Enflasyon: Kime yarar, kime zarar?

SERDAR DERVENTLİ

Almanya’da resmi enflasyon oranı yüzde 4’ü geçti. Oranın yükselmesiyle birlikte Almanya’da nedenleri, etkileri ve önüne nasıl geçilebileceği üzerine tartışmalar da başladı. Enflasyonun yükselme eğilimini görmeyen uzmanlar şimdi oranın nasıl düşürülebileceği üzerine dem vuruyorlar. Buna paralel olarak “Almanların enflasyon korkuları” üzerine yayınlanan yazılar ve “eğer dikkat etmezsek enflasyonu durduramayız” uyarıları yapılıyor. İşçi ve emekçilerden ise devam eden ve önümüzdeki dönem gündeme gelecek olan ücret TİS görüşmelerinde reel ücretlerinin erimesi ve refah düzeylerinin gerilemesini sineye çekmeleri isteniyor.

2020 yılının son dört ayında enflasyon sıfırın altına düşmüş ve sermaye cephesini, “ya fiyatların düşüşü devam ederse” diye “deflasyon”1 korkusu sarmıştı. Yılın ilk üç, dört ayında her şey yeniden yoluna girdi(!), en azından enflasyon oranı (enflasyon oranlarına bkz.) kabul edilebilir düzeydeydi; AB’nin para politikalarını yönlendiren Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) “yüzde 2 ve biraz altında” olan enflasyon hedeflemesi2 kapsamındaydı.

Ülkenin önde gelen ekonomi araştırma enstitülerinin ‘şef iktisatçıları’ büyük bir keyifle basına demeçler verip, her şeyin nasıl “plan dahilinde” gittiğini, “serbest piyasanın” sorunları nasıl teker teker çözdüğünü büyük bir şevkle anlatıyorlardı.

İKTİSATÇILARIN YANILGISI”

Fakat bu durum uzun sürmedi. Nisan ayına kadar “plan dahilinde” olan enflasyon oranı haziran ayından itibaren “plan dışına” çıktı ve bugüne kadar yükselişini sürdürüyor. Oysa ülkenin önde gelen ekonomi araştırma enstitüleri (biri hariç) ve Federal Merkez Bankası, 2021 yılında enflasyonun yüzde 1,2 – 1,8 arası gerçekleşeceğini (kutuya bkz.) ileri sürmüşlerdi.

Sermayenin yayın organı “Handelsblatt” (HB) gazetesi 23 Ağustos günü iki sayfa ayırdığı “İktisatçıların yanılgısı” (“Irrtum der Ökonomen”) başlıklı yorum ağırlıklı yazıda, iktisatçıların neden yanıldığını 5 maddede açıklamaya çalışıyor. “Objektif” gazetecilik adına iktisatçılarla “Augur”3 (“Kâhin”) diye hafiften alay edilen HB yazısında enflasyon oranını etkileyen -ve doğru olan- birçok faktöre dikkat çekiliyor ve bunlar tekrar daha önce yanılan iktisatçılar tarafından doğrulanıyor.

İşin gerçeği enflasyonu oranının yükselmesine neden olan birçok faktörün olduğudur: Tarım ağırlık bir bölgede kuraklık, sel veya yangın yaşanması, yoğun olarak kullanılan ticaret yollarının (Süveyş Kanalı gibi) birinde kaza olması, petrol ve doğal gaz üreten bölgelerde deprem vb. Ama enflasyonu asıl olarak tetikleyen unsurlar arasında bu tür olayların yanı sıra savaşların, gıda ürünleri, maden, petrol-doğal gaz ve diğer hammaddeler üzerinden yapılan spekülasyonların olduğunu belirtmek gerekiyor.

FIRSATTAN FAYDALANMA GİRİŞİMİ

Kapitalistlerin bir bütün olarak enflasyonu yükseltme çabası içinde olmadıklarını söylemek te doğru olacaktır. Hatta yukarıda sayılan herhangi bir nedenden dolayı hammadde fiyatları artmış olsa da bunu olduğu gibi tüketiciye yansıtmanın koşulları olmayabilir.

Sermayenin salt ticaretle uğraşan -artı değerden pay almaya çalışan- kesimi için bu geçerli değil. Bunlar fırsat buldukları anda aracı olarak tüketiciye sattıkları malların fiyatlarını yükseltme eğilimindedirler. Bunu yaparlarken de “enflasyon biraz yükselsin” diye yapmazlar. Fırsatçıdırlar; en ufak bir olumsuz gelişmeyi dahi fiyatları yükseltmek için kullanarak, toplumsal olarak yaratılmış değerden daha fazla pay kapmaya çalışırlar.

Diğer yandan enflasyon ciddi olarak yükselme eğilimine girdiği andan itibaren iş değişir. Bu kez bütün kapitalistler tercih etmedikleri bu durumu lehlerine çevirmeye çalışırlar. Enflasyonun yükselmesiyle birlikte -eğer önlem alınmazsa- kârlar da erimeye başlayacaktır. Bu durumda de ilk önlem, fiyatları artırmak olsa da ardından işçi ücretlerinin nominal4 aynı düzeyde kalmasını, dolayısıyla reel olarak düşmesini sağlamak istenecektir.

Görüldüğü gibi enflasyondan asıl olarak işçi ve emekçiler etkilenmektedir. Sadece(!) reel ücretleri düşen işçi ve satın alım gücü düşen tüketici olarak değil. Aynı zamanda ileriki dönem harcanmak üzere ayrılmış olan ücret birikimlerinin (bu, bankadaki mevduat hesabı, emeklilik sandığında veya hayat sigortasında biriken aidatları da olabilir) değer kaybetmesiyle de mağdur duruma düşmektedir.

ÜCRET POLİTİKASI NASIL OLMALI?

Yazımızın başlığında sorduğumuz “Enflasyon- kime yarar, kime zarar?” sorusunun yanıtı önemli ölçüde verildi diye düşünüyoruz. Ama işçi ve emekçiler açısından iş burada bitmiyor. Nasıl ki sermaye sınıfı her fırsatı değerlendirip kârlarını artırmaya, ya da erimesinin önüne geçmeye çalışıyorsa, işçi ve emekçiler de ücretlerini artırmaya, reel olarak erimesinin önüne geçmeye çalışmalıdırlar. Sınıf mücadelesinin her döneminde olduğu gibi bu döneminde de güç dengeleri belirleyici olacaktır.

Enflasyonun yüzde 4’ü aşması (Bu yazı hazırlanırken Commerzbank, enflasyonun yüzde 5’i aşmasını beklediklerini açıkladı) Almanya kamuoyundaki havayı, işçi ve emekçilerin alım gücünün yükseltilmesi lehine çevirdiği söylenebilir. Bu nedenle çok sayıda gazete “Almanların enflasyon korkuları”5 üzerine yazılar yayınlamaya, “enflasyonu durdurmak için elbirliği” etme çağrıları yapmaya başladılar.

Özellikle IG Metall sendikasının TİS dönemlerinde sıklıkla “pilot bölge” olarak seçtiği Baden-Württemberg eyaletinde yayınlanan Stuttgarter Zeitung (SZ), 1 Ekim tarihli sayısında, kapaktan “Enflasyon yüzde 5’e çıkabilir” (“Inflation könnte auf fünf Prozent steigen”) ve iç sayfalarda “Enflasyon, ücret tetikçisi olabilir korkusu” (“Inflation als Lohntreiber gefürchtet”) başlıklı yazılar yayınladı.

Her iki haberde de eyaletler düzeyinde devam eden kamu ücret TİS görüşmelerine katılan ve enflasyon artışını telafi ve reel ücret zammı elde etmek için ciddi bir ücret artışı almaya çalışacaklarını söyleyen Ver.di Başkanı Frank Werneke ve DBB Baş Ulrich Silberbach’tan “ılımlı olmayan” sendikacılar olarak görüşlere yer veriliyor.

Sermaya yanlısı SZ yazarı Matthias Schiermeyer, aynı haberinde ılımlı bir rol oynayabileceğini düşündüğü IG Metall Baden Württemberg başkanı Roman Zitzelsberger’e söz veriyor. 2022 sonbaharında ücret TİS görüşmelerinin gündemlerinde olduğuna dikkat çeken Zitzelsberger, “Yaşanan enflasyonun ilkbaharda nasıl göründüğüne ve ileriye doğru ne gibi etkileri olduğunu tabi bakacağız” diyor.

Metalcilerin 2022 TİS döneminde üç yıldır ücretlere kalıcı olarak yansıyan ücret zammı almadan gireceklerini hatırlatan SZ yazarı, metal işverenlerinin güçlü bir ücret talebine karşı hazırlıklara başladıklarını söyleyip, sözü metal işverenlerinin Güney Almanya’daki örgütü Südwestmetall’den bir sözcüye veriyor: TİS taraflarının genel fiyat gelişimi üzerinde hiçbir etkileri yoktur. Bu nedenle bu tür gelişmeleri telafi etmek toplu pazarlık politikasının görevi olamaz. Belki geçici olacak yüksek enflasyon nedeniyle TİS maliyetlerini kalıcı olarak artırmak tehlikeli ve yanlış olur.”

Sermaye ve temsilcileri bir yanda devam eden TİS görüşmelerine (kamu ve inşaat) dışarıdan müdahale etmeye, reel ücret artışını engellemek için her türlü yol ve yöntemi devreye sokuyorlar. Ver.di/DBB ve IG BAU sendikalarının yöneticileri reel ücretlerin yükseltilmesi talebini henüz kararlı savunuyor görünüyorlar. Her iki alanda da sendika yönetimlerinin geri adım atmaması için diğer işkollarının desteğine ihtiyaç olduğu açık.

Diğer yanda ise IG Metall yönetimi eylül sonunda değişik bölgelerde TİS komisyonlarını toplayarak bir yıl sonra başlayacak TİS dönemine hazırlanmaya başladı. Son üç yıldır değişik entrikalarla ücretlerin pratik olarak dondurulmasının altına imza atan IG Metall yönetimi, bu kez de farklı bir çizgi izleme yanlısı değil. Son TİS dönemlerine, “Teknolojik dönüşüm bizsiz olmaz”, “dijitalleşmede söz sahibi olmalıyız” gibi karın doyurmayan talepleri öne çıkaran IG Metall yönetimine, TİS dönemleri için hazırlanan ve her sendikacıya daha ilk seminerde öğretilen “ücret formülünü” hatırlatalım: “Enflasyonu telafi etme, verimlilik artışlarına katılma ve kârdan adil bir pay.” (bkz.: www.igmetall.de/) Bugünün en önemli görevi bir yanda devam eden TİS görüşmelerinde sınıf kardeşlerimizin yanlarında olduğumuzu göstermek diğer yanda ise metal işkolunda enflasyon artışı ve ücret talepleri üzerine tartışmalara şimdiden, sendika bürokrasisini beklemeden başlamaktır.

 

Enflasyonun ücretlere yansıması

Dönem Reel Nominal Enflasyon

1/2020 +0,4 +2,1 +1,6

2/2020 -4,7 -4,0 +0,8

3/2020 -1,3 -1,3 -0,1

4/2020 +0,4 +0,2 -0,2

1/2021 -2,0 -0,7 +1,3

2/2021 +3,0 +5,5 +2,4

Tam gün, yarı zamanlı ve düşük ücretli işlerde çalışanların tümünü kapsıyor. 2020 yılının ikinci ve üçüncü çeyreğinde ücretler, kısa çalışmanın yoğun olarak gündeme girmesi nedeniyle düştü. Enflasyonun etkisi fazla değildi. 2021 yılının ilk çeyreğinde enflasyonun yansıması daha net görülürken ikinci çeyrekte değişik işkollarında bir defalığa mahsus ödenen “Korona ikramiyeleri” sayesinde reel ve nominal ücretler arttı. Bu geçici artış (ücretlere kalıcı olarak yansımayan artış) yılın üçüncü çeyreğinde hesaba katılmayacak. 3/2021 verileri henüz yayınlanmadığı için tabloya yansıtamadık.

Kaynak: DESTATİS, 22 Eylül 2021

 

Enflasyon tahminleri

Kurum 2021 2022

IWH +1,2 +1,4

Ortak* +1,4 +1,6

RWI +1,5 +1,7

DIW +1,6 +1,6

Ifo +1,6 +1,8

BB** +1,8 +1,3

IfW +2,6 +1,7

*Ekim 2020’de listede adı geçen bütün araştırma enstitülerinin ortak raporundan.

**BB = Federal Merkez Bankası/Bundesbank

Kaynak: Enstitüler

 

Enflasyon oranları

2020

Eylül -0,2

Ekim -0,2

Kasım -0,3

Aralık -0,3

2021

Ocak +1,0

Şubat +1,3

Mart +1,7

Nisan +2,0

Mayıs +2,5

Haziran +2,3

Temmuz +3,8

Ağustos +3,9

Eylül* +4,1

*Eylül 2021 verileri henüz kesinleşmedi.

Kaynak: DESTATİS, veriler Formun Üstü

Formun Altı

30303330.09.2021’de güncellenmiştir.

 

Enflasyon oranı nasıl belirleniyor?

Federal İstatistik Dairesi (DESTATİS), hazırladığı “Tüketici Fiyat Endeksi” (“TÜFE”)* yoluyla ülkedeki malların ve hizmetlerin fiyatlarını takip edip iniş veya çıkıştaki ortalamayı hesaplıyor ve bunu “enflasyon” verisi olarak açıklıyor. Kurum hesaplamalarını aylık yapıp yayınlıyor. Enflasyonun görece düşük olduğu Almanya gibi ülkelerde bir önceki aya oranla verilerin yayınlanmasına karşın asıl olarak 12 aylık döneme bakılıyor. Türkiye gibi enflasyon oranının daha hızlı yükseldiği ülkelerde aylık iniş veya çıkış verileri de önemli.

TÜFE NE KADAR GERÇEKÇİ?

DESTATİS tarafından hazırlanan “tüketici sepetinde” toplam 650 mal ve hizmet bulunuyor ve bunlar sepetin içinde değişik ağırlıklara sahipler. Sepetteki 650 mal ve hizmetin ağırlığı için 1000 puan verilmiş. Ve bu “ortalama vatandaşın” aylık yaptığı harcamayı göstermeyi hedefliyor. Sepetteki mal ve hizmetlere verilen ağırlıkla, “ortalama vatandaşın” aylık bütçesinden yaptığı harcamaların ne kadar örtüştüğünü göstermek için örneğin “net soğuk kira” (“Nettokaltmiete”) hanesine bakalım. Sepette bunun için 196 puan verilmiş, yani yüzde 19,6. (Bu oran su, enerji ve ısınma ile birlikte 325 puana çıkıyor)

ZEIT ONLINE sitesinin emlak hizmetleri veren Value AG (kira düzeyleri kaynağı) ve Federal Çalışma Ajansı (gelir düzeyleri kaynağı) ile ortak hazırlayarak bu yıl yayınladığı raporda, tek başına yaşayan birinin gelirinin yüzde 58’ini (tüm ek giderlerle birlikte) kira için harcamak zorunda olduğunu belirtiyor. Düşük gelirli ailelerde bu oran Almanya ortalamasında yüzde 31 iken Berlin, Hamburg, Münih ve Köln gibi şehirlerde yüzde 37’e çıkıyor. Son iki rakam “uzun süredir aynı evde oturan kiracıları” kapsadığı belirtilen raporda, “yeni ev kiralamak isteyenler bunun çok üzerinde fiyat ödemek zorundalar” deniliyor.

Aynı araştırmada üst düzey gelirler arasında ise aylık gelirin yüzde 22’sinin kiraya (tüm ek giderlerle birlikte) harcadığı belirtiliyor. Üst düzey gelir sahiplerinin kiraladıkları evler için “üst düzey kira” ödediklerini hatırlatmakta fayda var.

TÜFE’de yiyecek ve alkolsüz içecekler için 97 puan veya yüzde 9,7 ayrılmış. Bu verinin de özellikle dar gelirliler için geçerli olmadığı ortada. Düşük gelirli bir ailenin beslenme için yaptığı harcamanın bütçesine orantısal yansımayla yüksek gelirli ailenin yaptığı harcamanın bütçesine orantısal yansıması çok farklı.

*Verbraucherpreisindex

Kaynak: DESTATİS, www.zeit.de/

 

Sepette neler var?

Yiyecek ve alkolsüz içecekler %9,7

Tütün ürünleri ve alkollü içecekler %3,8

Giyim ve ayakkabı %4,5

Konut, su, enerji, ısınma giderleri %32,5

Mobilya %5,0

Sağlık %4,6

Ulaşım %12,9

Posta ve telekomünikasyon %2,7

Serbest zaman, eğlence ve kültür %11,3

Eğitim %0,9

Restoran ve otel %4,7

Diğer mal ve hizmetler %7,4

Kaynak: DESTATİS

 

1 Deflasyon: Fiyatların genel düzeyinde sürekli bir düşüş durumunu ifade etmektedir. Deflasyon karşıtı ise enflasyondur; bu ise para birimi başına satın alma gücündeki bir düşüşü – ödeme araçlarının değerinde gerçek bir kaybı yansıtır.

2 Enflasyon Hedeflemesi: Resmiyette merkez bankaları, kur ve faiz politikalarını, enflasyonu kontrol altına almak amacı ile istedikleri biçimde kullanabilmektedirler. İşin teorisi böyledir ama bütün ülkelerdeki hükümetler, merkez bankalarının kur ve faiz politikalarını sermayenin ihtiyacına göre yönlendirmeye çalışırlar.

3 Augur: Antik Roma’da kuşların ve diğer hayvanların çıkardıkları seslere bakarak kehanette bulunan din adamıdır.

4 Nominal ücret, çalışanın emeği karşılığında aldığı para miktarıdır. Reel ücret ise çalışanın aldığı para ile satın alabileceği mal ve hizmet miktarıdır. Diğer bir deyişle nominal ücret sadece bir sayı iken reel ücret satın alma gücüdür.

5 1929 dünya ekonomik krizinde yaşanan hiper-enflasyon kastediliyor.