Sermaye ve sendikalar yeni hükümette ne bekliyor?

Genel seçimler öncesi BDA ve BDI gibi sermaye örgütleri CDU/CSU partilerinin öncülüğünde bir hükümet kurulmasından yana tavır almışlardı. Sendikalar ise SPD ve Yeşiller partilerini açıktan desteklemek yerine öne çıkardıkları konu başlıklarıyla SPD/Yeşiller koalisyonuna destek vermişlerdi. Sermaye temsilcileri seçim sonuçlarından memnuniyetsizliklerini açıktan ifade ederlerken yeni hükümetin SPD öncülüğünde hızla kurulmasını talep ediyorlar. Sonuçlardan memnun olan sendikalar yeni hükümetten beklentilerini açıklamaya başladılar.

SERDAR DERVENTLİ

Genel seçimlerin partiler açısından bir hayli zorlu geçeceği biliniyordu. 16 yıllık Angela Merkel dönemi sonrası sadece CDU/CSU içinde bir boşluk kalmadı. Üç dönem SPD ile ve bir dönem FDP ile koalisyon hükümeti kuran Merkel, koalisyon ortaklarını da etkiledi.

TEKELLERİN ARZULADIKLARI OLMADI

Alman İşverenleri Birliği (BDA) (arbeitgeber.de/newsroom/wirtschaft-sind-wir-alle/), mayıs ayında, Alman Sanayicileri Birliği (BDI) (bdi.eu) ise ağustos ayında yayınladıkları programlarla bir yanda partilerin programlarını diğer yanda ise kendi taleplerini ortaya koymuşlardı. Yayınlanan her iki metinde de tekellerin tercihlerinin CDU/CSU-FDP koalisyonu olduğu ortaya çıkıyordu.

Fakat seçim sonuçları tekel yöneticilerinde olduğu gibi orta ölçekli firma yöneticilerinde de hayal kırıklığına yol açtı. Sermayenin sesi olan Handelsblatt (HB) gazetesi seçim sonuçlarının kesinleşmesiyle birlikte internet sayfasında sermayeden gelen ilk tepkilere yer vermeye başlamıştı. Birlik partilerinin hezimetiyle ilgili “yanlış aday”, “CDU içinde ve CDU-CSU arasında gerçek birliğin sağlanamaması”, “programın önemli yönlerinin öne çıkarılmaması” gibi gerekçeleri sıralayan sermaye temsilcileri (Bkz.: www.handelsblatt.com/), “asıl önemli olan Yeşiller partisinin birinci parti çıkmaması ve Sol Parti’nin barajın altında kalarak SPD/Yeşiller/Sol Parti koalisyonunun imkansız hale gelmesi” diye yorumladılar.

Değişik internet sayfalarında Yeşillerin Başbakan adayı Annalena Baerbock’un kitabıyla ilgili yapılan yayınların ve Olaf Scholz’un başında bulunduğu Federal Maliye Bakanlığı’nda savcılık tarafından yapılan aramanın da sermayenin yönlendirmesiyle gerçekleştiği ileri sürülüyor. Bu iddiaların ne kadarının doğru olduğu ne kadarının “komplo teorisi” hanesine yazılabileceği bir yana sermayenin ilk tercihlerinin CDU/CSU-FDP koalisyonu olduğu ama gelinen yerde bunun gerçekleşmesinin mümkün görünmediğini söylemek yanlış olmayacak.

SERMAYE TALEPLERİNİ SIRALIYOR

28 Eylül’de yayınlanan HB gazetesinde “Almanya silkinmeli” (veya “sarsılmalı”) diye çevirisi yapılabilecek başlık altında sermaye temsilcilerinin daha ayrıntılı görüşleri yer aldı. Burada öne çıkan en önemli unsur ise CDU’nun “hükümet kurma hayallerini bir yana bırakarak muhalefette yenilenmesi” oldu.

SPD’nin öncülüğünde hükümet kurulmasına çok sıcak bakmadıklarını açıktan ifade eden sermaye temsilcileri, bu konuda FDP’ye güveniyorlar. FDP’nin, “SPD ve Yeşiller partilerinin aşırı uçlarının beklentilerini reddedeceğini” söyleyen sermayedarlar, “Parti çıkarlarının bir kenara bırakılarak üretim merkezinin ihtiyaçlarının belirleyici olduğunu bir süreç yaşanmasını bekliyoruz. Bu hemen daha koalisyon sondajlarında hissedilmeli” diyorlar.

Tüm dünyanın Almanya’ya baktığını, AB içinde olduğu gibi dünya genelinde birçok sorunun beklediğini söyleyen ve bunları sıralayan sermaye temsilcileri, “Bu nedenle hükümet kısa sürede kurulmalı. Aylarca sürecek koalisyon sondaj ve pazarlık süreçleri için kaybedilecek zamanımız yok” diyor.

Tabi buna rağmen hala CDU’nun öncülüğünde “Jamaika koalisyonu” kurulmasını hayal eden sermaye güçleri de var.

SENDİKA MERKEZLERİ MEMNUN

SPD/Yeşiller koalisyonu (1998-2005) döneminde yürürlüğe konulan Hartz yasaları, Ajanda 2010 başlığı altında sağlık, emeklilik alanlarındaki sosyal saldırılar ve buna karşı işçi ve emekçilerin tepkileri ardından SPD ile araları “limoni” olan sendikalar, bu seçimlerde de SPD ve Yeşiller açıktan destek vermemeyi tercih etti.

Fakat sendika merkezleri açısından açıktan destek vermemek hiç destek vermemek anlamına geldiğini sağır sultan da duydu. Sendikalar, SPD’nin “Çalışanların sorunları için çalışma grubu” AfA (afa.spd.de) aracılığıyla özellikle büyük tekellerde SPD/Yeşiller lehine çok yaygın propaganda yaptılar. IG Metall ve IG BCE sendikaları seçim çalışmalarında ağırlıklı olarak “dijitalleşme”, “teknolojik dönüşüm” başlığı altında SPD’ye destek verirken IG BAU, EVG, Ver.di, NGG ve GEW sendikaları çevre sağlığı, emeklilik, sağlık, asgari ücret, TİS bağlı ücret politikası gibi konuları öne çıkarmışlardı. Sendikalar bu konuları işlerken SPD ve Yeşiller partilerinin programlarıyla uyumlu hareket etmişlerdi. Dikkat çeken önemli bir nokta da bu kez sendikaların Sol Parti ile ilgili -olumlu veya olumsuz- pek bir şey söylememeye çalışmalarıydı.

Dolayısıyla sendikaların genel merkezleri seçim sonuçlarından memnunlar ve SPD’nin başında bulunduğu bir hükümetin kurulacağından hareket ediyorlar.

DGB: ŞİMDİ BİR ATILIMA İHTİYACIMIZ VAR

Alman Sendikalar Birliği Başkanı Reiner Hoffmann 28 Eylül’de yaptığı açıklamada, “Gerçekten tarihi bir seçim sonucunda Birlik Partileri 1949’dan bu yana en kötü sonucu elde ederken, Yeşiller en iyi sonucunu aldı. Neredeyse yüzde 26 ile en güçlü parti, Olaf Scholz’un baş aday olduğu SPD oldu. Şimdi görev, hızlı bir şekilde istikrarlı, ilerici bir hükümet oluşturmaktır” dedi.

Vatandaşlar değişim lehine net bir şekilde oy verdi. Ülkedeki zorlukların üstesinden gelebilmek için artık yeni bir başlangıca ihtiyacımız var. Partilere ortak yanlarına ağırlık vererek görüşmelere başlarlarsa iyi olur” diye konuşan Hoffmann, “Almanya’nın şimdi daha fazla iklim korumasına ve çalışanlara odaklanan bir ekonomi dönüşümüne yönelik gerçek bir değişime ihtiyacı var” dedi.

IGM: SOSYAL VE EKOLOJİK ADİL DÖNÜŞÜM

Yaklaşık bir yıl önce (Haziran 2020) SPD’yi “işçi çıkarlarına ihanet etmekle” suçlayan IG Metall Sendikası, 2021’in ilk aylarından itibaren aynı partiyi “sosyal ve ekolojik adil dönüşüm” için “en güvenilir politikalara sahip” olarak lanse etmeye başladı.

Hatırlanacağı gibi geçen yılın ortalarında düzenlenen “otomobil zirvesinde” koalisyon tarafları akar yakıtlı araçlar için ikramiye vermeyi tartışmışlardı. Görüşmelerde SPD yöneticilerinin, “Benzin ve dizel için bir cent bile fazla” şeklinde tutum aldıkları söylenmişti. Bunun üzerine IG Metall Genel Başkanı Jörg Hofmann, “SPD’nin bu tutumu otomobil sanayisinde ve buna bağlı dallarda çalışanlar arasında partiye karşı ciddi bir güven kaybına yol açmıştır. SPD’nin bu tutumunda sanayi politikası değil partiyle ilgili kamuoyu yoklamalarının sonuçları belirleyici olmuştur” diye eleştirmişti.

Bugün ise, “Sosyal güvenlik ve iklim değişikliği endişelerin ana konular olan eşi benzeri görülmemiş bir seçim kampanyası sona erdi. IG Metall olarak, Olaf Scholz ve SPD’nin kıl payıyla elde edilen seçim zaferleri için ve Yeşiller ve FDP’yi kazanımları için tebrik ediyoruz” diye konuşan IG Metall Başkanı Jörg Hofmann, “Şimdi hızlı bir şekilde hükümetin kurulmasını bekliyoruz” dedi.

Yeni kurulacak federal hükümetin, yeni konseptlerle iklim dostu bir endüstrinin yapılandırılmasını yatırımlarla teşvik etmesini ve bu yolda çalışanların güvenliğine ve beklentilerini dikkate almasını bekliyoruz” diye konuşan Hofmann, “sosyal ve ekolojik adil dönüşüm” beklediklerine dikkat çekti.

Bu amaçla, metal işçileri 29 Ekim’de ülke çapında bir eylem gününde sokaklara çıkarak politikacılara sorumluluklarını hatırlatmaya devam edecekler” diye konuşan Hofmann, “Almanya ve endüstrisi, bu dönüşüm sürecinde uzun bir boşluğu kaldıramaz” dedi.

Dört maddelik bir program yayınlayan IG Metall Sendikası, 29 Ekim’de bu talepleri tüm Almanya’da sokaklara taşıyacaklarını dile getirdi.

VER.Dİ: BEDAVAYA GELECEK YOK

Birleşik Hizmet Sendikası (Ver.di) Başkanı Frank Werneke, “Federal seçim sonuçları karşısında bütün partileri, daha fazla sosyal adalet, ekonomik büyüme, iyi iş ve iklim korunması için karşı karşıya olunan büyük zorlukları göğüslemeye çağırıyoruz” dedi.

İklim koruması, iyi iş ve güçlü bir refah devleti için on yıllık yatırıma ihtiyacımız var” diye konuşan Werneke, pazartesi günü yaptığı açıklamada “Bedavaya gelecek yok” dedi.

Ver.di Sendikası’nın taleplerinin başında emekçiler için daha fazla TİS koruması, 12 euro düzeyinde yasal asgari ücret, süreli sözleşmelerin kötüye kullanılmasının engellenmesi, emeklilik maaşının düzeyinin yüzde 48’in üzerinde olması, sosyal ve ekolojik yeniden yapılanma geldiğini söyleyen Werneke, “Bir şey açık: enerji ve ulaşım uygun fiyatlı kalmalıdır. Bu nedenle, iklim koruması için artan maliyetlerin, enerji vergisi ile sosyal olarak dengelenmelidir” dedi.

İnsanların bakımının yapıldığı alanlarda çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep eden Werneke, “hastane, yaşlılar yurdu, kreş veya eğitim ve destek, her yerde toplu sözleşmeler geçerli olmalı ve bu alanların kapsamlı bir şekilde yeniden finanse edilmeli. Tek başına alkışlamak yeterli değil” dedi.


IG Metall’in yeni hükümetten talepleri:

YARININ İŞ DÜNYASINA GÜVENLİ KÖPRÜLER: Dönüşüm sırasında işten çıkarma yok, ikinci bir (mesleki) eğitim hakkı, dönüşüm kısa çalışma parası, emekliliğe insani geçişler, 45 yıllık sigortadan sonra 63 yaşında emeklilik.

GELECEK VADEDEN İYİ İŞ: Devlet, yarı iletkenler, pil hücreleri ve hidrojen gibi temel teknolojilerin yerleşimini ve sanayileşmesini teşvik etmelidir. Şu maddeler geçerli olmalıdır: Bağlayıcı istihdam taahhütleri, eğitim kotaları ve eğitim sonrası iş güvencesi, gelecek toplu sözleşmeleri, kalifiyeleşme ve katılım.

2030 YILINA KADAR 500 MİLYAR EURO KAMU YATIRIMI: Şarj istasyonları, hidrojen ve diğer CO2 içermeyen araçlar için hızlandırılmış yapılanma planı, 2030 yılına kadar 30 milyar euro tutarında çelik sektörü ve diğer endüstriler için dönüşüm fonu, yenilenebilir enerjilerin 2030 yılına kadar yüzde 70’e çıkarılması.

DAYANIŞMACI FİNANSMAN: zenginler ve varlıklılar için daha yüksek vergiler, alt ve orta gelirlilerin yükleri azaltılmalı, kamu ihalelerinin verilmesinde toplu sözleşmeye bağlı olmak ön koşul olmalı.