BM İklim Konferansı: Vaat çok, icraat yok

Yücel ÖZDEMİR
Köln

İskoçya’nın Glasgow kentinde hafta sonunda başlayan Birleşmiş Milletler İklim Konferansına (COP26) katılan 120 ülkenin hükümet ve devlet başkanının küresel ısınmaya karşı ciddi adımlar atacağını bekleyenlerin sayısı hiç de az değil. 12 Kasım’a kadar sürecek konferansta bugüne kadar ormanların yok edilmesinin 2030 yılına kadar durdurulması konusunda bir anlaşma imzalandı. 100’den fazla ülkenin imzaladığı anlaşmada belirlenen hedeflerin yerine getirilmeyeceğini ise geçmişten bugüne kadar sanayileşmiş kapitalist ülkelerin küresel ısınmaya karşı izledikleri politika gösteriyor. Zira, son 30 yıl hedefler belirlenmesi ve bunlara uyulmamakla geçildi. Ama yine de başta İngiltere Başbakanı Boris Johnson olmak üzere pek çok kesim ormanların yok edilmesine son verilmesi konusunda sağlanan anlaşmayı “büyük başarı” olarak sundu.

Doğrusunu sorarsanız küresel ısınmanın son yıllarda yol açtığı felaketler göz önünde bulundurulduğunda hayata geçirilme olasılığı şimdiden çok zayıf olan anlaşma çok fazla bir şey ifade etmiyor. Bu nedenle küresel ısınmaya karşı sokakta verilen mücadelenin sembolü Greate Thunberg, konferans binası dışında yaptığı konuşmada, “İçeridekilerin bir şeyler yapacağı yok. Küresel ısınmaya karşı harekete geçecek yönetim yok. Bu konuda ancak halk bir şeyler yapabilir” demesi oldukça anlamlı. Daha önce konferanslara katılarak konuşmalar yapan, liderlerle görüşen Lise Öğrencisi Thunberg şimdi 18 yaşında ve gerçekleri daha iyi fark etmeye başlamış görünüyor. Anlaşılan o ki; liderleri ve sistemi daha fazla eleştirmek zorunda kalacak önümüzdeki dönemde. Muhafazakar Frankfurter Allgemeine Zeitung’dan Christian Geinitz kaleme aldığı yazıya, Thunberg’in “İçeride hareket yok” açıklamasına yanıt mahiyetinde “Yine de hareket var” başlığı koydu. Yazısında, ormanların yok edilmesine karşı varılan anlaşmayı överek, Thunberg’e cevap yetiştiriyor. Üstelik 25 bin kişinin konferansa katılmak için uçakları kullanmasını, her gün koronavirüs testi yaptırılmasını, yemekler için ortalığa saçılan plastik kutuları çevrecilerin doğaya verdiği zararlar arasında sayıyor.

Der Spiegel dergisi de bu hafta aynı eksende bir kapak hazırladı. “Gezegen çöküyor: Biz ne yapabiliriz?” başlığı altında sayfalarca işlenen dosyada sık sık bir “çelişkiden, açmazdan” söz ediliyor. Çevre dostu rüzgar enerjisi elde etmek için dikilen tribünler için ne kadar doğanın katledildiği anlatılıyor. Yine e-otomobil aküsü için gerekli olan lityum için de başta Çin olmak üzere dünyanın birçok yerinde doğa katliamları yapıldığı yazılıyor. Sonuçta küresel ısınmaya karşı ortaya atılan öneriler hayata geçirilirken de doğaya zarar verildiği anlatılmaya çalışılıyor ve bunun bir çelişki olduğu dile getiriliyor.

30 YILDA ÇOK KONUŞULDU HİÇBİR ŞEY YAPILMADI

Doğrusu Der Spiegel’in sorduğu soruyu son 30 yıldır neredeyse sormayan kalmadı. İlk olarak 1992’de Brezilya’ın Rio de Jenario kentinde 197 ülke tarafından imzalanan “İklim Çerçeve Anlaşması” ve ondan sonra Kyoto, Madrid ve Paris’te yenilenen anlaşmalara bütün ülkeler eğer uymuş olsa idi, bugün yerkürenin “küresel ısınma” diye bir sorunu olmayacaktı.

1992’deki Çerçeve Anlaşması’nda küresel ısınmanın yaratacağı sorunlar fark edilerek, sanayileşmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarını 2000 yılına kadar 1990 seviyesine düşürülmesi kararlaştırılmıştı. Almanya ve birkaç küçük Doğu Avrupa ülkesinden başka hiçbir ülke altına imza attığı anlaşmanın gereklerini yerine getirme ihtiyacı duymadan, sera gazı salınımlarını arttırarak sürdürdü. Üç yıl sonra 1995’te Berlin’de yeniden toplanan BM İklim Konferansı belirlenen hedefleri gözden geçirdi. Ne var ki ilk konferansta belirlenen 2000 yılına yaklaşıldıkça hedeflerden uzaklaşıldı. 1997’de imzalanan Kyoto Protokolü’nde açık olarak sanayileşmiş kapitalist ülkelere zararlı gaz emisyonlarını yarıya düşürme çağrısı yapılmasına rağmen başta ABD olmak üzere birçok ülke hedefe uyma gereği duymadı. Daha küresel ısınmanın etkilerinin bu denli güçlü olmadığı yıllarda yapılan çağrıların tümü gelişmiş emperyalist-kapitalist ülkeler ve onların tekelleri tarafından yok sayıldı. Daha fazla kâr için dünyaya zehirli gazlar salmaya devam ettiler. Çin’deki kapitalist gelişmenin hız kazanmasıyla rekabet daha da kızıştı. Bu nedenle küresel ısınma ve onun yarattığı ve yaratacağı sorunların tümü kapitalist devletler arasındaki pazar, ham madde, aşırı üretim rekabetiyle doğrudan bağlantılı. Bu görülmediği ve engellenmediği sürece artık yaşanılabilir bir gezegen hayal gibi…

KAPİTALİZM İNSANLIĞIN MEZARINI KAZIYOR

Buna rağmen, Glasgow’daki BM İklim Konferansında küresel ısınmaya dikkat çekilerek, önlem çağrıları yapılmaya devam ediliyor. Konferansın açılışını yapan BM Genel Sekreteri Antonio Gutteres durumun vahametini göstermek için, “Ya biz onu durduracağız ya da o bizi durduracak” ve “Kendi mezarımızı kendimiz kazıyoruz” cümlelerini de kurdu. Küresel ısınmanın yol açtığı ve açacağı devasa sorunlara dikkat çekmek için kurulan bu cümleler elbette önemli. Ancak ondan da önemlisi, gidişatı durdurmak için zaman kaybetmeden harekete geçmek gerekiyor. BM’nin soruna dikkat çekmesi elbette önemli. Ancak BM’nin bu konuda bir yaptırım gücü olmadığı son 30 yılda açık olarak görüldü. Asıl belirleyici olanlar dünyayı her geçen yıl biraz daha ısıtarak yaşanmaz hale getiren sanayileşmiş emperyalist-kapitalist devletler. Onların da elde ettikleri avantajlardan feragat etme niyetinde değil.

ORMAN KANUNLARIYLA YÖNETİLEN DÜNYADA ORMANLAR KURTARILABİLİR Mİ?

Son 30 yılda yaşananlar aslında dünyanın bir “orman kanunuyla” yönetildiğini gösteriyor. Güçlü olanların istediğini yaptığı, verdiği sözleri tutmadığı, küçük-yoksul ülkelerin yer altı kaynaklarını sömürmeye devam ettiği ve adacık devletleri yok olmayla karşı karşıya bıraktıkları görüldü. Dünyada istedikleri gibi hareket etmeyi kendilerine hak gören ülkeler şimdi de ormanların yok edilmesinin durdurulması konusunda anlaştıklarını açıkladılar. Dünya basını tarafından “COP26’nın ilk başarısı” olarak sunulan anlaşmaya göre 2030 yılına kadar ormanların tarım arazileri ve yerleşim yerleri için yok edilmesine son verilecek. İmzalayan ülkeler arasında sürekli yakılıp, yok edilmeye çalışılan Amazon Ormanlarının bulunduğu Brezilya da var. Keza Hindistan’ın ilk kez 2070 yılına kadar nötr sera gazı salınımı hedefi belirlemesi de başarı olarak kutlanıyor. İngiltere Başbakanı Boris Johnson, anlaşmanın hayata geçirilmesiyle küresel ısınmanın sanayileşme öncesindekinin seviyesi olan 1,5 derece hedefine ulaşılacağını ileri sürdü. Sadece ormanların yok edilmesinin durdurulmasıyla belirlenen hedeflere varılacağı mümkün olabilse, gezegenin kurtarılması kolay denilebilir. Ne var ki, ne bu konuda verilen sözler yerine getirilecek ne de küresel ısınmanın başlıca nedeni olan sera gazlarındaki dizginsiz artış durdurulabilecek.

Ormanların yüzde 85’inin olduğu ülkeler tarafından imzalanan anlaşmanın hayata geçirilmesi için ise yaklaşık 20 milyar dolarlık mali destek sözü verildi. Ne var ki; bu konuda da ortada yeni bir şey yok. 2014’de New York’ta yapılan BM İklim Konferansında 2020 yılına kadar yok edilen orman alanlarının yarıya, 2030’da kadar ise tamamen durdurulması kararlaştırılmıştı. Tahmin edilebileceği gibi 2020 hedefi tutturulamadı. Bu nedenle şimdi başarı olarak gösterilen 2030 hedefinin tutturulacağına dair inandırıcı bir ver bulunmuyor. Bu nedenle gezegenimizi kurtarmak için geriye her alanda dünyayı kirleten kapitalizme karşı mücadeleden başka bir yok kalmamış görünüyor.