Savaşa tepki olarak ortaya çıkan bir sanat akımı: Dadaizm

SELÇUK KOZAN

1. Dünya Savaşı, birçok sanatçı açısından bir kabustu. Emperyalist savaşların yarattığı bu yıkıma karşı, tepki olarak ortaya çıkan sanat akımlarından birisi de ‚Dadaizm”dir.

1900’lü yılların başlarında savaşı destekleyen, yıkımı vahşeti ve çürümüşlüğü meşru olarak gören ve milliyetçiliği öne çıkaran birçok sanatçı, sanatlarını savaşı besleyen bir propaganda aracına dönüştürmüşlerdi. Tüm bu olanlar karşısında, gidişatın insanlık açısından büyük bir felaket olduğunu gören ilerici sanatçılar, bu savaşın sonuçlarını ve yaratacağı tahribata tepki olarak biraraya gelirler. Bu sanatçılar, dünyanın yeniden sorgulanması, din, gelenek, savaş ve toplumun yozlaşması gibi birçok konuda, sanatın kullanılarak toplumun uyandırılması gerektiği fikrinden hareketle, örgütlenme çabasına girerler.

Dadaizm aslında Avrupa’da savaş karşıtlığı üzerinden başlar ve tartışmalar sonucunda bir araya gelme ihtiyacı doğar. 5 Şubat 1916’da Hugo Ball ve Emmy Hennings, Zürih’in eski şehrin bir parçası olan Niederdorf semtindeki CabaretVoltaire’de (Voltaire kasabası) sanatçıların bir araya geleceği bir bar açmasıyla başlar. Farklı ülkelerden aynı fikirde olan birçok sanatçı ve entelektüel burada toplanır. Hareketin kurucu üyeleri Almanya, Romanya, Fransa ve İsviçre’den katılır. Jacques Magnifico, Marcel Janco, Emmy Hennings, TristanTzara, John Heartfield, Hannah Höch, Jean Arp ve Richard Hülsenbeck gibi sanatçılar hazırladıkları bildiriyi 1916 yılında yayınlarlar.

Dadaistler, insanları bu savaş çılgınlığından kurtaracak bir sanat arıyorlardı. Savaş devam ederken, Dadaistler farklı tarzlar ve yöntemler deneyerek ve savaşın insanlık dışılığını kendi yöntemleriyle protesto ediyorlardı. Amaçları aslında toplumun içinde bulunduğu durumu sanat yoluyla radikal bir şekilde değiştirmek ve burjuvazinin tüm geri değerleri karşısında yeni bir ileri toplumsal hareketin yaratılmasıydı; ve geleneksel sanatsal akımlarını reddediyorlardı. Dadaistler, estetik kaygısı olmayan soyut sanatı canlandırma arayışı içindeydiler. Şiir, resim, fotoğraf, tiyatro ve grafik tasarım gibi alanlarda alışılmışın dışında kışkırtıcı bir dil kullanıyorlardı. Toplumda kalıplaşmış kavramlara karşı çıkarak, dil ve biçim üzerinde çeşitli denemeler yapıyorlardı. Özellikle resimde estetik biçimler reddediliyor ve fotomontaj araclığıyla yeni tekniklere yöneliyorlardı.

İsmini Fransızca’da tahta at anlamanına gelen “Dada” kelimesinden aldığı söylenir. Dada hareketi manifestosunu yayarak kısa bir süre sonra Avrupa’da etkili bir akıma dönüşür. Berlin, Hamburg, Paris ve hatta New York’ta gruplar oluşur. Sanatta yeni arayış ve denemeler, dünyada büyük bir etki yaratır. 1919’a gelindiğinde Dadacılar arasında ayrışmalar başlar. Bir kısmı Dadacılığı eleştirerek, gelişen yeni toplumsal harekete uygun sanat arayışlarına girerken, bir kısmı da farklı akımların etkisinde kalarak daha fazla ileriye gidemezler. Fakat değişen toplumsal koşullarla birlikte bir kısım Dadacı köklü bir değişime yönelirler.

Yeni Hayat grubu (Neues Leben) ve Dadacılar

Devrimci Sanatçılar Birliği ile Yeni Hayat grubunu kuran Dadacılar, Ekim Devrimi ve Almanya’da Kasım Devrimi gibi işçi hareketinin yükselmesinden ciddi bir şekilde etkilneirler. Savaş sonrası devrimci ve toplumsal bir değişim istekleri ve yeni bir insanlık yaratma eğilimi, Dada’ya yeni bir nitelik kazandırıyordu. Savaş yıllarında Dada’ya hakim olan daha çok yıkıcılık, bilinmezcilik ve hiçlik duygusuydu. Yeni hareket ise, sanatın hayatla bağının güçlendirilmesi ve zenginleştirilmesi fikri tartışılıyordu.

1917 Ekim Devrimi’nin yarattığı dalga, Dadacılar arasında da farklı politik görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Hayatı reddeden, her şeyi anlamsızlaştıran siyaseti ve devrimleri gözardı eden tutumlara karşı bir muhalefet başlar.

1919 sonlarına doğru Dada’nın kurucuları arasında yer alan Hugo Ball, TristanTzara ve John Heartfield gibi önemli isimler ayrılır. Kalan bazı isimler ise “Yeni Hayat” (Neues Leben) grubunu kurar ve yollarına devam ederler. Yeni Hayat, ülkenin önemli ilerici sanatçılarını bir araya getirerek, önemli çalışmalara imza atar. Radikal Dadacılar olarak adlandırılan bu grup, yaratıcı, hayata ve topluma karşı daha yapıcı bir dönemin başladığını söyleyerek, eski Dada anlayışını terk ederler. Sanatın metalaşmasına, sınıf ayrımı olmaksızın sanatın herkese ait olmasını savunurlar. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasının sebebi olarak gördükleri kapitalizmi reddederken, siyasal olarak saflarını belirlerler. 1918’de Zürih’te Dadacılar Devrimci Sanatçılar Birliği’ni kurarak daha radikal ve siyasal bir ruha bürünseler de ömürleri uzun sürmez. Yeni Hayat grubu ise 1922’ye kadar çalışmalarını sürdürür.

Alman Dadacılar

Zürih’te Dada’nın önemkli kurucularından Tristan Tzara ile birlikte Walter Serner ve Francis Picabia Paris’e taşıdıkları Dada, artık sanata ve siyasete yüz çevirmişlerdi. Alman Dadacılarla olan ilişkileri kesilmiş, dergilerinde artık Alman Dadacılara yer verilmiyordu. Paris’te çıkardıkları Dada dergisinde “Dada geleceğe karşıdır, Dada ölmüştür, Ölüm ahmaklıktır ve çok yaşa Dada” gibi anlamsız sloganlardan geçilmiyordu.

Dadacılar Zürih ve Paris’te kısmen varlıklarını sürdürseler de, Alman Dadacılar kanadı devrimci gelişmeler karşısında duyarsız kalamazlar. Toplumun değişiminde devrimci sanatın rolüne önemli olduğunu görüyor ve gelişen sınıf mücadelesinin bir parçası sayıyorlardı. Başından beri Alman Komünist Partisi üyesi olan Heartfield, Wieland Herzfelde ve George Grosz gibi sanatçılar, Münih, Bremen gibi bazı merkezlerde kurulan devrimci Sovyet hükümetlerinin çalışmalarına katılırlar. Dada’nın, devrimci proletaryanın yanında olduğunu ilan ederken, devrimci birlik çağrıları yapıyorlardı. John Heartfield kendilerini şu şekilde eleştiriyordu: “O zaman Dadaist olduk. Elbette bu nihilist bir tavırdı. Aksi olamazdı, çünkü çoğunluğumuz burjuva yaşamdan geldik ve işçi sınıfıyla sahip olmamız gereken bağımız yoktu.”

Berlin’deki Dadacılar 1919 tarihli manifestosu şöyle başlıyordu: “Dadaizm, tüm yaratıcı entelektüel erkeklerin ve kadınların, radikal komünizm temelinde enternasyonal bir devrimci birlik kurmalarını talep eder.” Alman Dadacıların önemli bir bölümü devrimci mücadeleye katıldı, sanatlarıyla sınıfın yanında yer aldı ve ayaklanmaları desteklediler. Bir kısmı ise farklı sanat akımlarından etkilenerek, sanatsal faaliyetlerini sürdürmeye devam ettiler.

Savaşa ve burjuva değerlere karşı bir tepki olarak ortaya çıkmış, toplum içerisinde ciddi bir etki bırakmış, bir kısmı devrimci gelişmelerden etkilenerek devrimleri desteklemiş, bir kısmı ise temeli Dadaizm’e dayanan Sürrealizm (Gerçeküstücülük) akımına yönelmiştir.

20. Yüzyıl’da soyut ve kavramsal sanat üzerinde büyük bir etki bırakan Dadaizm,1922’den sonra etkisini yitirir. Bir döneme damgasını vuran Dadaizm artık varlığını sürdürecek bir zemin bulamadığı için sona ermişti.