacağından bağımsız olarak alınmış bir karar bulunuyor.

KANLI TABLO NATO’NUN AFGANİSTAN’DA YENİLDİĞİNİ GÖSTERİYOR

Veriler, Afganistan işgalinin ülke halkının kanı ve canı üzerinden sürdüğünü gösteriyor. Sözde, 11 Eylül terör saldırısında hayatını kaybeden 2977 insanın “intikamını alma” alma adına G. Bush tarafından 7 Ekim 2001’de ilan edilen Afganistan işgalinde bugüne kadar resmi verilere göre 50 binin üzerinde sivil hayatını kaybetti. Ancak bazı kaynaklar Taliban mensuplarını dahil ederek sayının 70-80 bin olduğunu ifade ediyor. Ayrıca ölen çok sayıdaki Afgan güvenlik görevlisi de bunun dışında.

İşgalci güçlerin de kaybı fazla oldu. Koalisyon güçlerine bağlı 3500’den fazla asker hayatını kaybetti. Sadece ABD’nin asker kaybı Mart 2020 itibariyle 2452. Almanya’nın kaybı 54. Başta ABD olmak üzere diğer işgalci ülkeler tarafından Afganistan’da görevlendirilen özel güvenlik firmalarından da 3800’den fazla görevlinin öldüğü hesaba katıldığında hem Afgan hem de işgalciler açısından ortada kanlı bir tablonun olduğu görülüyor.

“Terörü bitirme” adına yapılan işgal harekatı, dünya genelinde İslamcı terör saldırılarını ise arttırdı. Irak, Suriye işgalleri doğrudan ya da dolaylı olarak Afganistan savaşıyla bağlantılı. 11 Eylül terör saldırısını düzenleyen terör örgütüyle aynı zihniyete sahip olan örgütler daha sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Türkiye’de ve diğer kıtalarda kanlı saldırılar düzenlediler. Halen de düzenlemeye devam ediyorlar. Bu nedenle Afganistan işgalı radikal dinci terör saldırılarını azaltma bir yana katbekat artırdı.

ABD ise gelinen yerde yok etmeye gittiği Taliban/El Kaide ile el sıkışmak için “barış görüşmeleri” başlatarak Afganistan’da hükümet ortağı yapmanın peşinde. Üstelik görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı, bir anlaşmanın yapılıp yapılmayacağı da henüz belirsizliğini koruyor. Biden’in açıklamasının masada Taliban’ın elini güçlendirdiği, anlaşma yerine geri çekilme tarihi olan 11 Eylül’ü beklemeyi tercih edeceği tahmin ediliyor. Bu nedenle terör saldırlarının 20. yıl dönümü radikal dincilerin zafer günü olacak gibi görünüyor denebilir.

Dahası, Biden’in geri çekilme planı asıl olarak bundan sonra Taliban’ı Afganistan’da yeniden iktidar ya da ortağı yapmaya yeşil ışık yakma anlamına geliyor. Ve bu aynı zamanda işgal politikasının iflası anlamına geliyor. 20 yıl boyunca terörü bitirme yerine dünyanın dört bir yanına yayılmasına hizmet eden ABD ve NATO’nun Afganistan seferi, sonu gelmeyen külfetli bir savaş olarak görüldüğü için geri çekilme kararı alındı. Biden’den önceki ABD Başkanı Donald Trump bunu hiç gizleme ihtiyacı duymadan açıklamıştı.

ASKERİ ÇEKİLME TAMAMEN ÇEKİLME ANLAMINA GELMİYOR

ABD ve NATO’nun 11 Eylül’e kadar Afganistan’dan askeri olarak çekilme kararı elbette bütün emperyalist ülkelerin Afganistan’dan bütünüyle çekilecekleri anlamına gelmiyor. Tersine, yıllardır işbaşında tuttukları hükümetler, kurdukları polis ve askeri güç ve “insani yardım” kuruluşlarıyla ülkede varolmaya devam edecekler. Bu nedenle politik ve ekonomik olarak etkilerini sürdürmeye devam edecekler. 20 yıldır savaştıkları Taliban’ın yeni kurulacak ulusal mutabakat hükümetine dahil edilmesi ise güçlü bir olasılık görünüyor.

Geri çekilme ile birlikte Alman basınında yer alan haber ve yorumların çoğunda daha çok Taliban’ın geri dönüşünün kadınlar ve genç kızların aleyhine olacağına dikkat çekiliyor. Yeniden şeriat kurallarının getirilmesi elbette en fazla kadınları etkileyecektir. Ancak, işgal ile birlikte Afgan kadın ve genç kızlarının özgürleştiğini söylemek için de yeterli veri bulunmuyor. İşgale rağmen Afganistan’da kadınlar burka altında yaşamaya devam ettiler. Açlık, yoksulluk, işsizlik ise yıldan yıla arttı. Ve işgal ile birlikte “özgürlük”, “refah”, “demokrasi” geleceği yönünde yapılan propagandaların hiç birisinin gerçek olmadığı da bu 20 yıl içinde net olarak görüldü. Savaş ve emperyalist çıkarların söz konusu olduğu yerde refah, demokrasi ve özgürlükten söz etmenin mümkün olmadığı bir kez daha görülmüş oldu.

ÖNCELİK AFGANİSTAN DEĞİL, RUSYA VE ÇİN

İki Cumhuriyetçi ve iki Demokrat ABD başkanı gören Afganistan işgalinin ABD açısından yenilgiyle sonuçlanması, elbette aynı zamanda müttefiklerinin de yenilgisidir. Ancak, onların fazla karar hakkının olmadığı bu işgal, yine ABD’nin önceliklerine bağlı olarak askeri olarak bitiriliyor. 20 yıl önce NATO ülkelerini “terörle mücadele adı altında “Önleyici Savaş” doktrini etrafında toplayan ABD, şimdi aynı benzer bir doktrini Çin ve Rusya üzerinden hayata geçirmenin planını devreye koymuş bulunuyor. Dolayısıyla Afganistan’dan çekilme kararı açık olarak ABD’nin önceliklerinin değişmesinden kaynaklanıyor.

Bundan sonra, ABD’nin önceliklerine bağlı olarak Afganistan’dan çekilecek askerler Çin ya da Rusya’ya karşı konumlandırılacakları bir bölgeye gönderilecek. Diğer müttefiklerinden de kendilerini takip etmeleri istenecek. Bunlar arasında NATO üyesi Almanya ve Türkiye de var. Özellikle Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı devreye konulan plan da bunun bir parçası olarak ceryan ediyor.