Netflix’te sınıf eşitsizliğini konu alan farklı bir bilim kurgu dizisi: ‚Snowpiercer‘

Dünyayı doğal felaketlerin değil, sınıf eşitsizliği ve toplumsal adaletsizliğin yıkıma götürdüğü mesajını işleyen Netflix’in ‚Kar Küreyici‘ (Snowpiercer) dizisi 2. sezonu tamamladı. Bakalım 3. sezonda kim kazanacak yoksul halkın devrimi mi yoksa üst tabakanın karşı devrimi mi?

Artık iyiden iyiye televizyon dünyasını gölgede bırakan dijital film ve dizi platformları, dünyanın birçok ülkesinde çekilen dizileriyle küresel pazarı kucaklamasıyla da fark yaratıyor. Bunlar arasında öne çıkanlardan biri de Netflix. Her yaş grubuna ve belgeselden meceraya farklı türde yapımlarla tüm ilgi alanlarına seslenen dizi ve filmlerin çoğunda ise çıta kültür sanat değerleri değil elbette. Çarklar pazar ekonomisinin kurallarına göre işliyor ve ses getirecek, izleyici kazandıracak yapımlar kıyasıya bir rekabet yaşıyor. Tabii arada gerek senaryo, gerek oyunculuk bakımından sıradışı, ilginç ve değerli yapımlar da izleyici ile buluşmuyor değil. Neticede bu değerlere önem veren ‚müşterileri‘ de elde tutmak gerekiyor!

Netflix’in son dönemdeki yayınladığı ilginç ve çarpıcı diyebileceğimiz dizilerinden biri de “Kar Küreyici“ (Snowpiercer) oldu. İlk sezonu geçen yıl gösterilen dizinin ikinci sezonu bu yılın Ocak ayında başlayıp Nisan başında final yaptı. Bu yıl sonu ya da gelecek yıl başında üçüncü sezon bekleniyor.

SINIF FARKLILIĞI VE TOPLUMSAL ADALETSİZLİK İŞLENİYOR

2013 yapımı aynı adlı filmden diziye uyarlanan eser, iki açıdan günümüz izleyicisini sarıp sarmalıyor: İlki tüm dünyanın sonunu getiren bir iklim değişimi felaketini işliyor olması. Bir yılı aşkındır pandemiyle yatıp kalkar hale gelen günümüz insanı için hayli tanıdık ve etkilenecek bir konu haliyle. Son yıllarda sıkça gündemde olan küresel ısınma ve iklim değişiminin ileri boyutlara ulaşması üzerine, bilim insanlarının dünyayı soğutmak için bir deneme yapmaları ve bunu üzerine dünyanın bu seferde -70 dereceye kadar soğuyup donması üzerine yaşanan olayları konu ediyor.

İzleyiciye hayli tanıdık gelen ve hikaye ile bağ kurmasına neden olan ikinci noktaysa, filmin günümüz dünyasında da insanlığın en önemli sorununu, sınıf eşitsizliği ve sosyal adaletsizliği açık ve çarpıcı biçimde işliyor olması. Öyle ki, dizi, insanlığı asıl bitirenin doğal felaketlerden ziyade sınıf eşitsizlikleri ve buna dayalı antidemokratik yönetimler olduğu mesajını veriyor.

Bu iki konuya bir de sürükleyici, macera dolu bir senaryo ve iyi oyunculuk da eklendiğinde dizi benzer bilim kurgu filmlerinden ayrı bir yere ulaşıyor.

Dizinin hikayesi filmdekiyle aynı: 1001 vagonlu, soğuğa dayanıklı, yüksek teknoloji donanımlı özel bir trene binebilen insanların dışında tüm dünya nüfusu yok olmuştur. Bu trene binmek içinse çok zengin ve ayrıcalıklı olmanız gerekir. Ve herkes parası ölçüsünde farklı mevkilerde farklı yaşam standartlarında yaşayacaktır.

TREN KAPİTALİST TOPLUMU TEMSİL EDİYOR

En ön vagonlar, dünyanın eski zamanındaki gibi her türlü lüks ve olanaklara sahip elitlere ayrılmıştır. Arkaya doğru ise zenginlikleri ölçüsünde yaşam standart düşmekte ve sonlara doğru da trendeki hayatın sürmesi için gereken işçilerin, teknisyenlerin, güvenlikçi ve eğlence sektörü çalışanlarının vagonları gelmektedir. Trenin son vagonu ise, can havliyle kaçak olarak binen sıradan insanların bindiği ve hiçbir hakları olmadığı gibi suçlu olarak görülüp baskı uygulanan ve trenin bekaası için çalışmalarına izin verilenlerin olduğu ‚kuyruk vagonu’dur.

Senaryo öyle mırın kırın etmeden, eğip bükmeden açıkça sistemin sınıf farklarına ve sınıf eşitsizliğine dayandığını; yönetimin görevinin de bu düzeni sürdürmek olduğunu izleyiciye sunuyor. Dizinin ilerleyen bölümleri ön tarafta yaşayan ve bütün kaynakları tüketen elitlerle arkada yolculuk eden yoksullar arasındaki sınıf farkı dolayısıyla ortaya çıkan mücadelelere sahne oluyor. Ve yoksul kuyrukçular, bir zaman sonra devrim örgütleyerek tren yönetimine el koyuyorlar. Ama iktidarı alıp trendeki sınıf farkını kaldırarak herkesin mevcut olanaklardan eşit şekilde yararlanıp, kararlara

katılabildiği bir düzen kursalar da, yoksulları yeni tehlikeler bekler ve eski sömürücü elitler yeniden iktidarı almak isterler.

Heyecanlı ve toplumsal gerçeklerle örtüşen senaryosu yanında iyi bir oyuncu kadrosuna da (Örneğin A Beautiful Mind filmiyle Oscar’a layık görülen Jennifer Connelly) sahip olan dizi, pek çok Netflix yapımının tersine harcadığınız zamana değecektir. (YH)

 

%d Bloggern gefällt das: