Dr. Ulrich Schneider: Savaşı unutmak faşistlerin suçlarını da unutmaktır

Foto: Yeni Hayat

Yücel ÖZDEMİR / Köln

Bundan tam 80 yıl önce, 22 Haziran 1941’de faşist Alman ordusu müttefikleriyle birlikte “Barbarossa Harekatı” adı altında Sovyetler Birliği’ne savaş açtı. Üç koldan başlatılan savaş bir taraftan milyonlarca insanın canına mal olurken, diğer taraftan Sovyet halklarının büyük bedeller ödeyerek elde ettiği zaferlere sahne oldu. Savaşın nedenleri, sonuçları ve bugünkü anlamını Uluslararası Direniş Savaşçıları Federasyonu (FIR) Genel Sekreteri Dr. Ulrich Schneider ile konuştuk. 1951 yılında kurulan ve halen 17 ülkede örgütlü olan FIR’nin hedefi faşizmin ve savaşın olmadığı bir dünya kurma.

Sayın Schneider, siz Uluslararası Direniş Savaşçıları Federasyonunun (FIR) Genel Sekreterisiniz ve Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırısının 80. yıl dönümü vesilesiyle Köln’de yapılan eylemde bir konuşma yaptınız. Bu savaş örgütünüz açısından neden bu kadar önemli?

Batı ve Doğu Avrupa’dan, İsrail ve Latin Amerika’dan direniş savaşçıları, zülüm kurbanları ve Hitler karşıtı koalisyonun üyelerinin direniş örgütleri, 70 yıldır FIR’de temsil ediliyor. Tabii ki Rusya’dan savaşa katılan kadın ve erkeklerin örgütü olan “Büyük Anavatan Savaşı” organizasyonu da. Yalnızca saldırının değil, aynı zamanda faşist barbarlığın askeri olarak ezilmesinin yükünü taşıyan Kızıl Ordu’nun rolünün de hatırlanması için özel çaba harcıyoruz.

Konuşmanızda Rusya ve Sovyetler Birliği’nin başından beri Alman faşizminin hedefi olduğundan söz ettiniz. Bunun özel nedenleri var mı?

Çarlık Rusya’sının Alman emperyalizminin her zaman hedefi olduğu sıklıkla unutulur. Birinci Dünya Savaşı’ndaki başarısızlık bu planları tersine çevirmedi. Adolf Hitler, 1924’te “Kavgam” kitabındaki fantezilerinde aslında yalnızca emperyalist Almanya’da uzun süredir planlanmış olanları tekrarlıyordu. Bununla birlikte, bu düşüncelere -Rusya’daki devrimci gelişme ve Sovyetler Birliği’nin inşası açısından- kendisinde ve bir bütün olarak faşist hareketin ideolojisinde ortak düşmanda birleşilen Bolşevik karşıtlığını ekledi: “Yahudi-Bolşevizmi”. Bunun kaynağı da “Yahudilik” ve Sovyetler Birliği’ydi.

BATI SSCB’YE SALDIRIDAN RAHATSIZ DEĞİLDİ

O zaman genel Batı (İngiltere, Fransa ve ABD) savaşa nasıl tepki verdi? İkinci Dünya Savaşı’ndan önce iki önemli anlaşma imzalandı: Münih Anlaşması ve Molotov-Ribbentrop Saldırmazlık Paktı. Her iki paktı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Batılı hükümetlerin Alman emperyalizminin Rus veya Sovyet karşıtı yönelimiyle hiçbir sorunu yoktu. Almanların dünyada güç olma planları kendi çıkarlarını etkilemediği sürece kabul gördü ve kısmen desteklendi. Bunun bir örneği, 1938 sonbaharında, Çekoslovakya’ya karşı dikte edilen Münih Anlaşmasıdır. Büyük Britanya ve Fransa, Çekoslovakya’nın toprak bütünlüğü için koruyucu güçler olarak ayağa kalkmak yerine, Sudeten bölgesini Hitler Almanya’sına vermekle kalmadı, aynı zamanda olası Alman saldırganlığına karşı askeri savunmasını da yok etmiş, bu yerleri Almanya’ya devretmişti. Çek Cumhuriyeti’nin Alman birlikleri tarafından askeri işgali bu nedenle yalnızca bir zaman meselesiydi. Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı da benzer bir geçmişe sahipti. Alman faşizmi savaşa hazırlanırken 1939 yazında Polonya krizi doruk noktasına ulaştığında, Sovyetler Birliği “garantör güçler” İngiltere ve Fransa’nın Polonya için ortak bir savunma düzenlemeyi düşünmediklerini deneyimlemek zorunda kaldı. Alman faşizminin askeri saldırganlığının doğuya yöneltilmesinden kimse memnun değildi ama tepki de yoktu. Bunun üzerine SSCB, ağustos 1939’da zaman kazanmak amacıyla, Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı’nı imzalamaya karar verdi. Bilindiği gibi, anlaşma eylül 1939’da bir “Dostluk Anlaşması” ve bir Ticaret Anlaşması ile genişletildi. Sovyetler Birliği açısından bakıldığında, “İhtiyacı olan malları ticaret yoluyla elde eden, onlar için savaşa girmez” düşüncesiyle şekillenen, yalnızca stratejik bir seçenekti. Sovyet dış politikasının bu düşüncesinin ne kadar hayalci olduğunu, 1941 yazından itibaren Sovyetler Birliği’ndeki Alman vahşeti gösterdi.

SSCB’NİN TRAJEDİSİ: UYARILARI CİDDİYE ALMADI

SSCB Almanya’dan bir saldırı bekliyor muydu? Hitler’in planlarına nasıl hazırlanmıştı?

Sovyetler Birliği için, faşist Almanya’nın savaş planlamasında er ya da geç SSCB’ye saldıracağı açıktı. Elbette Sovyetler Birliği, askeri güçlerini takviye etmek için 1939 ile 1941 arasını kullandı, ancak saldırıya hazır değildi. Sovyet liderliğinin Japonya’dan (Dr. Sorge) ve Almanya’dan gelen çeşitli uyarıları -bugün söylendiği gibi- Sovyetler Birliği’ni kışkırtmayı amaçlayan “fake news/sahte haberler” olarak görmesi tarihi bir trajedidir.

Faşist Almanya ve müttefikleri askeri açıdan güçlüydü. Peki buna rağmen SSCB direnişi nasıl örgütledi?

Gerçekten de kasım 1941’e kadar faşist ordular Moskova ve Leningrad’da ilerlemeyi başardı. Ancak çeşitli yerlerde beklenmedik direnişlerle karşılaştılar. Partizanların Alman ordusunun altyapısını engelleyen Brest Kalesi’nin işgaline karşı kahramanca direnişini burada hatırlatmak istiyorum. Halkın desteğiyle şehrin ele geçirilmesini engelleyen Leningrad savunucularından özel olarak bahsedilmelidir. Sovyet tarafında 1 milyondan fazla ölümle sonuçlanan 900 günlük bir şehir kuşatması bile Almanlar açısından başarısız oldu. 27 Ocak 1944’te kuşatma Sovyet birlikleri tarafından püskürtüldü.

Bu örneklerin gösterdiği gibi, Sovyetler Birliği’ndeki insanlar anavatanlarını savunmaya çok istekliydiler çünkü meselenin sadece toprakla ilgili olmadığını, aynı zamanda sosyalist kazanımları yok etmeyi hedeflediğini biliyorlardı. Ve kısa süre sonra Alman ordusu (Wehrmacht) ve SS tugaylarının cephe gerisinde sivil halka karşı işledikleri suçu insanlık dışı vahşeti yaşayarak öğrendiler.

Sadece Kiev’de, eylül 1941’in sonunda, Wehrmacht ve SS, Ukrayna polisinin yardımıyla yaklaşık 33 bin Yahudi’yi öldürdü. Kasabadan insanları topladılar ve Babyn Yar Boğazı’nda kurşuna dizdiler. Bu, imha savaşındaki birçok sivil katliamdan sadece biriydi.

STALİNGRAD ZAFERLERİ KUTLANDI

Sovyetler Birliği’nin zaferinin toplama kampı mahkumları, tüm insanlık ve bugün açısından önemi nedir?

Sovyetler Birliği’ne yapılan saldırı, aslında tüm dünyadaki antifaşistler tarafından faşizm ile antifaşist güçler arasındaki kesin savaşın başlangıcı olarak anlaşıldı. Sovyetler Birliği yenilmiş olsaydı, Avrupa’da bu barbar yönetime karşı çıkacak bir güç kalmayacaktı. Almanların ilerleyişi 1941 sonlarında Moskova Muharebesi’nde ilk kez açıkça durdurulduğunda rahat bir nefes alındı. Ve Kızıl Ordu’nun şubat 1943’te Stalingrad’daki zaferi, dünya çapında tüm antifaşistlerin zaferi olarak kutlandı.

Ancak Alman faşizminin askeri olarak ezilmesi iki yıldan fazla sürdü. Bu şekilde Sovyet birlikleri, doğudaki çoğu önceden boşaltılmış ve temizlenmiş olan eski imha kamplarına da ulaştı. Auschwitz, Sachsenhausen, Ravensbrück ve Mauthausen toplama kamplarındaki mahkumlar 27 Ocak 1945’te serbest bırakılabildi. Kızıl Ordu’nun askeri ilerleyişi, elbette Alman faşizminin askeri gücünün parçalanmasıyla bağlantılıdır. Ve elbette bu bugün de geçerlidir. Bunun “Unutulabileceğini” düşünenler, faşist yönetimin suçlarını da “Unutturmak” istemektedir.

‘AVRUPANIN TARİHSEL BİLİNCİNİN ÇARPITILMASINA KARŞI AKTİF ÇABA HARCAMALIYIZ’

19 Eylül 2019’da Avrupa Parlamentosu, Avrupa’nın geleceği için Avrupa tarihi bilincinin önemine ilişkin bir kararı kabul etti. Antikomünizm ve Rusya’ya düşman politikalar bu kararın merkezinde yer alıyor. Kuruluşunuz bu kararı nasıl değerlendiriyor?

Bu karar sadece bir skandaldır. FIR, daha 2019’un sonunda, Baltık ülkeleri ve Ukrayna’daki faşist iş birlikçilerin bu tür tarihsel revizyonizmi ve rehabilitasyonunu net bir açıklamayla reddetti. Demokratik fraksiyonların ve tarihe tamamen kayıtsız kalan milletvekillerinin bu ağza alınmayacak metne oy vermelerini özellikle eleştirdik. Hatta daha sonra bazı milletvekilleri, hatta Avrupa Parlamentosunun İtalyan bBaşkanı bile bu kararla arasına mesafe koydu.

Bu karara karşı protestonun, kabul edilmesinden 1.5 yıl sonra bile devam etmesi güzel. Bununla birlikte, Avrupa tarihsel bilincinin ideolojik olarak çarpıtılmasının mümkün olmaması için aktif çaba harcamalıyız.

Çeviren: Semra Çelik