Makinistler tekrar greve çıkıyor

Foto: Hamburg / YH

Alman Makinistler Sendikası GDL, üyelerini üçüncü kez greve çağırdı. DB AG’nin sözde tekliflerinden usandıklarını söyleyen GDL Başkanı Claus Weselsky, “Üyelerimizin hakkını almakta kararlıyız” dedi. Diğer yanda ise sermaye yanlısı medya, emekçi kitleleri, GDL sendikasına ve demiryolu emekçilerinin grevine karşı kışkırtmaya devam ediyorlar. DB AG Şefi Richard Lutz da, GDL’e saldırılarını sürdürüyor.

SERDAR DERVENTLİ

Alman Demiryolları DB AG ve GDL sendikası arasında devam eden TİS görüşmelerinde bir ilerleme sağlanmaması üzerine GDL, bir aydan kısa bir süre içinde üyelerini üçüncü kez greve çağırdı. 1 Eylül günü saat 17.00’den itibaren yük taşımacılığında ve 2 Eylül 02.00’de yolcu taşımacılığında tüm üyelerini greve çağıran GDL, her iki alanda grevin 7 Eylül saat 02.00’de sona ereceğini açıkladı.

AMAÇLARI GDL’İ ORTADAN KALDIRMAK!

Sendikasının üçüncü kez greve çıkma kararını kamuoyuna açıklayan GDL Başkanı Claus Weselsky, “Tekel yöneticileri, GDL’i boş, sahte tekliflerle ve uyumlu politikacıların dezenformasyon amaçlı kampanyalarıyla itibarsızlaştırmak istiyorlar. Ama bunların hepsi eski, bildiğimiz oyunlar” dedi. Sendikasının anlaşmazlığa hizmet eden bir çizgisi olmadığını söyleyen Weselsky, “Böyle bir çizgide asıl ısrar eden DB yönetimidir, DB propaganda makinesinin güveli kutusundan çıkararak yaptığı hokkabazlıklarla bunu gizleyemez. Yüksek maaşlı yöneticiler şirkette daha uzun süre çalışıyor olsalardı, GDL ve üyeleriyle uğraşılamayacağını bilirlerdi” dedi.

GDL’in son haftalarda “Go Ahead”, “Netinera” ve “Transdev” gibi DB AG’nin en büyük rakipleri olan özel demiryolu şirketleriyle aynı talepleri içeren sözleşmeleri imzaladığına dikkat çeken Weselsky, “Görüldüğü gibi anlaşmazlığın baş sorumlusu Alman Demiryolları (DB) yönetimidir ve sorunu çözmek için hala bir milimetre hareket etmedi. Yönetim gerçek bir çözüm için çabalamıyor, aksine katı ret çizgisinde ısrar ediyor. Bunu yaparken, şirkete yansıyacak ekonomik dezavantajları ve yolcuların maruz kaldığı durumu biliyor. Bütün bunlar gösteriyor ki, DB AG yönetimi demiryolu piyasasındaki tek mücadeleci sendika olan Alman Makinistler Sendikası GDL’i ortadan kaldırmak amacıyla yapmaktadır” dedi.

GDL, DEMİRYOLU AİLESİNİ BÖLÜYOR”

Sermaye basınında sürekli, “tren yolcularının ve demiryolu çalışanlarının çıkarını düşünen yönetici” olarak boy gösteren DB AG Şefi Richard Lutz, son olarak RND haber sitesiyle yaptığı söyleşide, “Bay Weselsky’nin bu durumda nasıl davrandığı ve her şeyden önce nasıl konuştuğu, demiryolu ailesinin birliktelik duygusu için mutlak zehirdir. İyileşmesi zor yaralar açılıyor” dedi.

Weselsky’nin rakip sendikayla iktidar kavgası verdiğini ileri süren Lutz, “Weselsky, demiryolu ailesini göz göre göre bölüyor. Dürüst çalışanlardan ve dürüst olmayanlardan söz ediyor, yönetim kadrosu bu suçlamaları hak etmedi” dedi.

30 milyar euro dolayında borç yapan DB AG yönetiminin buna rağmen ikramiyelerinden vazgeçmediğinden, makinistlerin, tren iç hizmetlerinde ve tekelin diğer bölümlerinde çalışanların haklarının kırpıldığından, aldıkları ücretle zar zor geçindiklerinden ise Lutz bahsetmiyor. Lutz’un sözüne ettiği “demiryolu ailesi” özelleştirmeyle birlikte yok edildi. 1990’a kadar tek bir şirket olan Alman Demiryolları bugün 590 şirketten oluşuyor. Ayrıca daha önce DB’nin çalıştırdığı yüzlerce hattı DB’den bağımsız farklı özel şirketler işletiyor.

GREV ZAMANLAMASI…”

GDL’in grev çağrısı yapmasıyla birlikte sermaye yanlısı medya “zamanlaması doğru olmayan grev” ve “orantısız mücadele taktiğinden” söz etmeye başladılar. Buna değinmeden önce geride bıraktığımız bir yıla bakmakta fayda var. Nitekim bugün verilen mücadelenin bir yıllık öncesi var:

DB AG yönetimi, Eylül 2020’de Demiryolu ve Ulaşım Sendikası EVG ile imzaladığı satış sözleşmesini GDL’e da imzalaması için dayatmıştı. GDL, EVG’nin imzaladığı sözleşmeyi “demiryolu işçilerine ihanet” olarak değerlendirmiş ve “Ücretleri düşürme sendikası EVG’nin imzaladığı sözleşmeyi kesinlikle imzalamayacağız” açıklamasını yapmıştı.

EVG sendikasının, “Korona Toplu Sözleşmesi” başlığı altında imzaladığı sözleşme bir yıl ücretlerin dondurulmasını (Şubat 2021 – Şubat 2022) ve Şubat 2022’den itibaren 12 aylık bir süre için yüzde 1,5 ücret zammı verilmesini içeriyordu.

EVG, bu satış sözleşmesini imzalamayan GDL’e ilişkin yaptığı açıklamada, “sadece kendi üyelerini düşünen bencil ve bölücü bir sendika” diye saldırmıştı.

SZ, WAZ, FR ve Spiegel gibi “sol liberal” olarak ünlü gazete ve dergilerin GDL grevine azgınca saldırmaları, okur kitlelerini greve karşı kışkırtmaları da dikkat çekiyor. Bu yayın organları TİS görüşmelerinde iki tarafın olduğu, birinin talep ileri sürerken diğer tarafında bunu dikkate alan karşı bir teklifte bulunması gerektiği gerçeğini örtbas ederek sadece sendikaya saldırmalarıyla öne çıktılar. SZ’de, 11 Ağustos günü Alexander Hagelucken imzasıyla yayınlanan bir yorumda, “Tatil sezonunun ortasında, işe giden milyonlarca yolcu ve tatilciyi tren grevi vuruyor” diyor ve hemen şöyle devam ediyor: “İşe gidip gelenler, tatilciler ve iş seyahatinde olanlar artık gecikmeleri veya iptal olan bağlantıları sevinçle bekleyebilirler.“

Aynı gün Jörg Quoos imzasıyla WAZ’de yayınlanan yorumda ise önce “TİS özerkliğinin önemli bir kazanım”, “grev hakkının bazen (!) rahatsızlık verse de önemli” olduğu ve bunların “makinistler içinde geçerli” olduğu söylendikten sonra, “Ama buna rağmen grev zamanlaması yanlış. Sadece bu da değil: Grev, tren yolcusu bütün insanların ve korona virüsü bulaşmasından korkan insanların suratına atılmış bir tokattır” deniliyor.

Her iki “liberal” gazeteci grev hakkına (“rahatsızlık verse de”) saygı (!) duyuyorlar ve ‘sadece zamanlama’ nedeniyle eleştirdiklerini ileri sürüyorlar… Ama sonra dayanamayıp, “aslında GDL bu katı tutumu ve grevlerle yeni üye kazanmak ve rakip sendika EVG’ye haddini bildirmek istiyor. Zarar eden bir işletmeden, hele korona krizi gibi bir dönemde ücret artışı istemek normal bir sendika için kendi başına sorgulanmayı hak ediyor” diyorlar.

Okuyucu hemen anlıyor: Bu beylere göre “Normal sendika” EVG gibi sıfır zammı kabul eden, gelecek yıllarda ılımlı ücret politikası taahhüdü veren, tekel yönetiminin vergi gelirlerini çarçur etmesine göz yummakla kalmayıp devletin, şirket kasalarına daha fazla vergi geliri aktarmasını talep eden sendika oluyor. “A-normal sendika” ise GDL gibi tekel yönetimini ceplerini doldurduğu ve gereksiz alanlara sözde yatırımlar yaptığı için eleştirmekle veya devleti demiryolların özelleştirdiği için eleştirmesiyle oluyor.

DAYANIŞMAYA!

Daha önce de gazetemizin bu sayfalarında belirtildiği gibi: GDL sendikasının bugün verdiği mücadele her ne kadar “demiryolları ile sınırlı bir mücadele” gibi görünse de bütün Almanya işçi sınıfını çok yakından ilgilendiriyor. Bu mücadelenin önümüzdeki yıllardaki sınıf mücadelesinin gidişatını belirlemede önemli rol oynayacak bir çatışma olduğu da söylemek abartı olmayacaktır.

Bugün EVG ve GDL yönetimleri arasında devam eden “çatışma”, iki sendika arasında klasik bir “sendikal rekabet” olmaktan çoktan çıkmıştır. Hangi sendikanın söz sahibi olacağının çatışması değil, İŞBİRLİKÇİ ÇİZGİNİN mi yoksa MÜCADELECİ ÇİZGİNİN mi belirleyici olacağının çatışması yaşanıyor.

GDL’in sınıf mücadelesinden yana kararlı bir sendika olmadığı biliniyor; Ne var ki gelinen aşamada, özelleştirmenin sonuçları, tekel yönetiminin “vahşi kapitalizm” diye anılan dönemin şartlarını anımsatan iş koşullarını gündeme getirmesi, EVG’nin tekel yönetimine teslim olması, GDL’e ya mücadeleyi yükseltmek ya da DB AG’ye teslim olma seçeneklerini bıraktı. GDL, mücadele yolunu seçti.

Beş yıldır yürürlükte olan fakat bugüne kadar pratikte olarak uygulanmayan TİS Birliği Yasası (TEG), sermayeye ve sendika yönetimlerini gerçek anlamda teslim almanın olanaklarını sunuyor. Sermaye “sosyal partner” safsatasını duymak bile istemiyor. Tek istediği emperyalist rekabette işçi sınıfını sendikalarıyla birlikte yedeğine alabilmek.

Bugün değişik gerekçeler ileri sürülerek birçok işkolunda yüzbinlerce işçinin işten atılması, kalanların ise daha düşük ücret ve daha kötü çalışma koşullarına boyun eğmeleri isteniyor. Çalışma koşullarını iyileştirme, işten atmaları engelleme, başta emeklilik ve sağlık gibi sosyal güvenlik hakların korumak ve geliştirmek, başta grev hakkı olmak üzere gösteri yapma ve toplanma gibi siyasal haklarını güçlendirmek için tek seçenek işçilerin birliğini ve dayanışması üzerinden mücadeleyi güçlendirmektir. GDL ile dayanışmayı örgütlemek de bunun bir adımı olmalı.


Bartsch Merkel’in müdahalesini istiyor

Sol Parti Meclis Grup Başkanı Dietmar Bartsch, Başbakan Angela Merkel’i, DB’de ilan edilen beş günlük grev nedeniyle müdahale etmeye çağırdı. “Üçüncü bir grev tamamen mantıksız olur, top şimdi federal hükümette” diye konuşan Bartsch, “Başbakan grevi engellemeli ve DB’ye, sendikanın talepleri karşılaması talimatını vermelidir” dedi. DPA’ya verdiği demeçte DB’nin devlete ait bir şirket olduğunu söyleyen Bartsch, “Sadece pandemi nedeniyle bile bu tiyatronun sona ermesi gerekiyor” diyerek, GDL’in taleplerinin haklı ve uygun düzeyde olduğunu sözlerine ekledi. (YH)


GDL Grevleri

2021 TİS görüşmelerinin çıkmaza girmesi üzerine yapılan grev oylamasına GDL üyelerinin yüzde 70’i katılmış ve bunların yüzde 95’i greve çıkılması yönünde karar vermişlerdi. GDL’in verdiği bilgiye göre grev oylamasına çağrılmayan bölümlerde çalışan üyeler arasında yapılan anketlerde yüzde 97’lik bir kesimin sendikanın taleplerine ve mücadele yönelimine destek verdiği görülmekte.

1.Grev

10 Ağustos, saat 19:00’dan itibaren yolcu taşımacılığında,

11 Ağustos, saat 02:00’dan itibaren yük taşımacılığında,

Grev 13 Ağustos günü saat 02:00’da sona erdi.

2.Grev

21 Ağustos, saat 17:00’den itibaren yük taşımacılığında,

23 Ağustos, saat 02:00’dan itibaren yolcu taşımacılığında ve alt yapıda (atölyeler, bakım merkezleri vb.),

Grev 25 Ağustos günü saat 02:00’da sona erdi.

3.Grev

1 Eylül, saat 17:00’den itibaren yük taşımacılığında,

2 Eylül, saat 02:00’dan itibaren yolcu taşımacılığında ve alt yapıda (atölyeler, bakım merkezleri vb.),

Grev 7 Eylül günü saat 02:00’da sona erecek.