Bir yaşlı bakıcısı anlatıyor: Maaş düşük, iş çok ama bağlanıyor insan

Foto: Yeni Hayat

SEMRA ÇELİK

Güler, beş yıl mobil, üç yıl da yaşlılar yurdunda yardımcı bakıcı olarak çalışmış. Şimdi hemşire olmak için meslek eğitimi alıyor. Personel eksikliği, yapılan işin zorluğuna karşın alınan maaşın azlığı, bakılan insanlarla insani ilişki kuracak zaman bulamamasından şikayet ediyor. Ama herşeye rağmen seviyor işini, sağlık konusunda teorik birikimini de sağlayarak hastabakıcılığından hemşireye geçecek ve işe devam edecek.

Sorularımı sormama bile gerek kalmadan anlatmaya başlıyor: Ambulans çalışanlar evlerde bakıma ihtiyacı olan insanlara giderler. Aramızdaki hemşireler genel olarak günlük ilaç dağıtırlar, ihtiyaç varsa tansiyon, nabız, diabet kontrolü yaparlar, yara temizleme, sarma, tromboz önlemi, iğne, serum, sonda takma, hastalıklarla ilgilenme, idrar ve dışkı bezleri değiştirme, yıkama, duş aldırma hemşirelerin işidir. Fakat genel bakımı daha çok hastabakıcılar yaparlar. Vücut temizliği, yatakların temizlenmesi, değiştirilmesi, idrar ve dışkı bezi değişimi ve eğer hastanın ihtiyacı varsa, sigorta ödüyorsa ev işleri (yemek, temizlik, alışveriş vs), hastayı beslemek, hasta ile sosyal iletişim (kitap okumak, konuşmak, gezmeye çıkarmak) hastabakıcıların işleridir. Hastaların geneli yaşlı, yatalak, tekerlekli sandalyede oturan, demans veya alzheimerdır, fakat bedensel ve zihinsel engelli genç hastalar da olur. Sadece şizofren vb. psikolojik rahatsızlıkları olan orta yaşlı, genç hastalar da olabilir. Ben ambulansta çalışırken günlük en az 5 hastam oluyordu. Haftanın üç günü çift vardiya yani sabah ve öğleden sonra çalışıyordum. Ayda iki hafta sonu (çift vardiya) ve tatil günlerinde çalışmam da zorunluydu.

ARALIKSIZ 20 GÜN ÇALIŞIRSINIZ

Bedensel ve fiziksel olarak tümüyle yorulduğunuz bir meslek. 9 günü çift vardiya olmak üzere 20 gün hiç ara vermeden çalıştığım zamanlar oldu. Ambulansta genellikle hafta sonu nöbet yapanlar pazartesi yeniden işe devam ederler, yani 12 gün aralıksız çalışılır ve bu iş sözleşmesinde yer alır. Ağır hastaları yataktan kaldırmak, tekerlekli sandalyeye oturtmak, banyoya götürmek, banyo küvetine oturtmak, tekrar kaldırmak vb işler günlüktür. Tamamen beden gücüne bağlıdır ve teoride öğrenmiş olduğunuz teknikleri her zaman pratiğe uygulama koşulu olmaz. Üstelik gidilen evlerin çoğunluğunda işi kolaylaştıracak teknik araçlar bulunmaz. Bu yüzden bel ve boyun fıtığı, dizde menisküs vb. hastalıklar bu mesleğin ‚fıtratıdır.‘ Her yerde olduğu gibi mobil bakımda da en büyük sorun personel eksikliğidir. Genelde tek kişi çalışılır ve çoğunlukla o gün gelen plan dışı ekstra işle karşılaşılır, yani günlük 5 olan hasta sayınız birden 8 kişiye çıkabilir. Firmalar itirazı sevmezler ve işyerinde var olan sendikanız size sözleşmenizi hatırlatır. Ağır koşullarda bedenen ve beynen sürekli çalıştığınız bu işte aldığınız para komiktir. Saat ücreti 9 euroya hastabakıcı çalıştıran firmalar var ya da en tecrübeli işçiye en iyisinin verdiği ücret 13 euroyu geçmez.

YAŞLILAREVİ FARKLI DEĞİL

Üç yıl yaşlılar evinde hastabakıcı olarak çalıştım. İş günlük bakımdır. Teoride bakımını yaptığınız hasta sayısı 6 kişiyi geçmemek zorunda olsa da pratikte günde 16 kişiye koşturursunuz. İş üç vardiyadır fakat bazı yurtlarda gece hemşireleri isteğe göredir. Sabah ve akşam vardiyası zorunludur. Saat 07.00’den 11.00’e kadar sabah bakımı sürer. Duş yada küçük sabah temizliği ya da yatakta tüm vücudun temizliği, tırnak temizliği, ağız temizliği, giydirme, kahvaltı, yemek, ara öğün dağıtımı, besleme, odaların düzeni, hastanın günlük raporu, yatağa gidişi ve rutin vücut temizliği vs. hepsi işin içindedir. Ayrıca bir çok yurtta mutfak temizliği de sağlık personelinin görevidir. Yemekleri dağıtan, toplayan, yıkayan bir mutfak işçisi almazlar. En büyük sorun sürekli eksik personel ile çalışmaktır. 6 kişinin işini 3 hatta 2 kişi yapmak sürpriz değil rutindir. Bu yüzden çoğunlukla stres içinde, koşturarak, aynı anda 3 insana yetişerek ve maalesef günü kurtararak çalışmak teoride yasak olsa dahi pratikte personelin kaderidir. Demans, alzheimer, ağır felçli, yarım felçli, tamamen yatalak, çocuklaşmış insanlara koştururken bu işi ne kadar idealist yapmak isteseniz de pratik insanı sadece işi bitirme telaşına mahkum eder. Bu yüzden vücudunu temizlediğiniz ve size derdini dahi anlatamayan insanın ruhunu anlamaya vaktiniz olmaz. Bunun yanı sıra hasta yakınlarının haklı ya da haksız şikayetlerinin bedeli de personele kesilir. Temizlik işçileri odaları temizler fakat bir hasta yere idrarını yaptıysa bunu temizlemek hemşire ve hasta bakıcının görevidir. Yatak çarşaflarını değiştirmek de hemşire ve hasta bakıcının görevidir. Bir öğle yemeğinde 20-25 kişi ile tek bir sağlık görevlisi kalabilir ve herkese yetmek zorundadır. Bu yüzden de yurtların hali hiç de idealize edildiği gibi harika değildir. Yatak yaraları, idrar ya da dışkının sebep olduğu yaralar hastaların büyük çoğunluğunda vardır. İdare sadece ister, hep tasarruf peşindedir fakat 15 gün hiç ara vermeden çalışan personeli umursamaz. Stresli, bıktırıcı trajik bir işleyiş hemen hemen bütün yurtlarda vardır. Kalifiye eleman eksiktir. Öbür yandan sağlık sektöründe büyük açığı olan Almanya, ülkesinde yaşayan yabancıların bu alanda kalifiye olmasına sürekli engel çıkarırken dışardan aracı firmalar yoluyla sezonluk hemşireler getiriyor. Ücretler iki senedir koronadan kaynaklı biraz artsa da verilen para ambulanstan çok farklı değildir. Bütün bu gerçeğe rağmen 7 yıl çalıştığım ve yetkimin olmadığı bir çok işi öğrenip yapmak zorunda kaldığım alanda nihayet kalifiye olmak için meslek okuluna başlayabildim. Şimdi de en büyük sorunum yurtta pratik içindeyken rutin bakımdan kafamı kaldırıp işin tıbbi yanını öğrenebilmek. Bu da ayrı bir mesele…

HERŞEYE RAĞMEN SEVEREK YAPIYORUM

Bedeni ve beyni yıpratırken verdiği ücretle de hiç bir tatminde bulunmayan bu işte bir tek şeyi öğrenemedim: İnsana bir dosya olarak bakmayı. Bu yüzden hep sorun yaşadım, yaşıyorum ve yaşayacağım. Ayrıca Almanların respekt (saygı) diye yırtındıkları ruhsuzluğun nişanı soğuk bürokrasilerini okulda dahi benimseyemiyorum.

Ben çalıştığım insanlara kitap olarak bakıyorum. Her zaman iyi şeyler öğretmiyorlar. Örneğin ırkçılığın insan beynini, kalbini nasıl saran ve bırakmayan bir illet olduğunu bu işte öğrendim. Yaşamın ne kadar acımasız olduğunu, yaptığın tüm fedakarlıkların yanına terk edilmişlik, yalnızlık olarak kalabileceğini, geçmişinde nasıl olduğunu bilmediğin bir insanı son yıllarında gördüğün haliyle sevebilmeyi de… Öyle olunca da işe bağlanıyor insan, herşeye rağmen…