Yeşiller’in başka bir dış politikası var mı?

YÜCEL ÖZDEMİR / KÖLN

Alman kamuoyu günlerce Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Robert Habeck’in Ukrayna ziyareti sırasında çektirdiği fotoğrafı ve buradan verdiği mesajı tartıştı. 25 Mayıs’ya Kiev’e giden Habeck, burada Ukrayna devlet başkanı, başbakanı ve dışişleri bakanı tarafından karşılandı. Sonradan Doğu Ukrayna’da bir sınır köyüne giderek başında kast ve kurşun geçirmez yelekte, çömelmiş şekilde kameralara poz verdi.

Bir “barış partisi” olduğu ifade edilen Yeşiller Partisi, savaş, militarizm, askeri kıyafetler vs. konularında tabuları 1998’de SPD ile koalisyon ortağı olduktan sonra kırmıştı. Kosova, Afganistan savaşları için el kaldırmış, doğal lideri Joschka Fischer yedi yıl boyunca dışişleri bakanlığı koltuğunda oturmuştu. Fischer, bugün aktif siyasette görünmese de bıraktığı miras geride kalanlar tarafından sürdürülmeye devam ediyor. Bu nedenle parti içinde Fischer’in, Alman sermayesinin çıkarları için Yeşiller’in dış politikasını militaristleştirme adımı bugün adeta partinin resmi görüşü haline gelmiş durumda.

Ne var ki, 2005’de SPD ile koalisyon ortaklığı erken seçimle bitip, meclisteki en küçük muhalefet partisi olma süreci başlayan parti, bazı konularda yine eskinin rezervinde olan “barışçıl dış politika”nın bir bölümünü piyasaya sürerek, bununla hükümete güya “muhalefet” etmeye çalıştı. Örneğin Afganistan’daki askerlerin görev süresi gibi konularda mecliste her oylama yapıldığında her kafadan bir ses çıkıyordu. Dileyen dilediği gibi oy kullanabiliyordu.

YEŞİLLERİ’İN HIZLI YÜKSELİŞİ

Gelinen aşamada meclisin bu en küçük partisi, şimdi yeniden iktidara yürüyor. 2017’deki seçimlerde aldığı yüzde 8,9 oy son anketlerde yüzde 25-26’ya kadar sıçramış görünüyor. Bu büyük sıçramada eski ortağı SPD’nin yüzde 15-16 ile dibe vurması, hükümetin büyük ortağı CDU/CSU’nun bir çok sorun karşısında bocalaması, Sol Parti’nin ciddi bir muhalefet yapmaması, küresel ısınma ve çevre sorunlarının daha fazla gündemde olması, liseli gençliğin çevre konusundaki eylemleri gibi sayabileceğimiz pek çok faktör rol oynuyor.

Sorunlar çok ve ağır olunca, hükümet partilerinden umudu kesen geniş kesimler şimdi meclisin en küçük partisine şans vermeye niyetli görünüyor. Dolayısıya eylüldeki genel seçimlerden sonra Yeşiller’in öncülüğünde olmasa da Yeşiller’in güçlü bir ortak olacağı bir hükümet Almanya’yı bekliyor. En güçlü olasılık Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU) ile bir ortaklığın kurulması.

Böylesi bir ortaklıkta ekonomi, sosyal, çalışma gibi pek çok alanda ciddi sorun görünmüyor. Kaldı ki, halihazırda Hessen ve Baden-Württemberg eyaletlerinde CDU-Yeşiller koalisyonları işbaşında.

FARKLI BİR DIŞ POLİTİKA BEKLEMEK Mİ?

Yeşiller’in büyük ya da küçük ortak olacağı bir Almanya’da sermaye açısından asıl belirleyici olan dış politikada bir değişikliğin olup olmayacağıdır. Habeck’ın seçim öncesinde Ukrayna’ya giderek temaslarda bulunması ve bu ülkeye askeri yardımda bulunma çağrısı yapması, diğer partilerden daha ileriye gideceklerini, Rusya’ya karşı izlenecek politikalarda tereddüt etmeyecekleri mesajını içeriyor. Mevcut hükümetin bile çatışma bölgelerine silah göndermeme ilkesine uyarak, Ukrayna’yı açıktan silahlandırmaya yanaşmazken Habeck’in verdiği mesajın anlamı bu nedenle önemli. Üstelik Ukrayna’nın da Almanya’dan bu yönde bir talebinin olmadığı bilindiği halde…

Zira, Yeşiller’in seçim programında da savaş ve gerilimin olmadığı bölgelere silah satılması prensibi savunuluyor. Bu nedenle parti içinde göstermelik de olsa Habeck’in çağrısına tepki gösterildi. Yine SPD ve Sol Parti temsilcileri de Habeck’in savaş bölgelerine silah gönderilmesi yönündeki çağrısına karşı çıktılar.

Gelen eleştiriler üzerine yeniden bir açıklama yapma ihtiyacı duyan Habeck, “Ukrayna bu süreçte güvenlik politikaları açısından yalnız bırakıldı. Rusya Kırım’ı işgal etti. Gönderilmesi gerekenler gece görüş dürübünleri vs.” diyerek eleştirileri yumuşatmaya çalıştı. Daha önce Schleswig-Holstein’da tarım bakanlığı yapan bir siyasetçi olarak Habeck, dışişleri bakanlığına talip olduğunun mesajını da veriyor, nabız yokluyor.

Habeck bir süre önce de Sol Parti’ye çağrıda bulunarak, “Eğer bizimle bir koalisyon hükümeti kurmak istiyorsanız NATO’yu tanımanız gerekiyor” diyerek şart koşmuştu. Sol Parti, programatik olarak NATO’nun dağıtılmasını, hiç olmazsa askeri kanadından çekilmeyi savunuyor.

YEŞİLLER DIŞ POLİTİKADA SİSTEME KENDİSİNİ KANITLADI

Denilebilir ki, sermayenin bir kesiminde, geçmişte rüştünü ispatladığı halde Yeşiller’in dış politikada yapacakları konusunda halen kimi endişeler mevcut. Ancak, partinin evrildiği süreci Habeck, klasik sermaye partilerinden de daha ileri giderek, endişeye mahal olmadığını, sermaye açısından devlet sorumluluğunu üstlenmeye hazır bir parti oldukları mesajını veriyor. Daha önce Fischer’in ifade ettiği, “Yeşil dış politika yok, Alman dış politikası var” sözü aslında her şeyi özetliyor. “Alman”lıktan da asıl olarak Alman sermayesinin çıkarlarının kastedildiğini belirtmemiz gerekiyor. Zira militarist dış politika, yurtdışına devasa silah satışından Alman halkı değil Alman sermayesi çıkar sağlıyor.

Bütün bunlara rağmen belli kesimlerce, dış politika bağlamında Yeşiller’e karşı açıklanan güvensizlik, aslında partinin daha sağa kaymasını, militarist politikaların sözcüsü haline gelmesi için yapılan hamlelerdir. Sağ kanat “Realo”nun da sağında olan Habeck, mesajlarıyla buna hazır olduklarının mesajını sermayeye veriyor. Eylüldeki seçimlerden sonra da bu konudaki endişelerin bir kısmının boşuna olduğu ve Yeşiller’in, sistemin ana partilerinden birisi olduğu kanıtlamaya devam edecek görünüyor.

SOLA DÜŞEN GÖREV: SAVAŞA KARŞI BARIŞ

Gelişmeler, Yeşiller’in daha da sağa kayacağını gösteriyor. Parti içinde sol kanadın varlığından söz etmek pek mümkün değil. Bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıdaki siyasetçinin yapabileceği bir şey yok. Yeşiller sağa kayarken, sol tarafı boş bırakmak için Sol Parti’yi de birlikte götürmeyi amaçlıyor. Yani, Sol Parti’yi de sağa kaydırmanın çabası içinde. NATO şartı bu açından önemli. Sol Parti içinde SPD ve Yeşiller ile “sol koalisyona” meraklı kesimler de buna dünden hazır. Dolayısıyla üç parti arasında dış politikadaki farklılıklar, uyuşmazlığın en yüksek olduğu bilindiği için bu yönde hamleler yapılıyor. Bununla aynı zamanda, savaşa ve silahlanmaya karşı çıkan güçlerin zayıflatılmak istendiği ortada.

Bütün bunlar, Almanya’daki ilerici kesimler için asıl önemli ve değerli olanın Yeşiller’in peşinden gitmek değil, bu partiye güçlü bir tepkinin gösterilmesi gerektiğini gösteriyor. Bu tepki aynı zamanda, savaşa karşı çıkanları güçlendirecektir. Bu yöndeki bir mücadele elbette az ya da çok Yeşiller içinde de etkisini hissettirecek, savaş yanlısı pervasız güçlerin zayıflamasına yol açacaktır.

Halk arasında halen savaşa ve silahlanmaya karşı güçlü olan bu eğilimi güçlendirmek için de Yeşiller’in militarist dış politika emelini teşhir etmek büyük bir önem taşıyor.