GÖZLER GENEL SEÇİMLERDE

Foto & Kolaj: Yeni Hayat

Almanya 26 Eylül’deki genel seçimlere sandıktan nasıl bir koalisyon hükümeti çıkacağının belirsizliğiyle giriyor. Anketlerde birinci çıkmasına kesin gözüyle bakılan SPD’nin “koalisyon alternatifleri” fazla görünüyor. Mevcut hükümeti oluşturan partilerin anketlerde toplamda salt çoğunluğu kaybetmeleri halkın tepkisi ve arayışı açısından önemli.

Almanya’da 26 Eylül seçimlerinden önce anketlere yansıyan tablonun ortaya çıkardığı en önemli göstergelerden birisi, son 16 yılın 12 yılında birlikte “büyük koalisyon” ortaklığı yapan Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU) ve Sosyal Demokratların (SPD) geniş emekçi kesimler arasında önemli oranda güven kaybetmesidir. Bu nedenle, SPD’nin kısmen oyunu artırmasına rağmen her iki partideki çözülme bu seçimlerin en önemli sonuçlarından biri olacak. Çünkü bugüne kadar yapılan pek çok kamuoyu araştırmasında, bir zamanlar toplam oyların neredeyse yüzde 80-90’ını alan sermayenin bu iki partisi şimdi toplamda yüzde 50’yi dahi bulamıyor. Bu nedenle mevcut hükümetin salt çoğunluğu kaybetmesi, aynı zamanda geniş emekçi kitleleri arasındaki tepkiyi ifade ediyor.

İki büyük partinin toplamda salt çoğunluğu kaybetmesi bir taraftan yıllardır iki sütün üzerinden inşa edilen “tahterevalli sistemin” sarsılmaya yüz tuttuğu anlamına gelirken, diğer taraftan “siyasi istikrarın merkezi” olarak gösterilen Almanya’da da yeni hükümet kurmak, artık eskisi gibi kolay olmayacak görünüyor.

2017’deki tablo bunun habercisiydi. Yüzde 20,5 ile tarihi yenilgiye uğrayan sosyal demokratların seçim akşamından itibaren muhalefete hazırlık yaparak, CDU/CSU, FDP, Yeşiller arasında başlayan koalisyon görüşmelerinden bir sonuç çıkmamıştı. Ardından yeniden CDU/CSU ve SPD arasında görüşmeleri başlamış ve Almanya tarihinin en uzun hükümet kurma süreci yaşanmıştı. 24 Eylül’de yapılan seçimlerden ancak altı ay sonra (14 Mart 2018) yeni “3. Büyük Koalisyon” hükümeti göreve başlayabilmişti.

Dört yıl önce toplam 53,4 oy alan “büyük koalisyon” ortaklarının toplam oyu şimdi yüzde 46-47 bandına kadar gerilemiş görünüyor. Gelişmeler son dört yıl içinde yaşanan ekonomik, sosyal sorunlar ve bunlara eklenen pandemiyle birlikte hükümet partilerinin halk nezdinde güç kaybettiğini gösteriyor. Bu güç kaybetmeyi tamamen başbakan adaylarının performansına bağlamak ise doğru değil.

SPD’NİN ŞANSI RAKİPLERİNİN ZAYIFLIĞI

Son anketlere göre seçimlerden birinci parti olarak çıkması beklenen SPD ve başbakan adayı Olaf Scholz’un en büyük şansı rakiplerinin zayıflığı ve dğerlerine oranla daha az hata yapması. Seçim programında saat başı asgari ücretin 9,60 eurodan 12 euroya çıkarılması, sosyal konut sayısının artırılması, kiraların bir süreliğine dondurulması, Hartz IV’ün Bürgergeld’e çevrilmesi gibi kimi sosyal vaatler sıralansa da, izlenen politikalarda ciddi bir değilikliğin olmayacağı ortada. Buna rağmen SPD’nin oyunu artırmasının başlıca nedeni başbakan adayı Olaf Scholz’un rakiplerine göre daha az hata yapması ve hükümeti yönetme tecrübesine sahip olması. Hamburg belediye başkanlığı, çalışma ve maliye bakanlığı görevlerinde bulunan Scholz, son dört yılda Merkel’in de yardımcısıydı. Hükümet tarafından açıklanan korona paketlerinin maliye bakanı olarak Scholz tarafından açıklanması da kendisine puan kazandırmış görünüyor. Karıştığı Cum-Ex, Wirecard yolsuzluk olayları, G-20 Zirvesi sırasında polis şiddetini meşrulaştırması, yapılan sosyal kısıtlamaların altında imzasının bulunması ise pek gösterilmiyor.

Diğer iki aday diploma intihalleri, kişisel geçmişlerini abartmaları, Scholz’un ise bu süreçte soğukkanlı davranarak hata yapmaması yükselişin bir diğer nedeni.

SEÇİM SONRASI KOALİSYON HESAPLARI

Sandıktan seçim öncesinde anketlerdekine yakın sonuçların çıkması durumunda Merkel sonrasında nasıl bir hükümetin kurulacağı, SPD’nin ortaklık için hangi partileri tercih edeceği en çok konuşulanlar arasında. Scholz’un Yeşiller ve Sol Parti ile birlikte bir “sol koalisyon” hükümetinin kurulmasına kapıyı kapatmaması, özellikle Sol Parti yönetimini memnun etmiş görünüyor. Bu nedenle hükümet ortaklığı için kapıların sonuna kadar açık olduğu, uzlaşma için hazırlıklıların yapıldığı mesajları verilmeye başladı.

Bu tartışmaların ortasında Sol Parti liste başı adayları Dietmar Bartsch ve Janin Wissler tarafından sol bir koalisyon hükümetinin kurulması durumunda ilk 100 günde yapılacaklara dair program açıklandı.

Scholz’un gönlünden geçen koalisyon ise Yeşiller’in içinde olduğu bir hükümet. Bu durumda SPD-Yeşiller-FDP koalisyonu öne çıkıyor. Her üç parti arasında bazı eyaletlerde ortaklık devam ediyor. Bunun dışında geriye yeniden SPD-CDU ortaklığının mümkün olmadığı durumda SPD-CDU-Yeşiller ortaklığının kurulması seçeneği kalıyor. Yine CDU-Yeşiller-FDP koalisyonu da seçenekler arasında. Hiçbir parti aşırı sağcı AfD ile ortaklığı gündeme getirmiyor. Yeşiller’in yükselişiyle birlikte AfD’nin parlamentoda “ana muhalefet” olma olasılığını da ortadan kaldırmış görünüyor. (YH)


Anketlere göre son durum

Genel seçimler öncesinde yapılan anketlerin çoğunda SPD 25-26 ile birinci görünüyor. 2017’deki seçimlere Avrupa Parlamentosu eski Başkanı Martin Schulz ile giren SPD yüzde 20,5 ile tarihinin en düşük oyunu almıştı. Aynı seçimlerde CDU yüzde 32,9 oy almıştı. Seçim öncesi anketlerde yüzde 20-22 oy alacağı tahmin edilen CDU/CSU’nun böylece yüzde 10’a yakın oy kaybetmesi bekleniyor. Bu da 16 yıllık Merkel döneminin ardından CDU/CSU’nun en düşük oya olaştığı anlamına geliyor. 16 yıllık Helmut Kohl dönemi 1998’de yüzde 35 ile kapanmıştı. SPD ise yüzde 40,9 ile iktidara gelmişti.

Son anketlere göre seçimlerin en çok kazanan partisinin Yeşiller olacağı anlaşılıyor. 2017’de yüzde 8,4 oyla meclisteki en küçük fraksiyona sahip olan Yeşiller’in oyu şu anda yüzde 15-16 görünüyor. Çevre ve iklim sorunları Yeşiller’in yükselişinde büyük bir rol oynuyor. Ayrıca ilk kez başbakan adayı çıkarması da politikasını anlatma bakımında önemli bir fırsat oldu.

Anketlere göre geçen seçimlerde yüzde 12,6 altı ile ilk kez Federal Parlamento’ya milletvekili gönderen ve anamuhalefet olan ırkçı-faşist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin oyu ise yüzde 11-12 arasında görünüyor. CDU’nun dibe vurduğu bir dönemde AfD’nin oylarını artırmaması dikkat çekici. Bu nedenle AfD açısından anketlere yansımayan farklı bir sonuç da çıkabilir.

Yeni dönemin koalisyon ortakları arasında sayılan Hür Demokrat Parti (FDP) son seçimlerde yüzde 10,7 oy alırken anketlerde oyu yüzde 11-13 arasında görünüyor. Son seçimlerde yüzde 9,2 oy alan Sol Parti’nin oyu ise seçimlere iki hafta kala yüzde 6’ya kadar düştü. Sol Parti’nin koalisyon ortaklığı için “Acil Program”ı ilan etmesi oylarının artmasına değil, azalmasına neden oldu. Savaşa karşı barış politikalarından sapması durumuda daha fazla oy kaybetmesi söz konusu olabilir. (YH)