Ayrımcılık iş başvurularına da yansıyor

Göçmen kökenli emekçilerin, isim, köken veya dinlerinden dolayı iş piyasasında uğradıkları ayrımcılığın boyutları tahmin edilenin de üzerinde. Online iş portalı ‚Indeed‘ tarafından gerçekleştirilen “Yougov anketi”, Almanya’da göçmen kökenli emekçilerin iş başvurusunda bulunduklarında uğradıkları ayrımcılığın ve dolayısıyla aşmaları gereken engellerin boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.

SEVİNÇ SÖNMEZ

Ayrımcılık, bir kişinin örneğin engeli veya etnik kökeninden dolayı bir başkasına kıyasla daha kötü muamele görmesi demektir. Ayrımcılık yapmak Almanya’da hukuken yasak. Alman Anayasası’nın 3. maddesi “Cinsiyeti, soyu, ırkı, dili, yurdu ve kökeni, inancı, dini veya siyasi görüşleri dolayısıyla hiç kimse mağdur edilemez ve hiç kimseye imtiyaz tanınamaz. Hiç kimse engelliliği nedeniyle mağdur edilemez” der. Bu sebeple, Genel Eşit Muamele Yasası (AGG) çıkarılmıştır. Bu yasaya göre, özellikle iş yerinde, ev ararken, restorana giderken veya alışveriş yaparken ayrımcılık yapmak yasaklanmıştır. Yasaya göre hiç kimseye ten rengi, dili veya etnik kökeni, cinsiyeti, dini ve dünya görüşü, engeli, yaşı veya cinsel kimliğinden ötürü ayrımcılık yapılamaz. Çalışma yaşamında yasa iş başvurusunda, ücretlendirmede, çalışma şartlarında, terfi etme ve işten çıkarma durumlarında da koruma sağlamaktadır.

Ancak piyasa ekonomisinin hakim olduğu özel mülkiyete dayalı üretim ve toplumsal ilişkiler düzeni, yasal düzenlemelere rağmen ırkçılığı yaşamın neredeyse her alanında yeniden üretiyor. Online İş Portalı Indeed tarafından gerçekleştirilen ‚Yougov anketi‘ de, Almanya’da göçmen kökenli insanların iş başvurusunda bulunduklarında uğradıkları ayrımcılığı ve dolayısıyla aşmaları gereken engelleri sorguluyor.

KADINLAR DAHA ÇOK AYRIMCILIĞA UĞRUYOR

Yougov anketine katılan 502 kişinin yüzde 41’i iş başvurusu sırasında “sıklıkla” ya da “bazen” ayrımcılığa uğradıklarını belirtiyorlar. İş pazarında uygulanan ayrımcılıktan kadınlar en fazla etkilenen kesimi oluşturuyor. Erkeklerin üçte biri iş ararken ayrımcılığa maruz kaldığını ifade ederken, iş başvurusu yaptığında ayrımcılığa uğrayan kadınların oranı yüzde 50 düzeyinde.

Göçmen kadın örgütlerinin çatı kuruluşu DaMigra başkanı Delal Atmaca da bu gerçeğin altını çiziyor ve Almanya’da istihdam edilen göçmen kökenli kadınların hem kökenlerinden ötürü hem de kadın oldukları için iş piyasasında daha büyük engellerle mücadele etmek durumunda olduklarını söylüyor. Göçmen kökenli kadınların iş başvuruları genelde önceden seçilerek ayrılıyor ve bu adaylar iş görüşmesine dahi çağırılmıyorlar.

İş başvurusu yapanların karşılaştıkları birçok engel var. Ankete katılanların yüzde 43’ü mesela birçok alanda anadili Almanca olan kişilerin tercih edildiği izlenimine sahip. Personel bürolarında kendilerine karşı önyargılı davranıldığını ifade edenlerin oranı da aynı düzeyde. Araştırmanın sonuçlarına göre göçmen kökene sahip olan emekçiler ayrımcılığın değişik biçimlerine maruz kalıyor. Mesela isimlerinden dolayı ayrımcılığa uğradığını ifade eden göçmen kökenli emekçilerin oranı yüzde 37, gelmiş olduğu ülkeden ötürü ayrımcılığa maruz kalanların oranı yüzde 31 civarında, doğduğu yer veya ülkesinden dolayı ayrımcılığa uğrayanların oranı yüzde 27, dini inancından dolayı ayrımcılık yaşadığına inanların oranı ise yüzde 26 düzeyinde.

‚CİDDİ BİR ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ LAZIM‘

Atmaca, göçmen kökenli olup da Almanya’da yetişen, okula, üniversiteye giden birçok insanın kalifikasyonlarının dikkate alınmadığını da söylüyor ve samimi bir tartışmanın yürütülmesi, ciddi bir zihniyet değişikliği, mevcut engellerin kaldırılması ve ırkçılıkla mücadele edilmesini talep ediyor.

Ankete katılan çalışan emekçilerin yüzde 37 si iş yerlerinde Alman iş arkadaşlarına oranla daha fazla performans göstermek zorunda olduğunu düşündüğü için kendisini baskı altında hissediyor. Yine aynı oranda göç kökenli emekçi iş yerinde aynı takdiri görebilmek için Alman meslektaşlarına oranla daha fazla çalışmak zorunda olduğuna inanıyor.

İşgücü piyasasında dışlanma, çok boyutlu olan sosyal dışlanmanın en temel noktasını oluşturmakta. Çünkü işgücüne dahil olamama ve ekonomik anlamda dışlanma yaşamın her alanından dışlanma anlamına gelmekte. Dolayısıyla ekonomik dışlanma sadece ekonomik alanla sınırlı kalmayıp, siyasal, kültürel, hukuki ve kişisel boyutları da içeriyor.

İşsizliğe, yoksulluğa, hak gasplarına ve ırkçılığa karşı yürütülecek kapsamlı ortak bir mücadelenin yanında işverenlere yönelik taleplerin de dillendirilmesinde fayda var. Delal Atmaca bu bağlamda işverenlerin kendi kazanımlarını da göz önünde bulundurarak adım atmasını talep ediyor ve çoğulculuğun işverenler, makam ve kurumlar için de bir kazanım olduğunu, çok dilliliğin ve kültürlerarası uyum gibi becerilerin sadece imaj degil işletmeler için de gerçek faydalarının olduğunu söylüyor. Ankete katılan emekçilerin yüzde 50’si işyerlerinde çok dillilik, kültürlerarası iletişim ve uyum kabiliyeti gibi vasıfların daha fazla takdir ve değer görmesini isterken, yüzde 35’i iş başvurularında ayrımcılık yaşanmaması için başvuru ve görüşmelerin isim, cinsiyet ve uyruk belirtilmeden anonim gerçekleştirilebilecek şekilde düzenlenip uygulanmasını talep ediyor.