DİTİB Türkiye’den bağımsız değil

Foto: Privat

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde (KRV) daha önce okullarda İslami din dersleri vermesi konusunda yetkilendiren kurumlar arasında yer alan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB), Türkiye’de meydana gelen 15 Temmuz 2016’daki olaylardan sonra Almanya’daki imamlara Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden ajanlık yaptırıldığının açığa çıkması üzerine muhatap olmaktan çıkarılmıştı.
Dönemin SPD-Yeşiller koalisyon hükümeti buna gerekçe olarak, ‘yabancı bir ülke tarafından yönetilen bir örgütün Almanya’daki okullarda öğrencilere İslam dersi verme hakkının olmadığını’ göstermişti. Benzer adımlar başka eyaletler tarafından da atılmıştı. Federal çapta ise DİTİB ile yürütülen kimi projeler durdurulmuş, maddi yardımlar kesilmişti.
Ancak kısa bir süre önce CDU-FDP koalisyon hükümeti DİTİB’i KRV’de yeniden İslam din dersini okutmaya yetkili dini cemaatler arasına dahil etti. Arada geçen süre içersinde DİTİB’te bir değişimin olmadığını ifade eden Yeşiller Partisi KRV Eyalet Parlamentosu Milletvekili Berivan Aymaz, hükümetin aldığı bu kararı eleştirdi. Bunun üzerine Sabah ve Akit gazeteleri Aymaz’ı “Türk düşmanı”, “PKK sempatizanı” ilan ederek hedef gösterdiler. Aymaz’a yönelik bu karalama ve tehditler, Almanya siyasi çevrelerinde ve kamuoyunda geniş tepkilere neden oldu.
Yıllarca KRV’de yerel siyaset yapan, Kürd kimliğiyle de tanınan Aymaz ile eyalet hükümetinin neden böyle bir karar aldığını ve kendisinin Türk hükümetine yakın gazeteler tarafından neden hedef gösterildiğini konuştuk.

Sayın Aymaz, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra eyalet hükümeti DİTİB’i neden yeniden İslam din dersi konusunda partner olarak belirleme kararı aldı? Özellikle neden şimdi böyle bir adım atıldı?
KRV’de 500 bine yakın Müslüman aile çocuğu olan öğrenci yaşıyor. Eyaletimizde tüm dinlerden öğrencilerin din dersi alma hakkı var. Elbette Müslüman öğrencilerin de isterlerse din dersleri alma hakkı var. Bu karar zaten daha önce SPD-Yeşiller hükümeti tarafından alınmıştı.
Alman yasalarına göre din derslerinin devletten bağımsız dini cemaatler tarafından düzenlenmesi gerekiyor. Ancak hem KRV’de hem de Almanya genelinde henüz İslam açısından muhatap kabul edilebilecek bir bir kurum yok. Bu nedenle, din dersleri ihtiyacı dernekler üzerinden giderilmeye çalışılıyor. Bu durumu düzenlemek için SPD-Yeşiller hükümeti döneminde özel bir komisyon kurulmuş ve DİTİB de bu komisyona dahil edilmişti.
Ancak Türkiye’de 2016’daki darbe girişimi denilen olaylardan sonra, DİTİB imamlarının Türk hükümetinden aldıkları talimatla, kurumsal olarak Almanya’daki Müslüman cemaat içinde ihbarcılık yaptıklarının açığa çıkması üzerine, dönemin Eğitim Bakanı Sylvia Löhrmann, DİTİB’in komisyondaki varlığını ve çalışmalarını dondurmuştu.

Bu karar DİTİB’in imamlarına ajanlık yaptırdığının ortaya çıkmasından sonra mı alındı?
Evet. Zaten savcılık da DİTİB’in bulaştığı bu duruma dair soruşturma başlatmıştı. Söz konusu imamlar Almanya’yı terk ettiği için hukuksal süreçten sonuç alınamadı. Eyalet hükümeti uzun süredir yeni bir hukuki ve idari yapılanmayla İslami din derslerini yeniden düzenlemeye girişti.

DİTİB komisyondan çıkarıldıktan sonra da İslam din dersi okullarda okutulmaya devam ediyor muydu?
Dersler bugüne kadar aralıksız devam etti. Ancak hükümet Eğitim Yasası’ndaki bir değişikle yeniden düzenleme kararı aldı. Biz Yeşiller olarak, geçmişte yaşadığımız tecrübelere de dayanarak daha dikkatli düzenlemelerin yapılmasını istedik. Yeni düzenlemede, komisyonda yer alacak derneklerin kesinlikle yabancı devletlerden bağımsız olması gerektiği koşulu yer aldı. Ancak gelinen aşamada, mevcut hükümet DİTİB’i yeniden bu komisyona aldı ve bu durum bizi gerçekten şaşırttı. Sadece Yeşiller değil, uzmanlar, hukukçular da şaşkınlıklarını ifade etti. Çünkü DİTİB’in Türk devletinden bağımsız olması söz konusu değil. Bunu hukukçular da ifade ediyor.
Hükümet ise bu konuda gelen eleştirilere şöyle yanıt veriyor: “Ülke genelinde değil, sadece eyalet çapında bir işbirliğine gidiyoruz. Ayrıca DİTİB, KRV temsilciliği bir tüzük değişikliğiyle bağımsızlığını garanti altına aldı!”

Bu tüzük değişiklik pratikte bir anlam ifade ediyor mu?
Sadece tüzük değişikliğini bir garanti olarak kabul etmeyi naif bir yaklaşım olarak görüyorum. Çünkü, söz konusu örgütün başka bir ülkeye ne denli bağlı olduğunu, yöneticileri ve imamları zaten somut olarak gösteriyor. DİTİB’in KRV’deki imamlarının çoğu Türkiye tarafından tayin ediliyor. Değişen hiçbir şey yok aslında. Buna rağmen hükümetin neden böyle bir karar aldığını biz de bilmiyoruz. Bu konuda bizzat CDU’lu Eyalet Başbakanı Armin Laschet’e seslendim ve konuya açıklık getirmesini istedim. Ancak bugüne kadar sessiz kalmayı tercih etti.

Laschet’in genel seçimlerde Müslümanlar’dan oy almak için bu adımı attığı da söyleniyor. Keza danışmanlarının bu konularda çalışma yaptığı konuşuluyor. Sizce bunlar ne kadar doğru?
Bu türden spekülasyonların olmaması için Laschet’in kamuoyu önüne çıkıp bu sorulara açık ve net cevap vermesi gerekiyor. Yeşiller olarak sürecin aydınlanması ve şeffaf sürdürülmesi için önümüzdeki dönem soru önergeleri vermeye devam edeceğiz. Bu konuda gerçekten bir netliğin oluşması gerekiyor.
Müslüman oyları konusunda ise; bence Almanya’da yaşayan Müslümanlar homojen bir yapı değil. DİTİB bütün Müslümanları temsil eden bir kurum değil zaten. Almanya genelinde Müslüman topluluk içinde en fazla yüzde 20-25’e ulaştığı söylenebilir. Dolayısıyla bunun seçimlere yansımasının fazla anlamlı bir sonuç olamayacağı ortada. Eğer Laschet tüm bunları seçimlerde bu kesimin oylarını almak için yapıyorsa, Müslüman toplumun heterojenliğini gözönünde bulundurmamış ve yanlış hesap içinde olduğu söylenebilir.

DİTİB konusunda önümüzdeki dönem yeni bir değişiklik olabilir mi sizce?
Şu anda bu konu yoğun bir şekilde tartışılıyor. Eyalet meclisinde de tartışmalar sürüyor. Hükümetin bu kararını hemen geri çekmesini beklemek gerçekçi değil. Ama zor duruma düştüler, bunu fark ediyoruz. Hükümet, geçmişte yaşanan olumsuzlukların bir örneğinin daha yaşanması durumunda anlaşmayı hemen iptal edeceği açıkladı.

Yeşiller olarak İslam din dersinin okutulmasına karşı çıkmadığınız halde, sizin açıklamalarınız AKP hükümetine yakın bazı Türk gazeteleri tarafından “Türk düşmanlığı”, “PKK sempatizanlığı” diye sunuldu ve hedef gösterildiniz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tür saldırı ve karalama girişimleri sadece benim yaşadığım bir durum değil. Farklı konularda bir çok siyasetçi, bilim insanı ya da sivil toplum örgütü yöneticisi de aynı kesimler tarafından defalarca hedef gösterildi. Ben de bu durumu ilk defa yaşamıyorum. Ancak ilk defa; bu saldırı ve tehditlere karşı, kamuoyundan hızlı ve yoğun bir destek yükseldiğini, geniş kesimlerin konuyu sahiplenerek, ciddi tepkiler gösterdiğini ve Almanya’da artık yabancı bir devletin bu tür eylemlerine geçit verilmeyeceğini gösterdi.
Bana karşı yürütülen kampanyayı başlatan Sabah ve Akit gazeteleri, ülkemizde siyasi aktörleri görüşlerinden, açıklamalarından, çalışmalarından dolayı sindirmeye, karalamaya çalışarak hedef gösteriyor. Bu, Almanya siyasetine yıkıcı manada müdahale etmek anlamına geliyor. Demokrasi kültürümüze anti-demokratik bir şekilde müdahale ediyorlar. Bu durum hiçbir demokratın kabul edebileceği bir şey değil. Bu nedenle bizzat İçişleri Bakanı açıklama yaparak sert tepki gösterdi. Yine, mecliste grubu bulunan dört parti, böylesi bir durum ile ilgili olarak ilk kez ortak bir açıklamayla kararlı bir tutum gösterdi. Elbette meclis ve partilerin yanısıra, sivil toplum kurumları, akademi çevreleri, medya ve bilinen şahsiyetler de sert tepki göstererek, Almanya’da da yayın yapan bu gazetelerin, ülkemizin demokrasi kültürünü tehdit etmelerini kınadılar.

Sizin açıklamanıza tepki çok agresif oldu. Eleştiri sınırlarını da aştı mı?
Bu gazetelerin aleyhimdeki yayınlarına karşı Alman kamuoyundan yükselen yaygın ve sert tepkilerin ardından bu kez doğrudan hedef gösterme ile ‘seni tanıyoruz’ diye tehdit ettiler. Tabi bunların eleştiri, fikir özgürlüğü, medya ahlakı ile ilgisi yok. Bunlar tamamen tehdit, sindirme ve karalama yöntemleri. Türkiye’de rahatça yaptıklarını burda da yapabileceklerini düşünüyorlar. Ancak yanılıyorlar!