Film tanıtımı: Martin Eden

Pandemi koşullarında yapılması zorlaşan şeylerden biri de sinemaya gitmek ama eğer koşulları uygunsa bu ara izleyebileceğiniz filmleri hatırlatalım istedik.

Dünyaca tanınmış sosyalist edebiyatçı Jack London’un aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan film Almanya’da gösterimdeki ilginç filmlerden. İtalyan yapımcı Pietro Marcello Martin Eden’i 20. Yüzyıl’ın ortalarındaki İtalya’ya uyarlamış.

‘Martin Eden’ sokaklardan gelen, basit, fakir, özgüven sahibi, ancak görgüsüz, eğitimsiz, yakışıklı bir genç… Napoli limanında dayak yemekten kurtardığı genç Arturo’nun davetinde burjuva Orsini ailesinin kızı Elena’ya gönlünü kaptırır. Ona erişebilmek uğruna kendini ilme ve yazar olma hayaline adayan Martin, bu hayal uğruna takıntılı denebilecek bir şekilde varını yoğunu ortaya koyar.

Dergilerde yayınlanması için yazdığı hikâyeler kabul görmeyip hep iade edilir, Elena’nın babasının yanında işe girme teklifini reddeder. Elena’nın annesi ise, alt sınıftan gelen, cahil ve eğitimsiz bulduğu Martin’i kızına layık görmez. Yetişme tarzından gelen farklar iki sevgilinin arasında bir uçurum oluşturur. Yazarlık azmini terk etmeyen Martin, tüm olumsuz koşullara rağmen direncinin karşılığını ilk romanının yayınlanmasıyla görür. Üne kavuşan genç yazar kazandığı paraları eski dava arkadaşlarına hediye eder. Sıkıntılı günlerinde ona kucak açan, evinde pansiyoner olarak kabul eden iki çocuklu dul Maria’ya bir ev satın alır.

Martin Eden azmi ve zekâsıyla yalnızca işçi sınıfını değil, girmeye çalıştığı burjuva dünyasını da aşar. Böylece maskelerin altında yatanı görüp, toplumun gerçek yüzünü idrak eder. Neticede her iki sınıfa da ait olamamanın yorgunluğu, yazarlık serüveninde çektiği fiziksel ve ruhsal zorluklara eklenince, Martin derin bir yalnızlığa ve mutsuzluğa sürüklenir.
Jack London’ın yarı otobiyografik romanı ‘Martin Eden’, 20. Yüzyıl başlarında sosyal ve ideolojik mesajlar ağırlıklı içeriğiyle Amerikan edebiyatında kabul görmüştü. London, roman kahramanı Martin Eden’in bireyci olduğu için kaybettiğini, kendisinin ise sosyalist yani ortak ve örgütlü mücadeleye inandığından kazanacağını vurgulamıştı.
Roman, eğitimsiz genç bir işçinin başarılı ve rafine bir yazara dönüşüm mücadelesini anlatıyordu. Kahramanı hedefine ulaştığında ise motivasyonunu ve heyecanını çoktan yitirmiş, trajik bir sona sürüklenmektedir artık. Filmin kahramanı başarı sürecinin haşinliğinin sonunda, başarının tatminsizliğiyle karşı karşıya kalıyor ve şöhretin bedelini çok pahalı ödüyor. Pietro Marcello, uyarlamasında kahramanının bu tükenişini ekrana etkileyici şekilde yansıtıyor.

 

„Die Unbeugsamen/Yılmayanlar“

„Politika yalnızca erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir“

Gösterimdeki bir başka film ise kadınların politik yaşamdaki yerni ele alan bir belgesel. Filmin konusu parlamentodaki ilk kadınlar ve erkeklerin dominant olduğu bu platformda yaşadıkları. Parlamentoda daha önce de kadınlar yer alsa da belgesele konu olan kadınlar erkek milletvekilleri ikircikli yapan, direkt eleştiren veya onların konseptlerine karşı konsept oluşturan kadınlar. Gazete ve televizyon röportajlarında, „elinizin hamuruyla madem bu işe karıştınız bari akıllı olun“ denen kadınlar. Cinsiyetçi uygulamalarla karşı karşıya kalıyorlar, konuşmaları kahkahalarla kesiliyor ve daha fazlası yapılıyor.

Örneğin bir kadın milletvekili kürsüde konuşma yapıp döndükten sonra yanına bir erkek milletvekili geliyor, sözde kutluyor ama o sırada omurgası boyunca parmağını sırtında dolaştırıyor. Sonra fraksiyonuna dönerek baş parmağını yukarı kaldırıp; „ben kazandım“ diyor. Kadın milletvekilinin neydi o sorusuna cevabı, „sütyen takıp takmadığınız üzerine iddiaya girmiştik.“ oluyor.

Kadına, ülkenin politik en üst platformunda bile, genel bakış açısını ve ancak mücadele ve inatla değiştirilebileceğini gösteren bir belgesel. Söz konusu olan kadınlar ülkenin politik elitleri, işçikadınların karşılaştığı sorunları da bu duyarlılıkla anlatacak filmler yapılması dileğiyle… (YH)