Toplumsal yaşama katılım hızlandı

Foto: Yeni Hayat

Aralık 1980’de kurulan Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), 40 yıldan fazla bir süredir Almanya’da Türkiye kökenli işçi ve emekçilerin çıkarlarını savunmak, birlikte mücadeleyi her alana yaymak için mücadele ediyor. Çok sayıda Türkiye kökenli örgütten farklı olarak DİDF, etnik ve dini temelde değil sosyal sorunları öne çıkararak örgütlenme çalışması yapan bir federasyon. Türkiye’den Almanya’ya göçün 60. yılını genel başkan Zeynep Sefariye Ekşi ile konuştuk.

Türkiye ile Almanya Arasında 30 Ekim 1961’de imzalanan işgücü anlaşmasının üzerinden tam 60 yıl geçti. Sizce göçün 60. yılında nasıl bir tablo ile karşı karşıyayız?

Resmi olarak 1961’de çok az sayıda işçinin, geri dönme umutlarıyla başlayan göçü, 60 yıl içerisinde gelenlerin ve burada doğanların Almanya’da kalıcı bir yaşama geçmesine evirildi. Bugün Almanya’da Türkiye kökenli 2,8 milyon insan yaşıyor. Bunların 1,5 milyonu Almanya doğumlu. Almanya’da doğan Türkiye kökenlilerin oranı, Türkiye’den gelenlerin sayısından daha fazla. Ve bu oran Almanya’da doğanların lehine sürekli değişim gösteriyor. Bu gelişmeler uzun zamandır Almanya’nın bir parçası olan Türkiye kökenlilerin toplumsal yaşama katılımını, geleceği burada inşa etme olanaklarını geliştirecektir. Uzun zamandır Türkiyelilerin ana gövdesinin dile getirdiği ‘biz artık Almanyalıyız’ ifadesi daha fazla ete kemiğe bürünecektir.

Bazı politikacılar 60 yıl geçmesine rağmen Türkiyelilerin ‘entegre’ olmadıklarını dile getiriyorlar. Siz entegrasyonda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugüne kadar hükümetler entegrasyon ve uyum kavramlarının içini dil öğrenme, yasalara saygılı olma, çalışma koşullarına ve ücretlerine itiraz etmeden çalışma olarak doldurdular. Entegrasyonu bireysel soruna indirgeyip, hükümet olarak sorumluluklarını yerine getirmediler. Bize göre entegrasyon, aynı sorunları yaşayan yerli ve göçmen emekçilerin, toplumsal sorunlar konusunda birlikte hareket etmesi, geleceklerini birlikte inşa etme çabasıdır. Buradan baktığımızda, hükümetler tarafından yaratılan bütün zorluklara rağmen, emekçilerin birlikte hareket edebilmeleri, sorunları için mücadeleye katılması, toplumsal yaşamın değişik alanlarında buluşma ilerlemiştir. Emekçiler açısından ‘entegrasyon’ sadece hukuksal koşulların oluşmasına, dil bilmeye indirgenemez. Diğer taraftan birlikte yaşam (entegrasyon) emekçilerin hukuksal, sosyal, ekonomik alanda mücadele ederek elde edecekleri kazanımlarla güçlenecektir.

İŞYERLERİNDE BİRLİKTE MÜCADELE SAĞLANDI

60 yıllık göç tarihinde emekçilerin birliğine katkı sunan değişimler konusunda ne söylenebilir?

Almanya’da yaşayan değişik uluslardan emekçilerin yakınlaşmasına en önemli katkılardan biri, 1972 senesinde ‘işyeri teşkilat yasasında’ (Betriebsverfassunggesetzt) yapılan değişiklikle, tüm işçi ve emekçilerin sendikal mücadeleye, işçi temsilciklerine ve sendika temsilciliklerine katılmasının önünün açılmasıdır. Türkiye kökenli işçi ve emekçiler bu tarihten itibaren sendikal mücadeleye, işyerlerinde yapılan temsilcilik seçimlerine yoğun bir şekilde katılmışlardır. Bu süreç, değişik uluslardan emekçilerin yakınlaşmasını, değişik uluslardan ve inançlardan işçilerin çıkarlarının ortak olduğunun görülmesini, 1973 yılında meşhur Köln-Ford direnişini örgütleyen Türkiye kökenli bir işçinin ifade ettiği gibi, ‘göçmen işçilikten işçi olmaya geçiş’ sürecini hızlandırmıştır. Yine 1984 yılında metal işkolunda yapılan 35 saatlik iş haftası için verilen mücadeleye Türkiyeli işçiler de aktif olarak katılmışlardır. Yakın dönemde de 4. kuşak diyebileceğimiz kadın-erkek Türkiyeli işçiler işyerlerindeki hak arama mücadelelerinde veya toplu iş sözleşmelerindeki mücadelelerde aktif yer almaktadırlar.

Bugün de işçilerin birliğini, emekçilerin yakınlaşmasını ilerletecek en önemli kurumların başında sendikalar gelmektedir. Bunun için federasyonumuz kurulduğu günden bu yana, işçilerin sendikalar içerisinde örgütlenmesi, aktif görev alması için yoğun bir çaba göstermiştir. Sendikal alanda elde edilen bu tecrübelerin elbette, emekçilerin yaşamın her alanına yayılması, eğitim, sağlık, konut, barış vb. farklı sosyal sorunlara yönelik verilen mücadelelerde ve örgütlerde de Türkiyelilerin daha aktif hale gelmeleri büyük önem taşıyor. Bizim çalışmalarımız da buna katkı sağlamayı amaçlıyor. Çünkü 60 yılın öğrettiği en önemli derslerden biri, dertlerimizin dermanının, sendikalara-işçi temsilciliklerine veya sosyal hareketin içine daha fazla katılmaktan geçtiği oldu.

OLUMLU ADIMLARIN GEREKLERİ YERİNE GETİRİLMEDİ

Göçmenlerin toplumsal yaşama katılımını hızlandırmak için hükümet hangi adımları atmalı?

2000’li yılların başında vatandaşlık yasasında yapılan değişiklik ve 2006’da Almanya’nın göç ülkesi olarak kabul edilmesi yeterli olmasa da olumlu bir adımdır. Almanya göç ülkesi olarak kabul edilmesine rağmen, bunun gerekleri olarak göçmenlerin ihtiyaçları, hukuksal ve sosyal koşulları için gerekli adımlar atılmamıştır. Dün olduğu gibi, bugün de Almanya’nın göç politikalarının esasını, işverenlerin ihtiyaç duyduğu ucuz ve kalifiye iş gücünü karşılama üzerine şekillenmiştir.

Almanya bir göç ülkesi olarak, yaşam merkezi Almanya olan tüm göçmenlerin toplumsal yaşama katılmasının koşullarını yerine getirmelidir. Vatandaşlığa geçişin koşulları kolaylaştırılarak, yaşam merkezi Almanya olan herkese vatandaşlığa geçme olanağı tanınmalıdır. Vatandaş olamayanların politik yaşama katılımının önündeki engeller kaldırılmalı; seçme-seçilme hakkı,referandumlara katılma hakkı gibi konularda yasal değişiklikler yapılmalıdır. Senelerdir süren ayrımcı-ırkçı göç politikalarının yaratmış olduğu tahribatın giderilmesi için, belediyelerden başlayarak, göçmenlerin toplumsal yaşama katılımı özel programlarla teşvik edilmelidir. Göçmenler içerisinde var olan tedirginliklerin giderilmesi için, NSU, Hanau vb. gibi katliamların tam aydınlatılması, suçluların cezalandırılması, başta devlet kurumları içerisinde olmak üzere, faşist örgütlerin dağıtılması, kurumsal ırkçılığın yasaklanarak, cezalandırılması gibi bazı adımların atılması ortak yaşamın ilerlemesine önemli katkılar sunacaktır. Bu görevler hükümete aittir. Ama şunu da biliyoruz ki, bunları kazanmak ancak ortak mücadeleyle mümkündür.

60 yılın deneyleri üzerinden, yarına yönelik neler yapılmalı?

Bugün Almanya’da elde edilen kazanımlar emekçilerin kendi çabaları ve ödedikleri bedeller sayesinde kazanılmıştır. İçinden geçtiğimiz dönemde, Almanya’da yaşayan emekçilerin birliğe daha fazla ihtiyacı var. Pandemi sürecinde emekçilerin sorunları daha da fazlalaştı. Bugünlerde kurulmaya çalışılan hükümetin (hangi koalisyon olursa olsun) yaşamımızı zorlaştıran bu sorunlara çözüm bulması pek olanaklı görünmüyor. Seçim döneminde işyerlerinin korunması, konut sorunun çözülmesi, sağlık hizmetlerinin iyileşmesi, iklim krizine ve çevre talanına karşı binlerce insan sokaklara çıktı. Bugün bunlarla birleşmek, emekçiler arasında dayanışmayı güçlendirmek, önümüzdeki yıllarda birlikte yaşamın ilerlemesini daha da hızlandıracaktır.

60 yılın en değerli deneyi; emekçiler kendilerine güvenmeli, hükümetlerden bir beklenti içine girmeden, ancak sorunlarını birleşerek ve mücadele ederek çözebilirler, yaşamlarını daha da iyileştirebilirler. Önümüzdeki süreç bunun olanaklarını da içinde taşıyor.


Türk devletine rağmen Almanyalı olma eğilimini güçlendi

Genel olarak 60 yılda Türk devletinin izlediği politikalar süreci nasıl etkiledi?

Yakın döneme kadar Türk hükümetleri, Türkiyeli işçileri esas olarak ülkesine döviz gönderen araçlar olarak gördü. Gelenek-görenekler, dini ve milli duygular, değişik dönemlerde farklı isimlerle oluşan kurumlar aracılığıyla Türkiyelilerin kendi içerisinde, topluma kapalı yaşaması teşvik edildi. Dönem dönem de farklı girişimlerle, işçilerin maddi birikimlerine el konulmasına aracı olundu. En son ‘yeşil sermaye’ kuruluşları tarafından yapılan soygunda AKP’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın da önemli bir rolü olduğu biliniyor. Bu soygunlar hayal kırıklıklarına, Türkiye politikalarından kısmi kopuşlara neden olsa da, esas olarak Türkiye’ye geri dönüş 1983’deki geri gönderme hamlesinden sonra zayıflamıştır.

Türkiyelilerde ‘Almanyalı olma’ eğilimi gün geçtikçe güçlendi. Türkiyeliler Almanyalı olsa da, Türkiye’deki hükümetler duruma göre politikalarını yeniliyorlar, vatandaşın yakasını bırakmıyorlar ve bırakmaya da niyetleri yok.

Yakın dönem açısından hangi değişiklikler oldu?

AKP hükümeti Türkiyelilerin kalıcı olma sürecini de dikkate alarak bazı politikalarını yeniledi. Ve daha önce değişik hükümetler tarafından dile getirilmiş olsa da, ‘bulunduğunuz ülkede vatandaş olun, Türk kalın, Türkiye’yi temsil edin’ biçiminde ifade edilebilecek, kendi politikalarını burada savunacak-destekleyecek dayanaklar oluşturma girişimini hızlandırdı. Bir yandan UID gibi milyonlarca bütçeli yeni örgütler kurdu, diğer yandan DİTİB gibi var olan devlet kurumlarını daha fazla kendi politikasının aracı haline getirdi. Seçim sandıklarını buraya getirerek, Türkiye’de hayata geçirdiği kutuplaştırma politikalarını buraya da taşıyarak, Türkiyelilerin Türkiye’deki egemen politikadan kopuşunu engellemeye, kendi politikalarını güçlendirmeye çalışıyor. 60 yıl içinde yerli emekçilerle Türkiyeliler arasında ve yine Türkiyelilerin kendi içerisinde sorunların bu kadar derin yaşandığı zaman dilimlerinden birisi de sandıkların buraya gelmesiyle yaşandı. Seçim sandıkların buraya taşınması ve inanç kurumu gibi görünen DİTİB gibi devlet kurumları, Türkiyeli emekçilerin bu ülkedeki yaşamına, emekçilerin birliğine önemli derecede zarar vermektedir. Camiler ibadet yeri olması gerekirken, değişik kesimlerin politikalarının aracı haline gelmiştir. Bunlar da emekçilerin bölünmüşlüğünü, Alman halkına karşı önyargıları körüklemektedir. İnsanların inançlarını daha rahat yaşaması, Türkiye ile sosyal-kültürel ilişkilerini doğal bir şekilde sürdürmesi, devletin buradaki emekçilerin yaşamlarına müdahale etmekten vazgeçmesi halinde daha rahat olacaktır. Ayrıca, Almanya’da yaşadığı işsizlik-yoksulluk, çocuklarının eğitimi, ırkçılık gibi her türden soruna karşı mücadeleye daha fazla katılabilecektir.