Bakü’den Avrupa’ya uzanan rüşvet şebekesi

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Azerbaycan rüşveti skandalıyla sarsıldı. Bakü’den Avrupa başkentlerine uzanan skandal hem Aliyev rejiminin hem de Avrupalı siyasetçilerin maskesini düşürüyor.

Yücel ÖZDEMİR / Köln

Son haftalarda mafya lideri Sedat Peker tarafından gündeme getirilen Türkiye’deki Azeri oligarklarının mal varlıkları, verilen rüşvetler ve bunlara el konulması yönünde Azerbaycan-Türkiye hattında dönen dolaplar, aslında petrol ve doğal gaz zengini Azerbaycan’da sistemin nasıl işlediği konusunda epeyce fikir veriyor. Eşi Mehriban Aliyev’i 2017’de devlet başkan yardımcısı yapabilecek derecede tek adamlıkta işi ileriye götüren İlham Aliyev, babasından devraldığı rejimi ayakta tutmak için bir tarafta içeride muhalefete baskı yaparken, diğer taraftan uluslararası düzeyde rüşvetle kurduğu sistemi aklamaya çalışıyor. Petrol ve doğal gazdan elde edilen servetin gücüyle Almanya ve İtalya başta olmak üzere birçok ülkede lobi için politikacı satın alındığı ileri sürülüyor.

AB KONSEYİNDE RÜŞVET SKANDALI

Bu kapsamda özellikle Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan ve 47 ülkenin üyesi olduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde (AKPM) Azerbaycan konusunda yapılan oylamalarda milletvekillerinin tutumu belirlemek için sürekli rüşvet dağıtıldığı birkaç yıldır tartışılıyor. Bu konuda Almanya ve İtalya’da açılan soruşturmaların bir kısmı kapandı bir kısmı ise devam ediyor.

Almanya’da rüşvet skandalının merkezinde AKPM Muhafazakarlar Grubu Başkanı ve Başbakan Angela Merkel’in partisi olan Hristiyan Birlik (CDU) Partisi Üyesi Alex Fischer’in dokunulmazlığı kısa bir süre önce mecliste kaldırıldı. Rüşvet skandalının bir diğer önemli aktörü olan Karin Strenz ise mart ayında gittiği Küba’dan geri dönerken uçakta kalp krizi geçirerek vefat etti. Strenz’in gerçekten kalp kriziyle mi, yoksa başka bir nedenle mi öldüğü konusundaki soruşturma ise devam ediyor. İtalya’da ise rüşvetin başkahramanı Luca Volonte, geçen yıl dört yıl hapse mahkum edilmişti. Ortaya çıkan ilişkiler Avrupa basını tarafından “Azerbaycan Bağlantıları/Connection” olarak adlandırılıyor.

HER BAĞLANTI SOCAR’A ÇIKIYOR

Azerbaycan zengin petrol ve doğal gaz kaynakları nedeniyle aynı zamanda uluslararası enerji tekellerinin hedefinde. Alman basınında yer alan haberlere göre BP (İngiltere), RWE (Almanya), Total (Fransa), Petronas (Malezya) ve Statoil/Equinor (Norveç) gibi tekeller ülkede aktif olarak çalışıyor. Bütün bu tekellerin çıkardığı petrol ve doğal gaz ise Azerbaycan’ın en önemli enerji tekeli olan Socar tarafından dünya piyasasına sürülüyor. Bu nedenle zenginliğin büyük bir bölümü Socar’da toplanıyor. Boru hattı üzerinden Türkiye’ye oradan da dünyaya tankerlerle satılan Azeri petrolü de Socar’ın açtığı musluk sayesinde akıyor. Dolayısıyla, Azerbaycan’daki her rüşvet ve yolsuzluk bir şekilde Socar ile bağlantılı halde gerçekleşiyor.

RÜŞVETİN ALMANYA AYAĞI

Azerbaycan rüşvet ağının Almanya’daki ağına takılanların başında hükümette bulunan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisi milletvekilleri geliyor. 21 Mart’ta Küba’dan Almanya’da dönerken uçakta kalp rahatsızlığı geçirerek yaşamını yitiren Karin Strenz, İlham Aliyev’in Almanya ziyaretleri sırasında önemli bir role sahipti. Schwerin Savcılığı, Strenz’in ölümüyle ilgili olarak bir inceleme başlattı. Geçtiğimiz yılın ocak ayında savcılık tarafından başlatılan soruşturmada Strenz’in yanı sıra CDU Milletvekilleri Mark Hauptmann ve Axel Fischer’in Azerbaycan’dan rüşvet aldıkları gerekçesiyle ev ve işyerlerine baskınlar düzenlendi.

CDU adına AKPM üyesi olan her üç milletvekilinin oylamalar sırasında Azerbaycan lehine lobi yaptıkları, yüz binlerce avro rüşvet aldıkları savcılık tarafından ileri sürüldü. AKPM bünyesinde yürütülen soruşturmada, 2018 yılında Strenz’e ömür boyu AKPM’ye binaya giriş yasağı cezası verilmişti. İncelemede Strenz’in 2014-2015 yılları arasında Line M-Trade adlı firmadan “danışmanlık” adı altında para aldığı tespit edilmişti. Tagesspiegel gazetesi, bu paranın doğrudan Azerbaycan’dan geldiğini yazdı. Firmanın, daha önce Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Partisi milletvekili olan ve AKPM’de Azerbaycan konusunda yapılan oylamalarda lehte oyu veren Eduard Lintner’e ait olduğu biliniyordu. Strenz de AKPM’deki oylamalar sırasında Lintner gibi hep lehte oyu kullandı. İncelemelerin ardından Strenz 20 bin avro para cezasına çaptırıldı. Ancak Azerbaycan’dan toplam ne kadar para aldığı kesin olarak tespit edilemedi.

MİLYONLARCA AVRO

Basında yer alan haberlere göre Lintner’in Azerbaycan lehine lobi çalışması yapmak için kurduğu Line M-Trade’ın sadece 2012-14 yılları arasında 819 bin 500 avro değişik firmalar üzerinden almış. Ancak milyonlarca avrodan söz ediliyor. Münih Savcılığı tarafından Lintner, Strenz ve AKPM’de Muhafazakar Grubun Başkanı Axel Fischer hakkında başlattığı soruşturma da devam ediyor. Dokunulmazlığı mart ayında kaldırılan Fischer’den önce AKPM’de muhafazakarların grup başkanı olan Luca Volonte ise rüşvet skandalının İtalya ayağı.

Eski bir Azerbaycan elçisi, bu türden lobi çalışmaları için 30 milyon avronun ayrıldığını görüşüne başvuran üç hakime söyledi. Ancak, Alman basınında son 10 yıl içinde Azerbaycan’ın lobi faaliyetleri için 1 milyar avrodan fazla harcama yaptığına dair bilgiler yer alıyor.

Bu paranın kimi zaman paravan şirketler kimi zaman da zarflar içerisinde AKPM ve Avrupa Parlamentosunda Hristiyan Demokrat çizgideki milletvekillerine dağıtıldığı ileri sürülüyor. Temel amaç ise Azerbaycan’daki otoriter rejime destek sağlamak ve demokratik hakların ihlali konusundaki iddiaları boşa çıkarmak.

Daha sonra Azerbaycan lehine lobi yapan milletvekilleri arasına maske skandalı nedeniyle istifa etmek zorunda kalan CDU Milletvekilleri Nikolas Löbel ve Mark Hauptmann da katıldı. Keza Federal Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Thomas Bareiss’in de bu grupla bağlantılı olduğu açığa çıktı. Bareiss, bir firma üzerinden Azerbaycan’a tıbbi teknik malzeme gönderilmesine yardımcı olduğunu kabul etti. Ayrıca Bareiss’in aracılığıyla Socar’ın 2021 yılında CDU Frankfurt örgütüne toplam 28 bin avro bağışta bulunduğu sonradan ortaya çıktı. Hem de Partiler Yasası yabancı şirketlerden bağış almayı yasakladığı halde…

RÜŞVETİN İTALYA AYAĞI

Skandalın İtalya ayağında da Hristiyan Demokrat Politikacı Luca Volonte bulunuyor. 2008-2013 yılları arasında AKPM üyeliği yapan, 2010-2013 yılları arasında aynı zamanda muhafazakar Avrupa Halk Partisi (EVP) başkan yardımcılığında bulunan Volonte’nin Azerbaycan lehine lobi faaliyetleri için toplam 2.4 milyon avro aldığı belirtiliyor. Parayı Novae Terrae adındaki vakfına aktaran Volote, buradan birlikte iş tuttuğu kesimleri Azerbaycan adına besledi. Eğer skandal ortaya çıkmamış olsaydı 10 milyon avronun bu şekilde aktarılacağı ileri sürülüyor.

Öyle ki, AKPM’deki birçok İtalyan milletvekilini bu parayla satın aldı. Açılan soruşturmada o dönem AKPM başkanı olan İspanyol Milletvekili Pedro Agramunt Front de Mora’nın adı da sık sık geçiyor. Savcılığın ulaştığı bilgilere göre, Azerbaycan firması Baktelekom’dan Estonya firması Hilux Service’ye Danske Bankın Tallinn şubesindeki hesabına farklı zamanlarda toplamda bir milyar avro havale edilmiş. Azeri rüşvetinin İtalya’daki baş aktörü Volonte, 11 Ocak 2021’de Milano’da görülen davada Azerbaycan hükümetinin çıkarları doğrultusunda görevini kötüye kullanmaktan, kara para aklamaktan dört yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Almanya’da yayımlanan “Tagesspiegel” gazetesinde yer alan habere göre paranın Estonya’dan önce Volonte’nin eşi üzerinde görünen İngiltere’nin Marshall Adası’ndaki tabela şirket, oradan parayı Milano’daki bankaya havale edince skandal ortaya çıkmıştı. İtalyan RIA TV’ye konuşan Volonte, parayı Azerbaycanlı milletvekillerine danışmanlık ve iki araştırma için aldığını söylemişti. 2011’de Azeri milletvekilleri tarafından Bakü’ye götürülen Volonte pahalı hediyeler, halılar ve birinci sınıf uçak biletiyle İtalya’ya geri dönmüştü. Bu nedenle de skandal hakkında ilk raporu yayımlayan “Europäischen Stabilitätsinitiative” (Avrupa İstikrar İnisiyatifi -ESI) olanları “Havyar Diplomasisi” olarak adlandırmıştı.

‘DİKTATÖRLERİ KORUYAN BİR ŞEBEKE VAR’

Banka üzerinden gelen paraların da Volonte tarafından milletvekillerine paylaştırıldığı tahmin ediliyor. Tagesspiegel gazetesine konuşan SPD Milletvekili Frank Schwabe, “Belki de AP’de sadece Azerbaycan için değil, diğer otoriter rejimleri eleştirel açıklamalardan koruyan bir şebeke var” diyor.

AKPM’ye Avrupa’dan Kafkasya’ya kadar 47 ülke üye. Türkiye de üye ülkeler arasında yer alıyor. Transparency International adlı uluslararası kuruluşa göre “The European Aserbaidschan Society” adlı lobi örgütü, verilen rüşvetlerde stratejik bir rol oynuyor. Transparency International’nin verilerine göre Azerbaycan, dünyadaki yolsuzluk sıralamasında Afrika ülkesi Gabon ile birlikte 129 sırayı paylaşıyor. Türkiye ise Trinidad-Tobago ile birlikte 86. sırayı paylaşıyor.

ARKASINDA RÜŞVETİN OLDUĞU TAHMİN EDİLEN ORGANİZASYONLAR

Azerbaycan’ı “Kafkasya’nın Körfez ülkesi” yapmayı kafasına koyan İlham Aliyev, bunun için muslukları sonuna kadar açmış görünüyor.

Bu temelde sadece siyasetçilerin değil diğer uluslararası kurum ve organizatörleri de rüşvete bağlandığı ileri sürülüyor. Bakü’de Formula 1 yarışları için pist yapılması da bunun sonucu. Azerbaycan Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı ve Uluslararası Güreş Federasyonunun “Onur Üyesi” olarak 2007 yılından bu yana güreş faaliyetlerinden ötürü ülkeyi, giderek daha fazla uluslararası spor müsabakaları merkezi haline getirdi. Yine 2019’da Avrupa Ligi final maçının oynanması için bir stadyum yaptı. Bu stadyumda ayrıca haziran ayında başlayacak Avrupa Futbol Şampiyonasının dört maçı oynanacak. Azerbaycan’ın kendisi ise şampiyonada oynamıyor. Keza 2012’deki Eurovision şarkı yarışması da Bakü’de yapılmıştı.

Bütün bu büyük organizasyonlarda Azerbaycan’ın ev sahipliği yapması hem Avrupa’da görünme isteğinden hem de Avrupa’da bunları gerçekleştiren büyük bir lobi faaliyetinin olduğu anlaşılıyor.