Almanya Türküleri: 60 yıllık kültürel yaşamın özeti

SEMRA ÇELİK

Sanatçı Nedim Hazar, işgücü sözleşmesinin 60. yılında Deutschlandlieder (Almanya Türküleri) adlı bir kitap yayımladı. Aynı zamanda bir çok sanatçının katılacağı Almanya Türküleri adlı bir konser dizisinin de organizatörlerinden. Kendisiyle Türkiyeli işçilerin kültürel yaşamı ve 60 yıllık süredeki değişimler üzerine konuştuk.

‚Almanya Türküleri‘ Türkiyelilerin kültürel yaşamını, bu yaşamın evrelerini ve gelişimini anlatan bir kitap. Önce kitabın hakkında bilgi verebilir misin?

Buraya göç eden insanlarımız baştan itibaren memleketten uzak kaldılar. Başlarda telefonlaşmak zordu, pahalıydı. İletişim de mektup yoluyla tek yönlü olarak iki hafta sürüyordu. O zaman radyo ve televizyon da yoktu. Dolayısıyla işten sonra kendi aralarında türküler, şarkılar söylediler. Başka yapacak bir şeyleri yoktu, izole bir hayat sürdürüyorlardı. Böylece kendi başına bir kültür üremeye başladı. Şimdilerde gençlerin dillerinin bozuk olduğundan söz ediliyor ama o zaman da fabrikalarda duyulan, öğrenilen sözlerden Almanca-Türkçe karışımı bir dil oluşturdular. Bunu türküülerde görebiliyoruz. Gerçekten Türkiye’den bağımsız olarak burada yaşayan Türkiyelilerin bir kültürü oluşmaya başladı. Biz kitabı yazarken bir araştırma yapmadık. Sözünü ettiğimiz ilk kuşak kültür insanlarının çoğu, Aşık Metin Türköz gibi, hayatlarının sonuna yaklaştılar. Almanya’da bu oluşan kültürü, aşamalarını anlatan bir kitap bulamadım, bu nedenle kitabı hazırladım.

Hazırlarken kendime göre belli başlıklarda bir iskelet oluşturdum ve buna uygun derlemeye başladım. Konuyla ilgili yardımcı olabileceklerini düşündüğüm, bu tabi ki sübjektif değerlendirmem, insanlarla, arkadaşlarımla iletişim kurdum. Onlara yaşadıklarını öğrenmek için sorular sordum. Cevapları da da yine kendim derledim.

Sen 80’li yıllarda Almanya’daki kültür yaşamının içindeydin. Şarkılarınla, tiyatro oyunlarınla, filmlerinle bu gelişimin bir parçasıydın, belli bir süre Almanya’dan ayrıldın ama şimdi yine buradasın. Gözlemlerin nasıl?

Benim diğer arkadaşlarımdan farkım, 15-17 sene Almanya’nın dışında kalmam. Geri dönmek zorunda kaldığımda dışardan gözleme, dışardan bakma, değerlendirme olanağına sahiptim. Bu sürekli burada olanların yapamayacağı bir değerlendirme. Tespit ettiğim şu oldu; hala sağdan sola her parti entegrasyondan söz ediyor. Bu kelime 17 sene önce de aynı şekilde kullanılıyordu. Demek ki her iki taraf açısından da pek bir gelişme olmamış. Ben kitapta bu konuya hiç değinmedim. Kültür, dil, aşk, cinsellik, ırkçılık, kişilik bulma gibi konular üzerinden ilerledim. Örneğin Aşık Metin Türköz’ün ‚Guten Morgen Mayistro‘ türküsünde olduğu gibi konu dil oluyor. Cem Karaca’nın çok yorgunum şarkısında konu bambaşka bir şey oluyor. Başka birinde aşk, cinsellik, hasret, ırkçılık vb öne çıkıyor. Yani çıkış noktası bir şarkı oluyor ama oradan başka bir yere gidiyor, hayatın birçok alanını değerlendiriyoruz.

DEĞİŞİK EVRELER VARDI

Metin Türköz’den Eko Fresh’e giden süreci nasıl değerlendiriyorsun?

Metin Türköz yüzbinlerce 45’lik plak satmış biri. Alman anaakım müziğinin ortasına gelememiş ama. Yüksel Özkasap da öyle. Yüksel Özkasap’ın bir albümü 800 bin satmış, aşağı yukarı aynı dönemde Vicki Leandros adlı bir pop müzik sanatçısının albümü 400 bin satmış. Bunun böyle olması doğal; çünkü ilk dönemde ne devlet ne de göçmenler kalıcı olunacağının farkında değil. Bu nedenle iki devlet arasında yapılan sözleşmede kültürel yaşama yönelik herhangi bir şey yoktu. Hatta aşka bile yer yoktu: Hamilelik yurtdışı edilmek için bir nedendi. Max Frish’in dediği gibi robotlar gelsin istenmiş ama insanlar gelmiş. İki devlet ve işçiler bu durumun farkında değil. Bu nedenle Metin Türköz ya da Yüksel Özkasap’ın şarkılarının ZDF Hitparade’ye girmesi bir çok açıdan imkansızdı.

DERNEKLEŞME ve CUNTANIN ROLÜ

Bu, cunta nedeniyle 80’li yılların başında çok sayıda sanatçının buraya gelmesiyle değişmeye başladı. Oraya gelmeden önce, 70’li yılların sonunda 80’li yılların başında dernekleşmeye bağlı olarak da değişmeye başladı. O zaman oluşan işçi dernekleri buradaki işçilerin hem sosyal hem de kültürel ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştılar. İşçi derneklerinde korolar kuruldu. Koro, folklör, tercümanlık ihtiyaca cevap vermek için yapılan faaliyetlerdi. Politik nedenlerle sanatçılar gelince de Türkiyelilerin kültürel ürünleri budaklanmaya başladı. Buna ‚dur‘ diyen çanak antenler oldu. Ondan önce, buna şans diyeceğim, bir medya ortamı vardı. Köln Radyosu bağımsız yayın yapıyordu. Bu anlamda Almanya’daki Türkiyeliler, Türkiye’de yaşayanlara göre iltimaslıydı. Gerçekten farklı bir ortam vardı ama Türkiye medyasının buraya gelmesiyle bu durum tamamen değişti. Bağımsız kültür üretme süreci gerçekten durdu. Metin Türköz örneğin, Almanya savaş sonrasının en önemli grevlerinden olan Ford Grevi’nin fon müziğini yaptı. Guten Morgen Mayistro, Ford grevindeki işçilerin ricasıyla söylenmiş, hazırlanmış bir türküdür. Türköz, gerçek bir aşık geleneğini burada bir dönem yürüttü. İnsanların müzikal sesi oldu.

90’LI YILLARDAKİ ŞAŞKINLIK

90’lı yıllara gelince; duvarın yıkılması, Almanya’da gelişen korkunç ırkçı ortam, Mölln ve Solingen kundaklamaları sonrası ilk kuşak şaşakaldı. ‚Bu benim Almanyam mı?‘ diyerek geri çekildi. Mölln ve Solingen herkes için şok yarattı, içe kapanma gündeme geldi. Kendilerini yalnız hissettiler, O dönem genç kuşak parladı ve hiphop olayı gündeme geldi. O dönem yapılan şarkılara bakıldığında birdenbire protest şarkılar ortaya çıktı. Bu parçaları analiz edersen, şiddete çağrı şarkıları gibiydi. Milliyetçi sembolleri bilmeden kullanan, bayrak, Türklük diyerek konuya Amerika’daki siyahların mantığıyla yaklaşan gruplar, Türkiye’ye gidince MHP’liler tarafından karşılanınca şoka girdiler. Hiç ilgileri olmamasına rağmen başka türlü sınıflandırıldılar. 2000’li yıllarda ise durum yine değişti, hiphopta milliyetçilik üzerinden seslenme hemen hemen durdu. O dönem, ‚fakirim ama bak zengin oldum‘, ‚mercedes sürüyorum‘ gibi konular yerleşti. Ekrem (Eko Fresh) oralardan çıkıp bilinçli bir şey yaratmayı başardı. ‚Fakirim ama zengin oldum‘ söyleminin bir yere kadar gideceği daha fazla ilerleyemeyeceği açıktı.

Şimdiki durumu nasıl görüyorsun?

Şu anda oldukça iyi durumda olduğumuz söylenebilir; Almanya’yı uluslararası festivallerde Türkiyeli film yapımcıları temsil ediyor. Korona aşısını Türkiye kökenli insanlar buldu. Bu nedenle de ‚işgücü çağırdık insanlar geldi‘ sözünü şöyle tamamlamak lazım, ‚işgücü çağırdık, insanlar geldi ve çocukları dünyanın en iyi film yapımcıları, en ileri bilim insanları oldu‘. Bir de alt başlık olarak ‚halbuki öğretmenleri bu çocukların liseye devam etmelerini tavsiye etmemişlerdi.‘