‚Pandemi beterin beterine sürükledi!‘

DİLAN BARAN / HAMBURG

Gastronomi, otel ve gıda sektöründe örgütlü NGG sendikasının Hamburg-Emshorn Şube Başkanı Silke Kettner’le sektörlerde devam eden toplu iş sözleşmesi sürecini ve işçilerin sorunlarını konuştuk.


Gastronomi sektöründe toplu sözleşme görüşmeleri halihazırda devam ediyor. Bu durum kaç işçiyi etkiliyor? Bu alanda çalışanların ne kadarı kadın? Bu alanın ekonomik büyüklüğü nedir?

Yemek endüstrisi için toplu pazarlık ile ilgili durum eyaletlerde farklılık göstermekte. Örneğin, Mecklenburg-Batı Pomeranya’da, pandemiden kısa bir süre önce yeni bir toplu sözleşmenin imzalandığı ve önümüzdeki birkaç yıl içinde Batı ile olan ücret farkını en azından önemli ölçüde azaltacak bir gelişme oldu.
Hamburg ve Schleswig-Holstein’da toplu iş sözleşmeleri mart 2020’nin sonunda feshedildi, pandemi nedeniyle TİS süreci ertelenmişti. Bu sektörde çalışan işçiler için bir yılı aşkındır yeni TİS anlaşması yapılmadı ve bu da ücret artışı olmadığı anlamına geliyor.

Endüstrinin salgından önce yaklaşık 55 bin çalışanı olduğu Hamburg’da, DEHOGA işveren derneği bizimle konuşmayı reddetti. Schleswig-Holstein’da en azından bir ön görüşme yapılmıştı. Aşağı Saksonya’da toplu sözleşmeler yakın zamanda feshedildi, burada görüşmelere başlayabilmeyi umuyoruz.

McDonald’s, Burger King vb. şirketlerin de yer aldığı ikram alanında, koronadan kısa bir süre öncesi TİS imzalayabildik. Bu halen geçerli ve sektördeki asgari ücretin 2023 yılına kadar 12 euroya çıkmasını sağlayacak.

Kadın oranının ne kadar olduğunu tam olarak söyleyemem. Ama alanda oranın yüksek olduğunu biliyoruz. Sektörde mini işlerde (450 euroluk işler) ve yarı zamanlı birçok insan çalışıyor. Bunların çoğunluğu da kadın. Toplamda ülke çapında sektörde 2 milyondan fazla insan çalışıyor. Bununla birlikte, sektördeki genel satışlar genellikle başka yerlerden daha düşük, bu nedenle endüstriyel alanlara göre daha az para kazanılmakta.


Talepleriniz nelerdir ve görüşmelerin seyri hakkında neler söylersiniz?

Sektör kuşkusuz krizden çok etkilendi. Pek çok küçük ve orta ölçekli şirketin ayakta kalma şansı zayıf. İnsanların işlerini kaybedeceğinden korkuluyor. Bu nedenle, şimdi büyük ücret artışları talep edersek, kamuoyunda çok az anlayış olacaktır, birçok çalışan arasında da. Buna şiddetle ihtiyaç duyulsa da!

Bu nedenle tartışmalar, ortak bir yolun bulunması ile ilgili. Bunun anlamı: Gastronomideki gelirlerin yoksulluğa karşı korunmasını ve o kadar çekici olmasını nasıl mümkün kılabiliriz? İkincisi, işverenler için de önemlidir. Krizden önce bile, işgücü kıtlığı en büyük sorundu. Mağazalar şimdi tekrar açılırsa, sektörde kaç çalışan işine geri dönecek? Birçoğu artık başka yerlerde bir geçim kaynağı buldu. Bu insanlar neden düşük maaşları ve öngörülemeyen çalışma saatleriyle restoran işine geri dönsünler? Bu işi mümkün kılacak yeterli sayıda işçi yoksa iş ve ciro da olmayacaktır.

Bu talepleri gerçeğe dönüştürmek için hangi planlarınız var ve ne derecede yeterli baskıya sahipsiniz?

Şu anda belirsizlik var: Hizmet sektörü ne zaman açılacak, geleceği ne olacak? Aktif üyelerimizden hangilerinin hala şirketlerde olacağını öngöremiyoruz. Ek olarak, birçok çalışan şu anda yalnızca sınırlı ölçüde talepte bulunmaya cesaret etmekte. Ancak baskı uygulayabilmemiz için işyerlerinden işçi arkadaşlarımızın taleplerine sahip çıkmasına ve desteğine ihtiyacımız var. O olmadan işe yaramaz. Bu nedenle, daha iyi çalışma koşulları için görüşmelerin başarısı, büyük ölçüde insanların birlikte ayağa kalkmak için bizimle güçlerini birleştirmelerine bağlı. Bundan dolayı ne yapacağımıza bu insanlarla birlikte karar vereceğiz!

Et endüstrisindeki koşullar çok kötü. Çalışanların çoğu Polonya veya Romanya’dan geliyor. Aynı zamanda çok ırkçı bir uygulama görünüyor. Burada nelerin yapılması gerekir?

Bu yılın ocak ayında et sektöründe belirleyici değişiklikler oldu. Mezbahalarda utanç verici çalışma koşulları altında çoğunlukla Doğu Avrupa ülkelerinden işçilerin sömürülmesi uygulaması sona erdi. 1 Nisan’dan bu yana, geçici çalışmaya artık izin verilmiyor. Sonuç olarak, daha önce bir taşeron ile sözleşmesi olan çalışanlar, artık istihdam edildikleri şirketin kalıcı parçası olacaklar. Bu aynı zamanda, toplu olarak bağlı şirketlerdeki bu kişilerin, sendika üyesi olmaları koşuluyla, geçerli toplu sözleşmelerden kaynaklı yasal haklara sahip oldukları anlamına gelir. Ne yazık ki, bu henüz her yerde uygulanmadı.

Şu anda federal düzeyde en az 12,50 euro, bir işe başlama döneminden sonra 14,00 euro ve vasıflı işçiler için 17,00 euroluk tek tip sanayi asgari ücreti için görüşüyoruz. Bu müzakereler henüz sonuç vermediğinden, taleplerimizi ülke çapında bir grev dalgasıyla pekiştirdik.

Güvencesiz çalıştırma genel olarak çok yaygın. Cinsiyetçi ve ırkçı bir içeriğe de sahip bu sorunun önüne neden geçilemiyor, işçilerin ve sendikanı tutumuyla mı ilgili bu durum?

Güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırma, insanların içinde bulundukları kötü durumdan yararlanmakla ilgilidir. Örneğin oturma izni buna bağlı olduğu için acilen bir işe ihtiyaç duyan, dil güçlüğü çeken, haklarını bilmeyen ve kime başvuracağını bilmeyen kişiler, özellikle kötü işlere itilme riski altındadır. Aynı durum, örneğin bekar ebeveynler olarak esneklikleri sınırlı olan veya genellikle düşük gelirleri nedeniyle esas olarak aile işleriyle ilgilenen ve örneğin eşlerinin çalışma saatlerine uyum sağlayan kadınlar için de geçerlidir. Ve bu durumdakiler, işlerini kaybetmenin yaratacağı sonuçlardan korktukları için çok şeye katlanıyorlar. Elbette bu sendika açısından da bir sorun. Cinsiyete, etnik, kökene vb. göre alt gruplara ne kadar bölünürse, herkes için iyi çalışma koşullarına ulaşmak o kadar zorlaşır. İşçilerin bunun farkına varmasını sağlamalıyız.