Duvarlar, göç ve sığınmayı engelleyebilir mi?

YÜCEL ÖZDEMİR

Belarus-Polonya sınırında mülteci dramı günlerdir sadece Avrupa’nın değil dünyanın da gündeminde. Dondurucu soğuğa rağmen sınırı geçmeye çalışan yüzlerce sığınmacının her iki ülke arasındaki “yeşil bölgede”deki bekleyişi sürüyor. Son bilgilere göre, bugüne kadar sınırda dört Iraklı Kürt mülteci adayı hayatını kaybetti. Havalar soğudukça, bekleme devam ettikçe ölen ya da öldürülenlerin sayısının artabileceği ifade ediliyor.

Toplamda bakıldığında, Belarus’tan AB’ye geçmek isteyen sığınmacı sayısı 3-4 bin arasında. Dört binden hesaplasak bile, bunların 27 AB ülkesi arasında eşit paylaşılması durumunda her ülkeye yaklaşık 150 kişi düşüyor. Üstelik Almanya’da bir çok belediye gönüllü olarak mültecileri almaya hazır olduğunu açıkladı.

Küçük bir sorunu basit bir hamleyle çözme yerine büyütmeyi tercih eden Polonya ve diğer AB ülkeleri sonunda, mültecileri kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanan Belarus rejimiyle pazarlık masasına oturmak zorunda kaldılar.

Çünkü AB’nin egemen güçlerinin bütün derdi her türlü yol ve yönteme başvurarak sığınmacıların AB’ye girişini engellemek. Bunların başında, özellikle 9 Ağustos 2020’deki seçimlerden sonra devirmek için her türlü yola başvurdukları Belarus Devlet Başkanı Alexandr Lukaşenko ile pazarlık yapmak geliyor. Sığınmacı dramının son bulması için Almanya Başbakanı Angela Merkel, iki kez bizzat “diktatör” dediği Lukaşenko’yu telefonla arayarak yardım istedi.

Merkel’den gelen telefonla Lukaşenko, istediğini elde etmiş oldu. Bir yıldan fazla bir süredir AB tarafından”meşru devlet başkanı” kabul edilmeyen, muhatap alınmayan Lukaşenko artık resmi muhatap. Merkel’in çarşamba günü yaptığı ikinci telefon görüşmesinden sonra, sığınmacılar konusunda BM çerçevesinde rejimle birlikte çalışma sonucu çıktı. Bu çerçevede Belarus, sığınmacılara barınma imkanı sağlayacak ve aşamalı olarak sınırdan uzaklaştıracak. Iraklı mülteciler ise ülkelerine geri gönderilecek.

AB’nin Belarus’a yeni yaptırım kararları aldığı bir sırada Merkel’in Lukaşenko’yla yaptığı telefon trafiği aslında Avrupa diplomasisinin ne denli ikiyüzlü olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu, AB temsilcilerinin kendi çıkarları için herkesle el sıkışmaya hazır olduklarını da gösteriyor. Daha önce benzer bir tutum Erdoğan’a karşı da izlenmişti.

Yüksek perdeden eleştirilen Erdoğan, sığınmacıları AB’ye karşı bir tehdit olarak kullanmaya başladığında, lafta bolca sözü edilen demokrasi ve insan hakları söylemleri bir yana bırakılmış, Erdoğan’a kesenin ağzı açılmıştı. Erdoğan ile pazarlığın baş aktörü de Merkel idi.

Şimdi benzer bir senaryoya Belarus’ta tanık oluyoruz. Dolayısıyla ortada yeni bir şey yok. Bir tarafta sığınmacıları kendi politik çıkarlarına malzeme eden Lukaşenko, diğer tarafta sığınmacıların gelmemesi için her türlü “fedakarlığı” yapmaya hazır AB…

Bütün bunların arasında iltica hakkının ortadan kaldırıldığı gerçeği ise çok az bir kesim tarafından dile getiriliyor. Ülkesinden kaçıp Belarus’a gelen ve oradan AB’ye geçmek isteyen mültecilerin ne kadarının gerçekten siyasi ne kadarının ekonomik nedenlerle geldiği bilinmiyor. Halbuki, doğup büyüdüğü ülkede yaşam hakkı elinden alınmak istenen, hapisle karşı karşıya olanlar için sığınmanın temel bir hak olduğu pek çok uluslararası anlaşmada yer alıyor. Özellikle Afganistan’daki Taliban rejiminden kaçarak Avrupa’ya ulaşmaya çalışanlar doğrudan bu grupta yer alıyor.

Son örnekte de görüldüğü gibi iltica hakkını fiilen ortadan kaldıran AB, şimdi sınırlardaki duvarları yükseltmenin derdinde. Akdeniz ve Ege üzerinde alınan sıkı önlemler nedeniyle bu rotalardan artık çok az sığınmacı sağ olarak AB’ye ulaşabiliyor. Bir çoğunun ölü bedenleri kıyılara vuruyor. Yine Türkiye üzerinden Balkanlar rotasını takip etmek isteyenleri telden duvarlar bekliyor. Güneydeki yolların kapanmasıyla yönlerini kuzeye çevirenleri de şimdi telden duvarlar bekliyor. Polonya, Belarus sınırında telden duvar örmeye başladı. Yine, AB iş birlikçisi Ukrayna da Rusya sınırına tel duvarlar çekeceğini açıkladı.

Der Spiegel bu haftaki başyazısında açık olarak “Duvarsız olmaz” başlığıyla AB’ye Doğu Avrupa’daki ülkelere duvarların yapılması için mali yardım vermesi çağrısı yapıyor. “AB, Polonya, Litvanya ve Letonya’ya sınırlarını kapatmaları için para vermeli” deniliyor. Yunanistan’a Türkiye sınırını kapatması için verilen mali yardım da örnek gösteriliyor.

Özetle, AB’nin Belerus-Polonya sınırında yaşananlardan çıkardığı tek sonuç sınırların sıkıca kapatılması ve temel bir insan hakkı olan sığınmanın rafa kaldırılmasıdır. Ne var ki; insanlık tarihi bu türden duvarların, sıkı güvenlik önlemlerinin çare olmadığını göstermiştir. Çünkü, yaşadıkları ülkelerde ekonomik ve siyasi nedenlerden ötürü yaşama umudu kalmayanlar duvarları aşmanın bir yolunu mutlaka bulacaklardır.

Önemli olan insanların her şeyi göze alarak tehlikeli bir “umuda yolculuğa” çıkmak zorunda kaldığının nedenlerini ortadan kaldırmaktır. Savaş, sömürü ve yoksulluktan beslenen kapitalist-emperyalizmden bunu beklemek ise boş bir hayal…