Almanya yeni hükümeti bekliyor

26 Eylül’de yapılan genel seçimlerin üzerinden iki ay geçerken yeni hükümet kurma görüşmeleri devam ediyor. SPD, SPD, Yeşiller ve FDP arasında başlayan “Trafik Lambası” (Ampül) koalisyon görüşmelerinin ay sonunda tamamlanması bekleniyor. Partilerin tartışmalı konular üzerine ne türden anlaşmalar yaptıkları ilan ettikleri tarihte açıklanmadı. Asıl olarak kimlerin bakan olacağı üzerindeki tartışma öne çıkarılıyor.

26 Eylül’de yapılan genel seçimlerden sonra SPD, Yeşiller ve FDP arasında başlayan “Trafik Lambası” (Ampül) koalisyon görüşmelerinde sona doğru yaklaşılıyor. 6 Aralık’ta Federal Parlamento’da SPD’li Olaf Scholz’u yeni başbakan seçmeyi hedefleyen her üç partinin koalisyon anlaşmasını hangi gün açıklayacakları konusunda ise belirsizlik devam ediyor. Genel olarak “kasımın sonu” işaret ediliyor.

İlk görüşmelerin ardından kurulan 22 çalışma grubunda elde edilen ya da edilemeyen sonuçlar konusunda ise kamuoyuna ciddi bir bilgi sızdırılmadı. Bu nedenle seçimler öncesinde birçok konuda anlaşmaları zor görünen, özellikle Yeşiller ve Hür Demokrat Partinin (FDP) hangi konularda nasıl anlaştıkları ya da anlaşmadıkları bilinmiyor. Bilinen ise her üç parti arasındaki görüşmelerde uyumun olduğu.

Genel seçimlerde kısmen sosyal konuları öne çıkaran, saat başı asgari ücreti 12 euroya çıkarmayı vaat eden SPD’nin, buna karşı çıkan FDP ile nasıl ve hangi tavizler karşılığında anlaştığı ancak koalisyon anlaşması yayınlandıktan sonra görülebilecek. Keza daha önce basına yansıyan Alman Demiryolları’nın (Deutsche Bahn) önce ikiye parçalanarak aşamalı olarak özelleştirilmesi konusunda Yeşiller ve FDP’nin yaptığı önerinin kesin olarak nasıl bir hal aldığı da ancak anlaşma protokolünde görülebilecek. Yine, göçmenlere karşı ayrımcılığın kaldırılması, sığınmacılara kapıların açılması gibi konular da belirsizliğini korumaya devam ediyor. Muhalefetteyken Avrupa’nın sınırlarında bekleyen sığınmacılara kapıların açılmasını savunan ve bu temelde bazı eylemlere destek veren, hatta katılan Yeşiller ve FDP şimdi verdikleri mesajlarla bunun zor olduğunu ifade ediyorlar.

Koalisyon ortağı olmayı öncelikli politika haline getiren Yeşiller ve FDP’nin pek çok konuda muhalefetteki görüşlerini savunmayacakları bugünden açık olarak görülebiliyor. Daha doğrusu bütün burjuva parti ve siyasetçilerin yaptığı gibi muhalefeteyken söylenenlerin hükümet ortağı olduktan sonra ‘unutma’ gerçeği bu iki parti için de geçerli. Bu nedenle kendi pozisyonlarından tavizler vererek, birbirini dengeleyerek, her partinin kendisine destek veren sermaye çevrelerinin çıkarlarını hayata geçirme tutumu geçerliliğini devam ediyor.

Bu aynı zamanda her üç partinin halkın acil sorunlarına çözüm getirme yaklaşımından uzak olduğu anlamına geliyor. Politik olarak pek çok ortak yanı bulunan bu partilerin son haftalarda üzerinde pazarlık yaptığı konuların başında ise asıl olarak bakanlık paylaşımı olduğu basında da yer alıyor. Bu durum öne çıkarılarak halkı ilgilendiren asıl konularda hangi anlaşmaların yapıldığı böylece arka plana atılarak gizleniyor. Bu nedenle özel olarak kimlerin hangi bakanlığı istediği ya da istemediği en çok konuşuluyor, konuşturuluyor.

Örneğin basında en fazla, FDP Genel Başkanı Christian Lindner ile Yeşiller Eşbaşkanı Robert Habeck’in maliye bakanlığına talip olduğu üzerinde duruluyor. Her iki partinin de bu konuda sıkı pazarlık yaptığı belirtiliyor. Keza, dışişleri bakanlığının da Yeşiller’e verilmesi güçlü bir olasılık. Böylece Yeşiller bir kez daha Alman sermayesinin dünya üzerindeki çıkarlarını korumanın sözcülüğünü üstlenmiş olacak. 1998-2005 yılları arasında Yeşiller’in “doğal lideri” Joschka Fischer dışişleri bakanlığı yapmıştı.

SORUNLAR AĞIRLAŞMAYA DEVAM EDECEK

Bugün her ne kadar partilerin hangi konular üzerinde anlaştığı henüz kamuoyuna resmi olarak açıklanmasa da, mevcut partilerin halkın acil sorunlarını çözme perspektifinden uzak olduğu biliniyor. Pandemi konusunda takındıkları tutum bunun ifadesi. Önceki hükümetin uygulamalarını sürdürmekten başka bir önerileri olmadı. Bu nedenle yeni hükümetin biriken sorunlara çözüm getirmesini beklemek, bu konuda beklenti içinde girmek doğru bir tutum değildir. Ne var ki, sendikalardan başlayarak sosyal hareketin önemli bir bölümü iklimden konuta, asgari ücretten yoksulluğa kadar birçok alanda hükümetin bazı adımlar atabileceğini düşünerek ciddi bir beklenti içerisine girmiş görünüyor. (YH)


GÖÇMEN BAKAN İSTEĞİ

Yeni hükümetin hangi politikalar izleyeceğinden çok kimin hangi bakanlık koltuğuna oturacağıya sınırlandırıldığı bu dönemde bakanlardan biri ya da bir kaçının göçmen kökenli olması gerektiğini savunanların sayısı da bir hayli fazla. Yeni mecliste 83 göçmen kökenli milletvekilinin (yüzde 11,3) bulunduğuna işaret edilerek, koalisyon görüşmelerini sürdüren partilerden bunları bakan yapmaları talep ediliyor. Ancak, basına yansıyan bilgilere bakıldığında pek umutlu bir tablo görünmüyor. SPD’de en güçlü aday olan Aydan Özoğuz meclis başkan yardımcılığına seçildiği için bakanlık yolu kapanmış görünüyor. Özoğuz, daha önce başbakanlığa bağlı Federal Göç ve Uyum Müsteşarlığı (Devlet Bakanlığı) görevinde bulunmuştu. FDP’nin de bakan yapacağı bir göçmene sahip olmadığı bilindiği için bütün gözler Yeşiller üzerinde. En güçlü adaylar ise Cem Özdemir ve Polonya kökenli Agnieszka Brugger.

Hiç şüphe yok ki, bugün yüksek sesle bir göçmenin bakan olması çağrısı yapanlar, daha önce göçmen kökenli bakanların olduğunu da anımsayacaklardır. Aydan Özoğuz, hükümette göçmenler konusunda en üst makama gelen siyasetçi oldu. Keza 2009-2013 yıllarında FDP başkanlığı da yapan Phillip Rösler, evlatlık verilen bir Vietman kökenli olarak sağlık bakanlığı yapmıştı.

Göçmenlerin de toplumsal yaşamın değişik alanlarında yer alması, bir gurubu temsilden çok görünür olmak açısından önemli. Zira bakanlık ya da milletvekillği yapanlar asıl olarak kendi partilerinin politikalarını savunuyorlar, göçmen emekçilerin çıkarlarını değil. Dolayısıyla görünürlük açısından anlamlı olabilecek böylesine bir talebin arkasına politik açıdan değişiklik beklentisini eklemek büyük bir yanılgıdır. Bu beklenti bakan ya da milletvekili olan siyasetçinin omuzlarına da yerine getirmesi mümkün olmayan görevleri yüklemek anlamına gelecektir. (YH)

%d Bloggern gefällt das: