Göçmenler seçimlere ne kadar ilgili?

Foto: Yeni Hayat

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak seçimler, parlamenter alanda siyasetin gelecek dört yılını şekillendirecek. Ülkedeki siyasi seyrin tek değilse de önemli bir ayağı olan seçimlerin önemli bir boyutu da göçmen kökenliler. Nitekim Almanya, bugün 19 milyonu aşkın bir göçmen kökenli nüfus ve yaklaşık 7,5 milyon göçmen kökenli seçmenin yaşadığı bir ülke.

TONGUÇ KARAHAN

Almanya’da yaklaşık 60 milyon insan 26 Eylül’de ülkeyi yönetecek yeni hükümet için tercihini yapmaya hazırlanıyor. Ülkedeki 19 milyonu aşkın göçmen kökenli nüfusun sadece 7,5 milyonu seçme hakkına sahip. Uzun yıllardır Almanya’da ikamet edip, çalışıyor olsalar da, milyonlarca insanın siyasi hayattan dışlanması, demokratik haklarını kullanamıyor oluşu, ‚hukuki ve resmi‘ ayrımcılığın uzun yıllardır devam eden bir örneği olarak bu seçimlerde de varlığını koruyor.

İşin diğer boyutu ise, göçmen kökenlilerin seçimlere ve genel olarak ülkedeki siyasi hayata katılım konusundaki ilgi ve eğilimleri. Göçmen kökenlilerin seçme ve seçilme hakkı dahil siyasi hayata katılımı konusunda son yıllara ait özel bir değişimden söz etmek pek mümkün değil. Görece tablonun daha olumlu yönde evrildiği söylenebilirse de, sosyolojik, siyasi pek çok faktör göçmenlerin siyasi hayata katılımını engellemeye devam ediyor. Nitekim ülkedeki son seçimlere Alman halkının yüzde 85’inin katılımına karşın, bu oranın göçmen seçmenlerde yüzde 65’te kalması bunun göstergelerinden biri. (Burada yerli toplumun yoksul ve emekçi kesimlerinin seçimlere katılımının da ortalamanın altında olduğunu; göçmen kökenlilerin de önemli oranda bu toplumsal kesimde olduğunu hatırlatmakta yarar var.)

Ancak göç sürecenin uzun vadeli bir sorunu olan bu konuda, sorumluluğu tek başına göçmen kökenlilerin üstüne yıkmak elbette haksızlık olacaktır. Hükümetlerin göç ve göçmenlere ilişkin politikaları, dışlama ve ayrımcılık konusunda yaratılan siyasi atmosfer, sadece göçmenler değil halkın bütünü açısından demokrasinin işleyişindeki kronik problemlerin varlığı ve göçmenlerin geldikleri ülkelerle olan ilişkileri ve bu ülkelerden kaynaklı dini, siyasi vb. etkilenmeleri gibi sorunlar göçmenlerin hem siyasi hayata katılımında hem de bu ülkenin doğal bir parçası olma, kaynaşma sürecinde olumsuz rol oynamaya devam ediyor.

GÖÇMENLER HOMOJEN BİR KİMLİK Mİ?

Bu arada şuna dikkat çekmekte yarar var: Göçmenler, sosyolojik bakımdan birçok ortak özelliği barından bir topluluk olsa da siyasi eğilimler, sınıfsal konumları, geldikleri ülkelerden aktarılan siyasi-kültürel etkiler bakımından kendine ait özel bir kimlik ve homojen bir küme değil. Göç süreci ilerledikçe, göçmen kökenli nüfus da yaşadığı sınıfsal, sosyolojik değişimlere bağlı olarak, salt göçmen olmaktan kaynaklanan siyasi-sosyal reaksiyonlar yerine kendi sınıfsal çıkar ve ihtiyaçlarıyla, bulundukları ülkedeki siyasi, ekonomik atmosferle daha fazla örtüşen tercih ve eğilimler göstermeye başlıyor. Örneğin yıllardır ‚yabancı dostu‘ imajı ile göçmen kökenlilerin oylarının önemli bir bölümünü alan SPD’nin dışında CDU/CSU ve FDP gibi partilere de hissedilir oranda bir kayışın yaşanmasını bunun bir sonucu olarak görmek gerekiyor.

Seçimlerde oy verirken veya güncel siyasi olaylara yaklaşırken göçmenlikten kaynaklanan sorunlar veya Almanya’nın geldikleri ülkeyle olan ilişkileri gibi faktörler hala rol oynasa da, göçmen kökenlilerin oy ve siyasi tercihlerindeki kriterlerin belli oranda değiştiği ve ’normalleştiğini‘ söylemek mümkün. Yani etnik veya dini kökenden, göçmen kimliğinden öte birer işçi, öğrenci, yoksul veya esnaf, iş insanı, sermaye sahibi vb. olarak reaksiyon göstermelerinin önümüzdeki yıllar açısında daha da belirginleşeceğini; bu anlamda hem parti seçimindeki çeşitliliğin hem de siyasi hayata en az yerli toplum düzeyinde daha aktif katılımının artacağını görebiliriz. Her kesimin kendi sınıfsal konumu, çıkar ve ihtiyaçları temelinde siyasete dahil olması, farklı kökenlerden emekçilerin birliği ve ortak davaları açısından da elverişli bir zemin oluşturacak bir gelişmedir.

Kuşkusuz bu kesintisiz ve sancısız bir süreç değildir. Almanya veya Türkiye’den kaynaklı milliyetçi-ayrımcı politik rüzgarlar, etnik veya dini kimlik politikasına dayalı kışkırtmalar (geçen federal seçimlerde ortaya çıkan ve Erdoğan’ın da adres gösterdiği Türk Partisi gibi örnekler veya Almanyaki ırkçı-milliyetçi çevrelerin göçmenleri seçim malzemesi yapan kampanyaları vb.) bu süreci zorlaştırıp, baltalayabilecektir. Bu seçimlerde Türkiye kökenliler ve genel olarak göçmen kökenliler açısından etnik-dini kimlik siyasetinin özel bir malzeme olmayışı bu açıdan olumlu denebilir. Çünkü bu durum, Türkiye kökenli emekçilerin de, ülke gündemindeki sorunlar (pandemi, sağlık politikaları, eğitim, konut gibi sosyal ihtiyaçlar, çalışma hayatındaki emek düşmanı politikalar vb.) temelinde siyasi tercihe yönelmelerini, kendi geleceğinin bu ülkede kader birliği yaptığı sınıf kardeşleriyle beraber hareket etmekten geçtiğini anlamaları açısından daha pozitif bir atmosfer oluşturmakta.


GÖÇMEN KÖKENLİ SEÇMEN SAYISI ARTIYOR AMA…

26 Eylül’de yapılacak federal meclis seçimlerinde yaklaşık her 9 seçmenden birinin göçmen kökenli oluşu, seçimler ve göçmenler arasındaki ilişkiyi ister istemez dikkat çekici kılıyor. Verilere göre göçmen kökenli seçmen sayısı 2013 seçimlerinde toplam seçmen sayısının yüzde 9,4’ü iken, 2017 seçimlerinde yüzde 10,2ye çıktı. Mikrosensus verilerine göre, 2019 itibariyle 7,4 milyon göçmen kökenli seçmen olduğu hesaba katıldığında, 2021 seçimlerinde bu oranın yüzde 12’yi bulacağı öngörülüyor.

Ancak yapılan araştırmalar, seçme hakkına sahip olsalar da göçmen kökenlilerin yüzde 65’inin (göçmen olmayanlarda bu oran yüzde 85) seçimlerde oy kullandıklarını ortaya koyuyor. Türkiye kökenli seçmenler ise ortalamanın altında, yüzde 61’i oy haklarını kullanıyorlar. (Kaynak: SVR-Integrationsbarometer)