Avrupa’nın Taliban’la dansı

Fotoğraf: FlickreviewR

YÜCEL ÖZDEMİR

Geçtiğimiz pazar günü Türkiye’den başlayarak dört günlük Özbekistan, Tacikistan, Pakistan ve Katar turuna çıkan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın bu duraklarda elde ettiği sonuçlar, verdiği mesajlar Almanya ve AB’nin bundan sonra nasıl bir “Afganistan politikası” izleyeceği bakımından önemli. Antalya, Duşambe, Taşkent ve İslamabad’da asıl olarak, Avrupa’ya doğru yola çıkacak Afgan sığınmacıların nasıl engelleneceği konuşuldu. Doha’da ise Almanya’nın da Taliban ile temasta olacağı, hatta “güvenlik ve politik koşulların uygun olması durumunda” Kabil’deki elçiliğin açılabileceği mesajı net olarak verildi. Daha birkaç gün öncesine kadar Taliban ile hiçbir şekilde diyaloga geçilmeyeceğini, bir kuruş kalkınma yardımı gönderilmeyeceğini söyleyen Maas’ın tutumunda 180 derecelik bir dönüş söz konusu. Taliban’ı bölgenin bir realitesi olarak görme ve ona göre ekonomik-siyasi ilişkiler geliştirme diğer emperyalist devletler gibi Almanya da öncelikli politikası haline getirmiş görünüyor.

Bu temelde Türkiye’nin Kabil havaalanının işletmesine talip olmasına açıktan destek verilirken, her türlü teknik desteğe de hazır olunduğu ifade ediliyor. Bu, Alman firmalarının Türkiye üzerinde sürece dahil edilmek istendiğini gösteriyor.

Öyle anlaşılıyor ki; Almanya ve AB de, demokrasi, insan hakları, kadın hakları, basın özgürlüğü gibi temel değerleri bir yana bırakıp şeriatçı Taliban ile sürdürülebilir diyalog kanallarını açık tutacak. Taliban’ın iplerini elinde tutan Katar ve Pakistan ile daha sıkı ve özel diyalog içinde olunacak. En azından İslamabad ve Doha’daki mesajlar bu yöndeydi.

Diğer AB ülkelerinin de zamanla Taliban’la ilişkileri çıkarlar temelinde normalleştirme yönünde adımlar atacağı anlaşılıyor. En azından Brüksel’deki AB temsilcilerinin bu doğrultuda sinyaller veriyorlar.

Bununla birlikte Afganistan’ın işgalinde ABD’den sonra en fazla rol oynayan AB üyesi NATO ülkeleri, şimdi gelinen durumdan dersler çıkarmanın peşinde. Derslerden ilki, bu türden askeri operasyonlarda ABD’ye bağımlı olmaktan çıkmak olarak özetleniyor. AB’nin kendisine ait bir “Acil Müdahale Gücü”nün olması gerektiği savunuluyor. Savunmadan Sorumlu AB Komiseri Thierry Breton bunu açık olarak dillendirdi. Konuyu dün manşete taşıyan Süddeutsche Zeitung, AB Savunma Bakanları toplantısında bunun ele alınacağını yazdı. Afganistan’da ABD’ye bağımlı kalan AB’nin işgalci ülkeleri şimdi bu durumu bağımsız bir askeri gücün oluşturulması için kullanacaklar. Daha önce Fransa tarafından gündeme getirilen, Almanya tarafından desteklenen “Askeri Müdahale Gücü” konusunda bugüne kadar fazla ilerleme sağlanamadı. Aralarındaki çelişkilere bakılırsa bir bütün olarak AB’nin katılacağı bir gücünün kurulması zor görünüyor. Ancak PESCO’da olduğu gibi isteyen ülkelerin katılacağı bir müdahale gücü ise belli ülkelerin çıkarına göre kurulabilir. Zira, askeri müdahalelerin, savaş ve silahlanma planlarının bu denli yoğun olduğu bir dünyada askeri açıdan varlık gösteremeyen AB ülkelerinin pazar paylaşımında geri kalacağı biliniyor.

İkinci ders de Afgan sığınmacılara dair. Maas’ın Afganistan’ın komşuları ve sığınmacıların transit ülke olarak kullandığı Türkiye’ye yaptığı ziyaretin özü, 2015’de olduğu gibi Avrupa’nın yeni bir sığınmacı dalgasıyla karşı karşıya kalmasını engellemek. Bu durum özellikle 26 Eylül’de sandık başına gidecek Almanya için önemli.

Maas, Afganistan’dan çıkan ve çıkmak zorunda kalan sığınmacıların komşu ülkelerde kalması için her türlü desteği vermeye hazır olduğunu ilgili ülkelere iletti. Özellikle Türkiye ve Pakistan “artık daha fazla yük taşıyacak durumda değiliz” diyerek pazarlık için kapıyı araladı. Pazarlıklar muhtemelen yeni anlaşmalarla sonuçlanacak.

Hafta içinde toplanan AB içişleri bakanları da asıl olarak bu yönde mesajlar verdi. Afganistan’dan çıkmak zorunda kalanların komşu ülkelerde kalması karşılığında maddi yardım sözü temel yaklaşım haline getirildi. Toplantıdan sonra yayınlanan sonuç bildirgesinde açık olarak Afganistan’a komşu ülkelerde sığınmacı kampları kurulması istenerek, bunun için her türlü yardımın edileceğinden söz ediliyor. Zamanla bu kamplardan AB’nin sığınmacı alabileceği de ifade ediliyor. Aynı toplantıda birçok AB ülkesi hiçbir şekilde Afgan sığınmacı almayacağını açıkça deklere etti. Bu nedenle kotaya bağlı Afgan sığınmacı alma gündem dahi alınmadı.

Almanya gibi ülkeler kendi işbirlikçilerin alacaklarını her fırsatta dile getirseler de onların birçoğunun getirilmeyeceği artık anlaşılmış bulunuyor. Bugüne kadar sadece 138 işbirlikçi ve 495 aile ferdinin getirilmesi de bunu gösteriyor.

Gelişmeler başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin temel hak ve özgürlükleri bir yana bırakarak radikal dinci rejimin işbaşında olduğu Talibanlı Afganistan’la normal ilişkiler sürdürmeye hazırlandığını gösteriyor. Taliban’ın bazı alanlarda AB’nin taleplerine vereceği tavizler bu normalleşmenin hangi hızda olacağı bakımından önemli.