Göçün unutulan çocukları

DERYA ALTUNYURT

Bu yıl göçün 60. Yılı kutlanıyor. Konuyla ilgili tüm yazılarda, programlarda Almanya’ya gelen “misafir işçi”lerden bahsediliyor. 60 yıl önce dilini bilmedikleri, hiç tanımadıkları bir ülkeye gelme cesaretini gösteren bir generasyon. Onlardan bahsedilirken unutulan çok önemli bir şey var: Çocuklar. Geride bırakılan bu çocukların büyüme süreci, yaşanan karşılıklı acılar.

Birkaç yıl çalışıp, para biriktirip memleketine dönmeyi planlayan bu insanların, misafirlikten çıkıp kalıcı olmaları süreci. Dönmek hiç de kolay değilmiş meğer.

Çocuklarını memleketlerinde bırakan anne babalar bir yandan çalışıp Almanya’daki yaşama uyum sağlamak için didinirken bir yandan da akrabalarına para göndermek zorunda kaldılar. Çünkü o akrabalar geride bıraktıkları çocuklarına bakıyordu. Karşılıksız hiçbir şey olmazdı. Giderken Alman çocuk bezleri, mamalar, oyuncaklar, çikolatalar ve kucak dolusu hediye götürdüler. Akrabalarının yanında büyüyen, bazen senede bir ama genellikle daha da uzun süreler göremedikleri çocuklarının attıkları ilk adımları, heceledikleri ilk sözcükleri kaçıran onlara hasret analar babalardı ilk nesiller.

Çocukların anne ve babalarına yazdıkları mektuplar ne yazık ki bir iki cümleyi geçemiyordu: “Sevgili anneciğim, sevgili babacığım. Nasılsınız, iyi misiniz, inşallah iyisinizdir. Bizleri sorarsanız bizler de iyiyiz. Burada havalar çok güzel. Orada nasıl?”

Daha ne yazsın ki çocuklar tanımadıkları, hiç bir şeyi paylaşamadıkları bir yabancı olan anne ve babalarına…

Bir de Almanya’da Alman ailelerin yanında büyüyen çocuklar var elbette. Ebeveynler işteyken çocukla Alman ailesi ilgileniyor. Yıllar sonra ailesi olarak yanında büyüdükleri Alman ailesini seçen çocuklar da çok oldu.

1989/1990 yıllarında değişen yasayla, Türk ailelerin çocuklarını Türkiye’den Almanya’ya getirme serüveni başladı. Ancak ne yazık ki, birçok çocuk ebeveyniyle ya da ebeveynler çocuklarıyla sıcak bir ilişki kuramadı. Arada yabancılık ve üç bin kilometre vardı. Yıllar boyunca bu çocuklara ’sen neler hissediyorsun‘, ’ne yapmak istiyorsun‘ diye sormadı, onlarla ilgilenemediler. Para kazanılıyor, evler arabalar satın alınıyordu ama ya çocuklar, onların sorunları? Kazanılanın yanısıra kaybedilen de çoktu!

Ama kaybedilenler görülmedi. Çocuğunun büyüdüğüne şahit olamayan, gönderdiği parayla görevini yerine getirdiğine inanan ve hala da “ben görevimi yaptım” diye düşünen “misafir işçiler”…

Onlar belki de çocuklarının hayatlarında da misafir kaldıklarını idrak edemediler. Çevremiz her anlamda eksik büyüyen çocuklar ve bu çocukların hala tam olarak görülemeyen dramatik hikayeleriyle örülü.

60. yılında göç hikayesine bir de buradan bakmak istedim.

%d Bloggern gefällt das: