Federal savcılığın karanlık geçmişi

Foto: Logo

Almanya’da devletin önemli kurumları karanlık geçmişlerini araştırmaya devam ediyor. Bu sefer de Federal Başsavcılık (Bundesanwaltschaft) kuruluşunda ve sonraki yıllarda, bünyesinde ne kadar nazinin olduğunu mercek altına aldı. Araştırmaya göre 50’li yıllarda başsavcılık görevlilerinin yüzde 80’i Hitler faşizmi dönemide de yargı sisteminde görev yapıyordu. Bunlardan bazılarının ölüm kararları verdiği sonradan ortaya çıktı. Ancak cezalandırılmadılar.

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da bugün halen devlet içinde var olan ırkçı-faşist örgütlenmelerin geçmişi Federal Almanya’nın 1949’de kurulmasına kadar uzanıyor. 8 Mayıs 1945’de savaşın bitmesi, Hitler faşizminin yıkılmasıyla birlikte dönemin Almanyası önce ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği (SSCB) arasında bölünerek yönetildi. Ardından ABD, İngiltere ve Fransa, kontrol ettikleri bölgeleri birleştirerek “Federal Almanya Cumhuriyeti” (BRD) adı altında kapitalist bir devlete dönüştürdüler. SSCB’nin kontrol ettiği bölge ise sonradan “Demokratik Almanya Cumhuriyeti” (DDR) olarak ilan edildi.

Batıda kapitalizmin, doğuda sosyalizmin egemen olduğu ikiye bölünmüş Almanya’da en önemli gelişme ise Batı Almanya’nın Hitler faşizmi döneminde görevde olan kadrolarla kurulmasıydı. Anti-komünizmin adeta temel ilke haline getirildiği bu dönemde ordudan istihbarata, yargıdan siyasete kadar pek çok alanda etkili naziler görevlendirildi.

Son yıllarda bu karanlık geçmişi ortaya çıkarmak üzere Federal Anayasayı Koruma Örgütü (BfV), Federal Haberalma Dairesi (BND), Dışişleri Bakanlığı komisyonlar kurarak, bilim insanlarına görevlerler verdi. Yayınlanan raporda ülkenin önemli kurumlarının neonazilerle nasıl kurulduğu gözler önüne serilmişti.

Şimdi bu kurumlar arasına ‚federal başsavcılık‘ (Bundesanwaltschaft) da katıldı. İki yıl önce kurumun geçmişinde nazilerin ne kadar yer aldığını ortaya çıkarmak için başlatılan çalışmanın sonucu adeta tüyler ürpertici düzeyde.

İKİ YILLIK ARAŞTIRMANIN SONUCU

Bonn Üniversitesi’nden Prof. Friedrich Kiessling ve Erlangen-Nürnberg Üniversitesi’nden Prof. Christoph Safferling’e yaptırılan ve 17 Kasım günü kamuoyuna açıklanan araştırmanın sonucu 1950-74 yılları arasını kapsıyor. Aynı zamanda “Soğuk Savaşta Devlet Güvenliği”* başlığıyla kitaplaştırılan araştırma kapsamında çok sayıda gizili belge tarandı. Sözkonusu yıllar arasında federal savcılıkta görev yapan hakim ve savcıların geçmişinin araştırılması üzerinden çıkan rapora göre, belirtilen yıllar arasında kurumda görev yapanların yüzde 80’i aynı zamanda Hitler faşizmi döneminde yargıda önemli görevlerde bulunmuşlar.

Başsavcılıktaki naziler arasında 1962’de Der Spiegel dergisine karşı soruşturmayı başlatan Başsavcı Albin Kuhn da bulunuyor. Derginin NATO tatbikatları ve hükümetin ABD’nin nükleer silahlarına onay vermesini eleştirmesini “vatana ihanet” sayarak soruşturma başlatan Kuhn, çok sayıda derginin redaktörünü gözaltına aldırmıştı. Kendisi de bizzat derginin genel yayın yönetmeni Augt Stein’in tutuklanmasına katılmıştı.

Raporda federal savcılığın kurulmasından sonra asıl olarak Hitler döneminde yargı aparatı içinde yer alan faşist NSDAP üyelerinin seçildiğine dikkat çekiliyor. Bunların çoğu Hitler faşizmi döneminde savcı olarak görev yaparak insanları toplama kamplarına gönderdi. Federal savcılıkta, Hitler faşizmi döneminde yargıda yer alanların oranı 10 yıl sonra ise yüzde 75’e düşüyor. Yani ciddi bir değişim yaşanmıyor. Örneğin 1966’de ülke genelindeki 11 başsavcıdan 10’u daha önce NSDAP üyesi idi. Bu oran 70 yıllarda da fazla değişmedi.

SOMUT ÖRNEKLER

Raporda, somut olarak kişiler ve yaptıkları buna örnek gösteriliyor. Örneğin 1962’de federal başsavcı Wolgang Fränkel’in 1936-43 yılları arasında yine başsavcı olarak çok sayıda muhalif hakkında ölüm kararı verdiğine dair bir “skandal”ın yaşandığı hatırlatılıyor. Geçmişte yaptıklarının ortaya çıkmasından dört ay sonra görevden alındı, ancak yaptıkları konusunda herhangi bir soruşturma başlatılmadı, yargılama yapılmadı. Benzer durum onun gibi olan pek çok hakim ve savcı için de geçerli.

Dönemin egemenleri her ne kadar bu durumu “personel eksikliği” ile açıklasalar da asıl maksadın devletin anti-komünizm temelinde, faşistlerin dayanak yapılarak kurulması olduğu biliniyor. Bu nedenle 1950’li ve 60’lı yılların Almanya’sında savaşın sorumlusu faşistlerden hesap sorma yerine solcular ve komünistler takibata uğradı.

Daha önce devlet aparatı içinde yer alan hakim ve savcılar, 1950’li yıllarda “taraf değiştirdiklerini” belirterek eski konumlarını korumaya devam ettiler. Bütün bunların merkezi ise, Hitler faşizmi yıllarında yargının merkezi olan Leipzig idi.

HEDEFLERİNDE YİNE KOMÜNİSTLER VARDI

1950’li yıllarda göstermelik olarak “taraf değiştirdiklerini” beyan eden hakim ve savcıların asıl hedefinde ise yine komünistler vardı. Hitler faşizmine karşı mücadele eden ve büyük bedeller ödeyen Almanya Komünist Partisi (KPD) 1956’da yasaklandı. Üyeleri ve yöneticileri hakkında soruşturmalar başlatıldı. Aynı yıllarda kurulan faşist parti ve gruplara ise çoğunlukla aynı savcılar tarafından dokunulmadı.

SADECE GEÇMİŞ DEĞİL, BUGÜN DE ARAŞTIRILSIN!

Güvenlik, istihbarat, siyaset ve yargıda o yılllarda asıl olarak Hitler faşizmi yıllarında etkili görevlerde bulunan, NSDAP üyesi olanlara batılı kapitalist devletler tarafından görevler verildiğini aslında Almanya’da bilmeyen yok. Yakın tarihle ilgilenen herkesi bu gerçeklerin farkında. Ancak her rapor yayınlandığında sanki yeni ortaya çıkmış gibi açıklamalar yapılarak ‚geçmişten dersler çıkarılması’ndan söz ediliyor. Örneğin araştırmanın yapılmasına savcılık adına eşilik eden başsavcı Dr. Peter Frank, ‚geçmişi aydınlatmaya devam edeceklerini‘ ifade ediyor ve savcılığın uyanık olması gerektiğini söylüyor. Halbuki, ortada daireye “sızan” faşistler yok, faşistler tarafından kurulan bir daire sözkonusu. Yine Adalet Bakanı Christine Lambrecht de katıldığı kitap tanıtım toplantısında başsavcılığı karanlık geçmişi araştırdığı için tebrik ederek, geçmişle eleştirel bir şekilde yüzleşmek gerektiğini ifade ediyor.

Dikkat çekici olan ise bugüne dair birşeylerin olmaması. Geçmişin izlerinin aslında günümüzde kadar uzandığını bilmeyen yok. Pek çok devlet kurumunda halen güçlü faşist örgütlenme ve zihniyetin olduğunu birçok olay gösterdi.

Bu nedenle sadece geçmişte devlet aygıtı içinde faşistlerin nasıl ve ne kadar yer aldığını araştırmak yeterli değil. Önemli olan bugün olanların temizlenmesi. Bu yapılmadığı takdirde bu türden araştırmalar ve raporlar bir döneme dair tarihi belgeler olmaktan öteye bir anlam taşımıyor.

* Staatsschutz im Kalten Krieg – Die Bundesanwaltschaft zwischen NS-Vergangenheit, Spiegel-Affäre und RAF

%d Bloggern gefällt das: