Aşıda patent neden kaldırılmıyor?

Foto: Pixabay

YÜCEL ÖZDEMİR

Önce ABD Başkanı Joe Biden’in gündeme getirdiği, sonra AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in destek verdiği koronavirüs aşısında patentin kaldırılabileceği ya da kaldırılması gerektiği yönündeki tartışmalar kısa sürede dindi. Bunun yerini şimdi hangi ülkenin ne kadar aşı yaptığı, hangi aşının ne kadar etkili olduğu şeklinde tartışmalar almış durumda.

Patent tartışmasının özellikle AB çapında kısa sürede dinmesinin arkasında Almanya’nın patent hakkının kaldırılmasına kesin olarak karşı çıkmasının önemli bir rolü bulunuyor. Portekiz’de yapılan AB Zirvesi öncesinde BioNTech firmasının şefi Uğur Şahin ile görüşen başbakan Angela Merkel, görüşünü aldıktan sonra, bunu AB liderleriyle paylaştı. Firma tarafından geliştirilen aşının patentinin serbest bırakılmasının başka sonunlara yol açacağını söyleyen Şahin, özetle bunun mümkün olmadığını söylüyor. Patentin serbest bırakılmasının en çok Çin ve diğer ülkelerin işine yarayabileceği ifade edilirken, küresel çapta dağıtım için ise yoksul ülkelere aşının ucuza satılması öneriliyor. Bu ucuzluk da, Şahin’in deyimiyle, bazı ülkelerin, kurumların, yardım örgütlerinin satın alarak göndermesiyle sözkonusu olabilir. Yani, BioNTech’in gündeminde patenti kaldırma bir yana yoksul ülkelere daha ucuza satma, hibe etme gibi seçenekler de şimdilik bulunmuyor. Merkel’in açıklamasından sonra, patent hakkının kaldırılmasını isteyen Fransa gibi ülkelerin talebi de zayıflayıca, AB’de patent tartışmasını rafa kaldırılmış oldu.

HEDEF AŞI ÜRETİM MERKEZİ OLMAK

Hem Şahin hem de Merkel’in açıklamalarına bakıldığında Almanya’nın “korona krizini” ilaç endüstrisi için fırsata çevirmek istediği anlaşılıyor. Bugüne kadar daha çok ağır sanayi ve otomobil açısından “Standort” (üretim yeri) olan Almanya, şimdi korona aşısı için de “Standort” olmayı önüne koymuş görünüyor. Böylece “ekonominin güçlenmesi için” adımların atılması hedefleniyor. Aşı üretiminin yan sektörlere ve tedarik zincirlerine ihtiyaç duyduğu için buradan devasa yeni bir ekonomik gücün ortaya çıkması planlanıyor. Ve Alman sermayesi açısından yeni kâr alanları yaratılması konusnda yeni bir fırsat olarak görülüyor. Bu alanda Almanya ile rekabet edebilecek durumda olan diğer AB ülkeleri de şimdilik safdışı kalmış durumda.

Üstelik AB eliyle BioNTech’i sadece AB içinde değil, dışında da pazarlama misyonu biçilmiş durumda. Halen kullanılmakta olan aşılar arasında en pahalısı olan BioNTech aşısından ocak ayından bu yana 180 milyon doz AB dışındaki üklelere satıldı. Bunlar arasında Türkiye de var.

Aşı konusunda aceleci değil, temkinli ve güvenli ilerlemeyi başından itibaren esas alan Almanya, bunun için bir taraftan bu alanda faaliyet sürdüren şirketlere (BioNTech ve CureVac) mali açıdan tam destek verirken, diğer taraftan üretilecek aşının AB genelinde pazarlanması konusunda adımlar atıldı. Böylece, tek tek ülkelerin satın alma yoluna gitmesinin önüne geçildi. Her ne kadar daha sonra bazı ülkeler Çin ve Rusya ile anlaşmalar yapsalar da bu, toplam açısından çok önemli bir miktar olmadı.

Böylece AB ülkeleri mecburen BioNTech’in müşterisi haline getirildi. Her ne kadar ABD ve İngiliz firmalarına da AB onayı verilse de, bu aşılarda var olduğu öne sürülen pıhtılaşma sorunlarıyla, pazarda etkili olmaları engellendi. Bütün bunlardan ötürü Almanya, özellikle mRNA aşılarında dünyada monopol olmaya doğru ilerliyor. Zira mRNA teknolojisinin gelecekte ilaç sanayisinde en çok başvurulacak yöntem olacağı öngörülüyor. Haziranda onay alması beklenen CureVac aşısının da mRNA teknolojisiyle yapılması, bu alanda Almanya’yı rakiplerine göre bir adım öne çıkarıyor. Bugüne kadar iki Alman şirketi dışında bir tek ABD tekeli Moderna bu teknolojiyle aşı üretimi gerçekleştiridi. Diğer aşılar ise geleneksel tarzda üretiliyor.

AŞIDA PAZAR REKABETİ

Bütün bunlar korovirüs aşısı üzerinden ülkeler ve tekelller arasında kıyasıya bir rekabet yaşandığını gösteriyor. Çin yaklaşık 250 milyon doz aşıyı değişik ülkelere satarken, birçok ülkede de lisanslı üretim konusunda adımlar attı. Şu ana kadar Brezilya, Fas, Endonezya, Sırbistan gibi ülkelerde üretilmesine onay verdi. İngiltere de, AstraZeneca’nın Çin’de üretilerek Asya pazarına sürülmesine onay verdi.

Almanya’nın diğer ülkeler karşısındaki en en büyük avantajı “ilaç sektöründe devrim” olarak nitelendirilen mRNA teknolojisiyle çalışmayı hızlandırması. mRNA teknolojisi ile üretilen aşılar, insan vücudundaki hücrelerde, virüse ait proteinlerin benzerlerinin üretilmesini sağlıyor. Böylelikle bağışıklık sistemi tepki olarak antikor üretiyor, virüsle mücadeleye geçiyor.

Elde edilen bu avantajı sonuna kadar kullanarak, daha fazla zenginlik elde etme, piyasanın en güçlüsü olma hem tekelin hem de ona destek veren hükümetin başlıca hedefi. Buna rağmen, koronavirüsün daha uzun bir süre küresel bir tehdit olmaya devam edeceği görülebiliyor. Dünyanın zengin ülkeleri en iyi aşıları satın alarak hızla aşılama yapıp, hayatı normalleştirme yönünde adımlar atarken, yoksul ülkelerde ölümler, kapanmalar, ona bağlı ekonomik ve sosyal sorunlar büyüyerek devam edecek.

Aşırı kârlara rağmen patent konusunda ısrar edilmesinin arkasında da asıl olarak kapitalist zihniyetin sonucu olarak, daha fazla kar, pazarın en büyüğü olma, rakiplerini geride bırakma yatıyor. İnsan hayatı ise tekeller ve onlara destek veren iktidarların umurunda değil. Aşıyı bulduğunda herkesin övünç kaynağı olan Prof. Uğur Şahin ise bu süreçte bilim insanı gibi davranmaktan çok şirket menajeri olmaya hevesli görünüyor. Dünyanın içinden geçtiği süreç, insanlığın sürekli kar-zarar hesabı yapan menajerlere değil, halkın ve doğanın yanın duran bilim insanlarına ihtiyaç duyduğunu bir kez daha gösteriyor. (YH)


BioNTech’in gelirleri yüzde 7 bin 138 arttı

Arkasında SAP tekelinin kurucusu Dietmar Hopp’un olduğu CuveVac ile Hexal’ın eski ortakları Thomas ve Andreas Strüngmann kardeşlerin olduğu BioNTech yakın geleceğin en önemli ilaç tekeli olmaya aday görünüyor.

Alman hükümeti daha önce 375 milyon euro ile BioNTech’e destek olmuştu. Aşı konusunda ilk çalışmaya başlayan şirketlerden biri olan CureVac’a ise 252 milyon euro devlet yardımı yapıldı. ABD’nin CureVac’ı satın almak istemesi üzerine harekete geçen Alman hükümeti, KfW bankası üzerinden 300 milyon euro ile şirkete ortak oldu. Böylece CureVac’ın yüzde 23’ü devlete ait hale getirildi.

Alman aşı şirketlerindeki büyüme en çarpıcı şekilde BioNTech’de görülebiliyor. Bu yılın ilk çeyreğinde toplam cirosu 2,05 milyar, net kârı 1,13 milyar euro olan şirket kısa bir süre öncesine kadar küçük bir işletme idi. Bu yılın sonuna kadar toplam cirosunun 12,4 milyar euro olacağı tahmin edilen şirketin, net kârının ise 7 milyar euro olacağı tahmin ediliyor. Şirketin 2020’deki toplam cirosunun 28 milyon euro olduğu gözönünde bulundurulduğunda büyümenin ne kadar yüksek olduğu kendiliğinden görülecektir. Şirketin toplam gelirleri bu yıl birinci çeyrekte, 2020’nin aynı çeyreğine göre yüzde 7 bin 138 artarak 2 milyar 50 milyon euro’ya yükseldi.

Bu kadar fayla büyümenin nedeni elbette geliştirmiş olduğu aşının diğerlerine göre çok pahalı olması ve buna rağmen çok aşı satmasında yatıyor. Daha geliştirme aşamasındayken, AB parasını vererek 200 milyon doz aşı ısmarlamıştı. Daha sonra 2023 yılına kadar toplam 1,8 milyar doz ısmarlandı. Fransa’nın bu kadar fazla ısmarlamayı engelleme girişimi de bir sonuç getirmedi. Fransız Valneva’nın da önümüzdeki sonbaharda bir aşı piyasaya sürmesi bekleniyor.

AB daha önce her bir dozuna 15,50 euro verdiği BioNTech aşısını bu sefer 19,50 eurodan satın aldı. Basında yer alan haberlere göre BioNTech aşısı ortalama olarak diğer aşılardan 7 kat daha pahalı.