Kürtaj paragraflarına hayır!

SİDAR ÇARMAN

15 Mayıs 2021, kürtaj paragrafı §218’in yürürlüğe girmesinin 150. yıldönümü. O zamandan beri §218, tkadın politikaları konusunda yaygın toplumsal tartışmalara ve mücadelelere konu oldu.

Tartışmanın merkezinde kadınların bedenleri hakkında özgürce ve bağımsız olarak karar verip veremeyecekleri ve dolayısıyla hamileliği sona erdirip erdiremeyecekleri sorusu var.

Zorunlu doğurma 1871’de Alman İmparatorluğu’nun ceza kanununa dahil edildi ve kürtajı genellikle cezalandırılabilir bir suç haline getirdi. İhlal, beş yıla kadar hapis ve en az altı ay hapisle tehdit edildi.

1913’teki sözde doğum grevi tartışmasında devlet, tıp ve kadınlar arasındaki çatışma alevlendi. ‚Doğum grevi‘ doğum kontrolünün yoksul proletaryanın veya proleter kadınların, annelerin koşullarını iyileştirebileceği fikriyle bağlantılıydı. Aynı zamanda yeni doğum kontrol yöntemleri 19. Yüzyıl’ın sonlarında doğum oranının düşmesine neden oldu ve bu da “ulusal tehlike”, “kanserli ur” ve “yaygın hastalık” olarak nitelendirildi.

1920-1926 yılları arasında, Almanya Komünist Partisi (KPD)’nin federal mecliste kürtaj paragrafının serbestleştirilmesi ve silinmesi için verdiği çabalar ve bu yöndeki talepleri reddedildi.

KÜRTAJ YASAĞINA KARŞI KİTLESEL HAREKET

§218’in yürürlükten kaldırılması için ilk gösteriler Berlin’de yapıldı. Eylül 1929’da, Stuttgart’lı doktor ve KPD üyesi Friedrich Wolf’un „Cyankali“ oyununun prömiyeri Berlin’de yapıldı ve §218’e karşı mücadelede güçlü bir araç oldu. Friedrich Wolf, Stuttgart’ta kadınların hayatı tehlikede iken küçük kliniğinde kürtaj yapan doktor Else Kienle ile birlikte çalıştı. 1931’de kürtajın kriminalize edilmesine karşı alevlenen protesto, büyük ölçüde KPD tarafından desteklenen bir kitle hareketine dönüştü. Ancak Hitler’in iktidara gelmesi ve faşizmin başlamasıyla birlikte, hamilelik ve doğum kontrolünün özgür ve kararlı bir şekilde yönetilmesi umutları tamamen yıkıldı. Kürtaj, “Ari” kadınlar için kesinlikle yasaklandı ve nazi yasası olarak “Paragraf 220” (bugün §219a) çıkarıldı. “Ari olmayan” ve engelli kadınlar, zorla kısırlaştırmaya ve büyük bir imha politikasına maruz bırakıldı.

İSTİSNA OLARAK CEZASIZLIK

1970’li yıllara kadar, kürtaj yasağına karşı protesto kadın hareketi içinde güçlü bir yer buldu ve nihayetinde kürtajları genel olarak 12. haftaya kadar ücretsiz hale getirdi ve endikasyonun tanıtımı yapıldı. Tepkiler paragraf 218’in reformuna yol açtı. Buna göre kürtaj belirli koşullar altında cezalandırılmıyordu.

1990’larda başka bir değişiklik gerekli hale geldi. Belirleyici faktör, yasama organının Almanya’nın yeniden birleşmesinden sonra karşı karşıya kaldığı harekete geçme baskısı oldu. Doğu Almanya’da daha önce farklı olan yasal durum, §218 reformunu gerektiriyordu. Doğu Almanya’da her kadının hamileliğini tıbbi bir müdahaleyle 12. haftaya kadar sonlandırma hakkı vardı. Mevcut kürtaj yasası bu nedenle bir uzlaşmayı içeriyor; hamile kadının operasyondan önce devlet onaylı bir kuruma danışma için gitmesi, danışmanlık belgesine sahip olması ve ameliyatın gebe kaldıktan sonraki on iki hafta içinde yapılması halinde, gebeliğin sonlandırılmasının cezalandırılmayacağı hükmü getirildi.

150 YIL SUÇ SAYILMASI YETER!

Kürtaj yasağının tarihi, kadınların “kendi karınları‘ konusunda kendi kaderini tayin hakkına ne kadar itiraz edildiğini etkileyici bir şekilde göstermektedir. Dr. Kristina Hänel’in durumunun gösterdiği gibi, bugüne kadar hiçbir şey değişmedi. Doktor, kürtajla ilgili bilgileri internette yayınladığı için mahkum edildi. O zamandan beri 219a paragrafına karşı mücadele ediyor. Vaka, kürtajın sadece bir tabu konusu olmadığını, aynı zamanda siyasi atmosfere bağlı olarak yasal hakkının keyfileştirilmiş olduğunu gösteriyor. Yasadaki değişikliklere rağmen, Almanya’da kürtaj yasak olmaya devam ediyor. Hamileliği sürdürmek istememe hakkı bir istisna olarak kalıyor ve ancak belirli koşullar altında cezadan muaf tutuluyor.

Kürtaj bugün sadece bir tabu değil. Hukuki durum hala belirsiz ve cinsellik ve vücut üzerinde kendi kaderini tayin hakkı, dünya çapında alevlenen kadın hareketlerinin diğer temel sorunları ve taleplerinin başında yer alıyor.

Bunun nedeni kapitalist sistemde sosyo-ekonomik eşitsizliğin tırmanması nedeniyle korkunç boyutlara ulaşan kadına yönelik şiddetin artması, pandemide aile içi tecrit nedeniyle ataerkil aileye ve kadının rolüne tutunulması. Gerici siyasetin yükselişiyle birlikte, kürtaj yasasının (planlanan) sertleştirilmesinde olduğu gibi, kadınların kendi bedenleri hakkında kendi kaderini tayin hakkı bir kez daha hedef oldu.

§218’in 150. yıldönümü vesilesiyle, „218’e Karşı 150 Yıllık Direniş – Artık yeter!“ kampanyası, 15 Mayıs 2021’de ülke çapında bir eylem günü çağrısında bulunuyor. Nisan ortasındaki ilk hazırlık toplantısı için ülke çapında bir kadın örgütleri ağı toplandı. Merkezi olmayan faaliyetler için hazırlıklar halihazırda birkaç şehirde devam ediyor ve diğer şehirlere de yayılıyor.

15 Mayıs’ta Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü ve 8 Mart’tan sonra, kadınların kendi kaderini tayin hakkı için protesto gösterisi düzenlenecek. Bu gün, sadece kürtaj yasasının tarihi ve yasal durumu ile ilgilenmek için değil 218 ve 219a kürtaj (cezalandırma) paragraflarının iptali için sürdürülen mücadelenin bileşeni olmak için önemli bir gün. Çünkü 15 Mayıs, kürtaj yasağının 150 yılı ve kürtajın 150 yıldır suç sayılması yeter!

Daha fazla bilgi https://wegmit218.de/machmit

(Çeviren: Semra Çelik)