Almanya, Türkiye ve küresel ısınmanın etkileri

YÜCEL ÖZDEMİR

Bu yaz atmosfere salınan sera gazlarının yol açtığı küresel ısınmanın tetiklediği felaketlerin sarstığı  ülkelerin başında Almanya ve Türkiye geliyor. Almanya’da 14-15 Temmuz’da Kuzey Ren Vestfalya ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde yaşanan büyük sel felaketi son verilere göre 181 insanın canına mal olurken, 30 milyar avroya yakın maddi hasara yol açtı. Türkiye’de ise pek çok kent ve ilçedeki yangınlar nedeniyle binlerce hektarlık orman yok oldu. Köyler ve kasabalar yandı, ormandaki hayvanlar öldü.

Sel felaketinin yaralarının sarılması için Federal Hükümet 30 milyar avroluk yardım paketini hafta içinde karar altına alarak önemli bir adım attı. Ayrıca bir kez daha benzer felaketlerin yaşanmaması için erken uyarı sistemini geliştirilmesi üzerinde duruluyor.

Buna rağmen, selin yarattığı büyük felaket karşısında hükümetin yeterince önlem almaması halk arasında hoşnutsuzluğa yol açmış durumda. Bunu en iyi, Angela Merkel’in yerine muhafazakarların başbakan adayı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başbakanı Armin Laschet’e gösterilen tepkiden anlamak mümkün.

Sel felaketinden önce başbakanlık şansı epey yüksek görünen Laschet, son haftalarda sürekli güven kaybediyor. Bunda Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier felaket bölgesinde konuşma yaptığı sırada Laschet’in hiçbir şey olmamış gibi davranarak arkasında kahkaha atarken kameralara yakalanmasının rolü epey fazla. Önemli bir göreve talip bir siyasetçinin felaket karşısında takındığı lakayt tavır seçilme şansını her geçen gün biraz daha azaltıyor. Onun yerine dipte sürünen Sosyal Demokrat Partinin adayı Olaf Scholz’un yıldızı parlıyor. Yeşiller Partisinin oylarını anketlerde rekor düzeyde artırmasının arkasında da çevre ve iklim politikalarında değişiklik arzusu var.

Denilebilir ki; eğer Laschet başbakanlık koltuğuna oturamazsa bunda sel felaketi karşısında takındığı ciddiyetsiz tutumun rolü büyük olacak. Bu aynı zamanda Alman halkının bu türden felaketlerle mücadeleyi ne denli ciddiye aldığını da gösteriyor.

AKP ve Erdoğan’ın yangınlar konusunda izlediği politika nedeniyle Türkiye halklarının da benzer bir eğilim içinde olduğu söylenebilir. Erdoğan ve sözcülerinin yangınların arkasında küresel ısınma ve doğaya verilen büyük zararlar yerine, daha çok bireylerin yangınlara neden olduğu şeklindeki yaklaşımı elbette büyük sorunla yüzleşmek istememesinden kaynaklanıyor.

Elbette belli çıkar grupları yeni imar yerleri açmak için böylesine büyük yangınlar çıkarabilirler ve bunların ek kısa zamanda bulunup en sert şekilde cezalandırılmaları gerekiyor. Ancak, günümüzde olanlar bunun çok daha ötesinde.

Ormanlarının küresel ısınma nedeniyle cayır cayır yandığı bir ülke olarak Türkiye’nin, halen Paris İklim Anlaşması’nı kabul etmeyen altı ülke arasında yerini korumaya devam etmesi kelimenin tam anlamıyla utanç verici. İmzalamayan diğer ülkelere bakınca bu daha iyi anlaşılıyor: Eritre, İran, Irak, Libya, Yemen.

Sadece bu tablo bile Türkiye yönetenlerinin küresel ısınmaya rağmen sermayenin çıkarlarını koruma uğruna ne denli pervasız davrandığını gösteriyor. Bu nedenle Türkiye içinde Paris İklim Anlaşması’nın imzalanması konusunda yürütülecek ciddi bir çalışmanın toplumsal karşılığı kısa zamanda büyüyebilir.

Bundan sonra benzer felaketlerin yaşanmamasının yolu Türkiye’nin küresel ısınmanın önüne geçmek için öncelikle sorumluluklarını acil olarak yerine getirmesinden geçiyor. Sorumluluklarının bir bölümünü yerine getirerek atmosfere sera gazı salınımını azaltan Almanya’nın ise diğer ülkeler ve tekellerin sorumluluklarını yerine getirmesi için harekete geçmesi gerekiyor. Unutulmamalı ki; 1988’den bu yana atmosfere salınan karbondioksitin yüzde 70’inden 100 tekel sorumlu.

Birleşmiş Milletlere bağlı İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) hafta başında açıkladığı raporunda da görüldüğü gibi bilim insanları, önlem alınmadığı takdirde küresel ısınmanın hızlanarak devam edeceğini öngörüyor. Küresel ısınmadaki artışın 1.5 derecenin altında tutma konusunda belirlenen hedeflerin tutturulması, emperyalist devletler arasında pazar paylaşım rekabeti sürdükçe pek mümkün görünmüyor.

Bu nedenle günümüz ve yakın geleceğin en önemli sorunlarının başında küresel ısınma ve iklim değişikliği geliyor. Sanayileşme öncesi döneme göre küresel ısınmanın 1.1 derece arttığı günümüzde yaşanan felaketler, aynı zamanda bunun 1.5-2 derece seviyesine çıkması durumunda yer yüzünün cehenneme döneceğinin ciddi işaretleri.

Dolayısıyla kapitalizmin ürünü olan küresel ısınmaya karşı ciddi politikalar geliştirip geniş kesimler arasında bu temelde mücadele her geçen gün büyük önem kazanıyor. Felaketler karşısında vurdum duymaz davrananlar Almanya, Türkiye ve her yerde kaybetmeye devam edecek.