İsrail’i protesto etmenin yolu sinagoglara saldırıdan mı geçiyor?

Foto: evrensel.net

Herkes İsrail egemen sınıflarının, askeri ve siyasi aparatınının belirlediği her politikayı ve saldırıyı desteklemek zorunda değil, olmamalı. İsrail devletine yönelik eleştirilere tahammül etmeyip, herkesi susturmaya çalışan kesimlerin demokratlığı da elbette tartışılması gerekiyor.

İsrail’in Filistin halkına yönelik geçmişten bugüne gerçekleştirdiği katliam ve saldırılar protesto edildiğinde, Almanya’da hararetli bir antisemitizm tartışması protestolara eşlik eder. Bu sefer de öyle oldu. İsrail devletine ve hükümetine yönelik her eleştiriyi otomatikman İsrail halkına ve Yahudi inancına yapılmış bir eleştiri olarak görenler hemen antisemitizm suçlamalarını devreye koyarak savunmaya geçtiler.

Her ülke gibi İsrail’in yönetiminin de eleştirilebileceği, doğruları ve yanlışları olan bir ülke olduğu gerçeği bu kesimler tarafından çoğunlukla görmezden geliniyor. “İsrail devleti, hükümeti eşittir Yahudilik ya da Yahudiler” olmamalı.

Bugün nasıl Almanya eleştirildiğinde bu, bütün Hıristiyanlar, Türkiye eleştirildiğinde bütün Müslümanların eleştirilmesi anlamına gelmiyorsa, benzer bir durumun İsrail için de olmasının zamanı çoktan gelip geçti. Evet, İsrail’in kuruluşu diğer ülkelere göre özgünlükler taşıyor ve faşizmin Avrupa kıtasında Yahudilere yönelik gerçekleştirdiği soykırımlar unutulmamalı ve her an hatırlanmalı. En önemlisi de geçmişte bu kadar zülüm görmüş insanların çocukları ve torunlarının, Filistinlilere yönelik süren baskı, zülüm, katliam, yerinden yurdundan etme politikalarına şiddetle karşı çıkması gerekiyor. Bunu yapmadıkları veya yapanların sesi henüz güçlü çıkmadığı için 1948’den bu yana sadece Araplar değil, Yahudiler de rahat edemiyor. Savaşa ayrılan bütçe İsrail emekçilerinin boğazından kesiliyor.

İSRAİLLİ SAVAŞ KARŞITLARI DA SESSİZ KALMIYOR

Üstelik, günümüzde İsrail devletinin Filistin halkına reva gördüğü politikalara karşı çıkan sadece Filistinliler ya da Müslümanlar değil. Dünyanın pek çok yerinde savaş karşıtları, antifaşist güçler, demokrat-ilerici Yahudiler de bu politikalara karşı çıkıyorlar. Dahası İsrailin içinde de sayıları çok fazla olmasa da İsrailli savaş karşıtları bu politikalara karşı çıkarak eleştiriler yöneltiyorlar.

Özetle herkes İsrail egemen sınıflarının, askeri ve siyasi aparatınının belirlediği her politikayı ve saldırıyı desteklemek zorunda değil, olmamalı. İsrail devletine yönelik eleştirilere tahammül etmeyip, herkesi susturmaya çalışan kesimlerin demokratlığı da elbette tartışılması gerekiyor.

İSRAİL BAYRAKLARINI YAKMAK, SİNAGOGLARA SALDIRMAK KABUL EDİLEMEZ

Bu kesimlerin kendilerine kalkan yaptığı en önemli gerekçelerin başında İsrail’i protesto etmek için sokağa dinci ve milliyetçi temelde çıkan kesimlerin İsrail bayraklarını yakması, sinagoglara hatta Yahudilere saldırması geliyor. Ajanslar ve bölgelerden gelen haberlerde, bu türden eylemler yapanlar arasında çok sayıda muhafazakar-milliyetçi Türkiye kökenli çevrelerin de olduğu yönünde bilgiler mevcut. Bunda elbette Türkiye’deki hükümet ve onun buradaki uzantılarının rolü fazla. İçeride bir hayli yıpranan AKP-MHP hükümeti Filistin davasını her yerde siyasi amaçları için suistimal etmeye devam ediyor. Ancak aynı hükümet Filistin halkınına bunca zulmü reva gören İsrail devletiyle ekonomik ve askeri ilişkilerini güçlendirerek sürdürmeye devam ediyor. Her iki ülke arasında son yıllarda ticaret hacminin katlanarak devam etmesi de bunu gösteriyor.

Bunlar elbette kabul edilebilecek eylemler değildir. İsrail devletinin saldırılarıyla Yahudi inancından insanlar ve onların inanç yerleri arasında doğrudan bir bağlantı yok. Başka bir deyişle Filisin’e yönelik saldırıların kararı ne Almanya’daki sinagoglarda alınıyor ne de Almanya’da yaşayan Musevi inancından insanlar tarafından…

Nasıl ki İslam adına yapılan her terör saldırıları nedeniyle Müslüman ülkelerden gelen göçmenler suçlanamaz ise aynı şekilde İsrail devletinin terörü de bütün Musevilere mal edilemez, edilmemeli.

Yine nasıl ki, Türk, Alman ya da diğer bir ülkenin bayrağının yakılmasına şiddetle karşı çıkıyorsak, aynı şekilde İsrail bayrağının yakılmasına, sinagoglara saldırıların düzenlenmesine karşı çıkılmalı. Bu yapılmadığı takdirde her iki taraftan aşırı dincilerin, milliyetçilerin, faşistlerin çıkardığı gürültüsünden İsrail ve Filistin sorununa barışçıl temelde çözüm getirmek isteyenlerin sesi duyulmayacaktır. Her iki tarafından gericilerinin yarattığı puslu hava ve bu puslu havadan faydalanan egemen sınıflar farklı inançlardan emekçileri düşmanlaştırdıkça egemenliklerini sürdüreceklerinin farkında. Bunu tersine çevirmenin yolu ise saldırılara, işgale derhal son vererek barışın kalıcı bir şekilde tesis edilmesini sağlamaktır. (YH)


İsrail karşıtı eylemler tartışma yarattı

İsrail’de önce radikal dinci grupların sonra devletin Filistin halkına yönelik düzenlediği saldırılar ve operasyonlar bugüne kadar çok sayıda insanın canına mal olurken, çok sayıda insan da yaralandı. Doğu Kudüs’te Filistinlilere ait evlerin boşaltılmasına karşı başlatılan direnişe yönelik saldırıların yarattığı tabloya karşı Almanya’nın bir çok yerinde eylemler düzenlenirken, değişik kurumlar tarafından çeşitli açıklamalar yapıldı.

Federal Dışişleri Bakanı Heiko Maas sosyal medya hesabı üzerinde yaptığı açıklamada, Hamas’ın İsrail’e attığı füzeleri kınarken, İsrail’in düzenlediği saldırıları “savunma hakkı” olarak nitelendirdi.

Saldırıların devam ettiği günlerde Almanya’da sokaklar da hareketlendi. Birçok kentte İslami kurumlar tarafından eylemler düzenlendi. 550 kişinin katıldığı Gelsenkirchen’deki eylem sırasında göstericilerin yoldan geçenlere “Yahudi” diye küfür ettiği ileri sürüldü. Çıkan gerilim ve tartışmaların ardından İsrail bayrağını yakmaya çalışan iki kişi engellendi. Polis, daha sonra göstericilerin hijyen kurallarına uymadığını gerekçe göstererek eylemi dağıttı.

Hannover’de ise İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırıyı kınamak üzere biraraya gelenlerden bazıları sinagoga saldırıdı. Bonn’da ise bir sinagoga taşlı saldırı düzenlendiği açıklandı. Sinagogun karşısında yakılmış bir İsrail bayrağının bulunduğu da polis tarafından açıkladı. Münster’de ise eylem sırasında İsrail bayrağını yakanlar polis tarafından tespit edilerek, haklarında soruşturma başlatıldı. Mannheim’da da aynı gerekçeyle Filistinle dayanışma eylemine polis müdahelesi sonucu yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu.

DİDF: SALDIRILARA DERHAL SON VERİLMELİ

İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırısı dolayısıyla bir açıklama yapan Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), İsrail’in saldırılarını protesto etti. Açıklamada şöyle denildi: “Farklı inançlardan Filistin ve İsrail halklarının, emekçilerin barış içerisinde bir arada yaşamasının yolu her türlü saldırılara bir an evvel son verilmesinden geçiyor. Bu nedenle başta İsrail devleti olmak üzere bütün radikal, milliyetçi ve dinci güçler saldırı ve provokasyonlarını derhal durdurmalıdır. İsrail’in işgal politikalarını meşrulaştırmak için mahkeme kararları çıkartarak yerleşimcilere izin vermesi, bölgede gerilimi daha da tırmandıracaktır.

Almanya’da yaşayan tüm emekçileri, İsrail ve Filistin halkının barış içinde birlikte yaşamasını desteklemek için, her türden ırkçılığa, antisemitizme, savaşa ve işgale karşı çıkmaya çağırıyoruz. Barışı ancak ve ancak Yahudi, Müslüman, Hıristiyan inancından halkların kardeşliği ve emekçilerin birliği ile sağlamak mümkün olacaktır.“ (YH)