İlaç tekellerinin prensibi: Ya paranı ya canını!

Foto: Pixabay

Werner Vontobel/Makroskop

Aşılar ve ilaçlar hayat kurtarabilir. Ancak bu, maliyetlerinden binlerce kilometre uzakta olan fiyatları haklı çıkarır mı? Şimdiki gibisi hiç olmamıştı: Kamu minnettarlığının artmasıyla birlikte korkunç kar artışı!

Moderna, ilk çeyrekte 102 milyon doz aşı satışından 1,2 milyar euro kâr bildirdi. Önümüzdeki üç çeyrekte 800 milyon ve 2022’de 3 milyar kutu daha satılması bekleniyor. Hesaplayın artık! Cominarty aşısını Pfizer ile üreten Biontech, ilk çeyrekte 1,6 milyar euro kâr açıkladı ve yıllık 6 milyardan fazla kazanç bekliyor. Pfizer ilk çeyrekte 4,9 milyar euroluk aşı satışı gerçekleştirdi ve kârını yüzde 45 artırdı. Bu tür kâr sıçramalarından normalde şüphelenilir, ancak korona bu konudaki algıyı da değiştirdi. Örneğin Tagesanzeiger, „İlaç endüstrisi para kazanıyor – bu harika,“ diyor. 300 milyarlık bir kâr bile çok fazla değil, „çünkü pandeminin verdiği zarar onlarca kat daha fazla.“

Luzerner Zeitung, sevilmeyen ilaç tekellerinin bu başarıya Moderna, Pfizer ve Johnson & Johnson aralarındaki rekabet sayesinde erişildiğini yazıyor ve bunu iyi buluyor. Aşılar bir rekabet harikası. ”Kovid aşıları gerçekten de en kârlı aşılar. Biontech yüzde 81’lik bir kâr marjı elde etti. Moderna, beklenen 4 milyar dozun 0.1’inden sonra ilk çeyrekte aşının geliştirilmesine yönelik tüm yatırımları şimdiden amorti etti. Ve “rekabet mucizesi”, nihai olarak, aşı dozlarının dağıtımını organize eden ve tüketiciler yerine ödemelerini yapan devlete dayanıyor. Devlet, ilaçları normalin çok üstünde fiyatla satın alıyor. İlaç tekellerinin prensibi, ‚ya paranı ya canını‘, ya da Tagesanzeiger’in formülasyonuyla ‚ya para ya da daha fazla zarar‘!

„Milyarlarca yatırımın“ yüksek fiyatla telafi edilmesi gerektiği iddiası, aşılamanın ilk çeyreğinde zaten yapıldı. Ayrıca, RNA’nın ilaçlarda kullanımına yönelik temel araştırmalar neredeyse tamamen devlet fonlarıyla finanse edildi ve devlet de RNA’lı aşıların kullanımına öncelik vererek dağıtımını yaptı.

ARAŞTIRMALAR DEVLET FONLARIYLA FİNANSE EDİLDİ

Örneğin Moderna’da, geçen yıl araştırma harcamalarının neredeyse yüzde 40’ı devlet fonları (hibeler) ile finanse edildi. Bu nedenle korona aşılarını, piyasanın devlet bürokrasisine karşı zaferi olarak tasvir etmek oldukça saflıktır.

Kovid aşılarının ticari başarısı, büyük ölçüde kovid için bilinen bir tedavi olmaması gerçeğine bağlıdır. İlaç endüstrisi tarafından oluşturulan ve sağlık kuruluşları tarafından benimsenen RCT araştırmaları bunu onaylıyor.

Sağlık politikacıları ve gazeteciler, ünlü Cochrane Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada gözlemsel çalışmaların güvenilirlik açısından iyi yapılmış RCT çalışmalarından daha kötü olmadığını okuyabilir. Ancak ikincisi çok daha kolay manipüle edilebilir. Doğru çalışma tasarımı seçimi ile veya gerekirse, daha sonra bitiş noktalarında (hedef değerler) bir değişiklikle, pratik olarak istenen herhangi bir sonuç kanıtlanabilir veya hatta etkili ucuz ilaçların itibarı zedelenebilir. Ayrıca, büyük randomize çalışmalar o kadar pahalıdır ki, pratikte sadece ilaç endüstrisi tarafından yürütülürler.

Sade bir dille: RCT çalışmaları altın standart olarak belirlendikten sonra, ilaç lobisi tüm kaldıraçları elinde bulundurur. Peki bu kaldıraç Kovid durumunda gerçekten kullanıldı mı? Bu en azından söz konusu halkın sağlığı olduğu için kamuoyunda tartışmaya değer. BM İnsan Hakları Komisyonu 2017 raporunda, sağlık sektörünün en yozlaşmış sektörlerden biri olduğunu ve tıbbi bakımı tehlikeye atabileceğini bildirdi.

TIP VE ETİK

‚Journal of Law‘ adlı hukuk dergisi’ndeki „Tıp ve Etik“ adlı bir çalışmanın başlığı da aynı şeyi vurguluyor: „Kurumsal Yolsuzluk ve Güvenli ve Etkili İlaçlar Efsanesi.“ Benzer bir şey ‚Public Eye‘ araştırmasında da okunabilir. Ve burada da ABD ilaç endüstrisinin 2000 yılından bu yana çeşitli dolandırıcılık ve hukuk ihlalleri nedeniyle toplam 56 milyar dolarlık 944 para cezası ödemek zorunda kaldığı belirtiliyor.

‚BigPharma’nın hükümetlerin fiyatlar hakkında konuşmasını görünüşte yasaklamış olması, kurumsal yolsuzluk tezine de uyuyor. Önceki Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissow nisan ayında sessizliği bozdu ve Pfizer aşısının fiyatlarının önemli ölçüde arttığından şikayet etti. Başlangıçta fiyat doz başına 12 euroydu sonra 15.50, şimdi 19.50 euro oldu, çünkü çoğu ülke aşı için gerekli miktarları zaten sözleşmeyle güvence altına aldı ve bir teklif yarışması bu fiyat etiketini bir süre içinde değiştirmemek zorundaydı. Thüringer Allgemeine gazetesinin hayalini kurduğu 300 milyar dolar, tamamen gerçekçi olmayan bir rakam değil. Ama bunun bedelini kim ödeyecek?

Pandemi aşı programları devlet borcuyla finanse edilebilir. Bunun iki avantajı vardır. Birincisi, hükümet kasasından daha çok para seferber edilebilir. İkincisi, herşeye rağmen meblağlar sınırsız değildir. Finansal piyasalar, borçlar çok yükseldiğinde yükselen faiz oranları ile sinyal veren bir denetim otoritesi olarak hareket edebilir.

Bir şey açık: Mikropla mücadele para yüzünden başarısız olmamalı. ”Bu, şeytanla şeytanı kovmaya çalışmak gibi bir şey; büyük ilaçlara karşı son siper olarak finans piyasaları. Ve eğer mikropla mücadeleye zaten yüz milyarlarca yatırım yaptıysanız, önce ön saflarda olanları düşünmelisiniz. Generaller zaten yeterince şey yaşadı. Moderna CEO’su Stéphane Bancel’in kazancının 5,3 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu, onu aşı kampanyasının başlamasından bu yana serveti 53 milyar dolardan 86 milyar dolara yükselen en iyi 8 küresel aşı milyarderinden biri bile yapmıyor. Fahiş aşı fiyatlarının belki de en büyük tehlikesi budur: Böylece oligarkların gücünü artırıyor ve demokrasiyi zayıflatıyoruz. Belki de ilaç endüstrisinin yeniden yüz milyarlarca dolar toplaması o kadar da iyi değil.

Çeviren: Semra Çelik

%d Bloggern gefällt das: