Yeni Alman hükümeti nasıl bir dış politika izleyecek?

Foto: Pixabay

YÜCEL ÖZDEMİR

Önceki gün Berlin’de açıklanan yeni koalisyon anlaşması, önümüzdeki dört yıl boyunca Alman dış politikasında çok büyük değişikliklerin olmayacağını bugünden gösteriyor. Sosyal demokratların liderliğinde kurulacak hükümetin dışişleri bakanlığının sözde “insancıl dış politika”dan yana görünen Yeşiller Partisine geçmesi de rotayı değiştirmeyecek.

“Daha fazla ilerleme için cesaret” (Mehr Fortschritt wagen) başlığıyla yayınlanan hükümet sözleşmesinin hem giriş bölümünde hem 153. sayfada başlayan “İkili ve bölgesel ilişkiler” başlığı altında sıralanlar, Almanya’nın çıkarları ile AB’nin çıkarları bir çok yerde özdeşleştiriliyor. Doğrudan Almanya’nın çıkarları denilmemekle birlikte AB’nin çıkarlarının korunduğu takdirde Almanya’nın çıkarlarının da korunacağı tezinden hareket ediliyor. Bu elbette Alman dış politikası için yeni değil. Yıllardır bir devlet politikası olarak “Almanlık” yerine “Avrupalılık” vurgusu öne çıkarılıyor.

Giriş bölümünde izlenecek dış politikanın çerçevesi şu şekilde çiziliyor: “Dünya bu on yılın başından beri kargaşa içinde, bu yüzde sessizce seyirci kalamayız. İklim krizi geçim kaynaklarımızı tehlikeye düşürüyor ve özgürlük, refah ve güvenliği tehdit ediyor. Almanya ve Avrupa keskinleşen küresel rekabette ekonomik gücünü yeniden tesis etmeli. Uluslararası sistem yarışında değerlerimizi müttefiklerimizle birlikte kararlıca savunmalıyız” deniliyor.

“Değerlerimiz”, “hukuk devleti”, “özgürlükler”, “demokrasi” gibi kavramların bolca kullanıldığı sözleşmede yeni Alman hükümetinin özellikle otoriter rejimler konusunda nasıl bir politika izleyeceği en çok merak edilenler arasında. Bu politika 153. sayfadan itibaren ülkelerin isimleri verilerek sıralanıyor.

Türkiye bölümde iki paragraf halinde aynen şunlar yazılıyor: “Türkiye, endişe verici iç siyasi gelişmeler ve dış politikadaki gerginliklere rağmen, bizim açımızdan AB’nin önemli bir komşusu ve NATO ortağı almaya devam edecek. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler, iki ülke arasında özel bir yakınlık yaratmakla beraber Alman toplumunun parçasıdır.

Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve insan, kadın ve azınlık hakları önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Bu nedenle AB’ye üyelik müzakerelerinde hiçbir fasıl kapatmayacağız veya hiçbir yeni fasıl açmayacağız. AB-Türkiye ilişkilerini sivil toplumu ve gençlik değişim programları üzerinden genişleteceğiz.“ (https://www.spd.de/koalitionsvertrag2021/, Sayfa 154)

Bu cümleler, yeni hükümetin de “önemli komşu” ve “NATO ortağı” hesabıyla Erdoğan rejimiyle çıkarlara dayalı iyi ilişkiler sürdürmeden yana olduğunu gösteriyor. Ancak ikinci paragrafta da görüldüğü gibi, yeni hükümet açık olarak mevcut yönetim işbaşında olduğu sürece AB ile üyelik müzakerelerinin yerinde saymaya devam edeceğini de ilan ediyor. Önceki hükümetler döneminde de bu konuda ilerleme olmamıştı. Dolayısıyla ilişkilerde kısa zamanda bir iyileşmenin olması pek olası görünmüyor.

Denilebilir ki; koalisyon hükümetinde SPD-FDP Türkiye ile stratejik çıkarlar nedeniyle ilişkilerin sürdürülmesi, Yeşiller ise eleştiri rolünü üstlenecek. Böylece dört yıl boyunca ilişkiler “eleştirel ortaklık” ekseni üzerinde, ilişkiler koparılmadan götürülmeye çalışılacak.

Benzer bir durum NATO üzerinden batılı emperyalist devletlerin hedefinde olan Rusya ve Çin için de söz konusu. Hatta Çin’e karşı söylem görece daha sert. Bunda Yeşiller’in rolü olduğu söylenebilir.

Örneğin Rusya bölümünde özel olarak, “Alman-Rus ilişkileri çok derin ve çeşitlidir”, “Biz diyaloğa hazırız” gibi cümleler kullanılıyor. Ardınan Ukrayna’nın egemenlik haklarına saygı göstermesi, Doğu Ukrayna sorunun barışçıl yolla çözülmesi isteniyor. İçeride demokrasi ve insan hakları konularındaki ihlaller ise eleştiriliyor.

Anlaşılan o ki; Rusya ile de Alman sermayesinin çıkarları temelinde ilişkiler koparılmadan, denge gözetilecek. Özellikle Yeşiller daha önce Rusya’ya karşı sert yaptırımlardan yana çıkışlar yapmıştı.

Çin ile ise AB çerçevesine bir politikanın belirlenmesi hedefleniyor. Stratejik olarak Çin’e olan bağımlılığı azaltılması bir diğer hedef. İnsan hakları ihlalleri konusunda da eleştiriler devam ediyor.

Bütün bunlar, yeni hükümetin eski hükümetin dış politikasını devraldığı, bunu hayata geçirmek için ise askeri harcamaların, silahlanmanın, silah satışının olduğu gibi devam edeceği anlamına geliyor. NATO’nun yüzde 2 şartını olduğu kabul eden yeni hükümet ayrıca Alman ordusu bünyesindeki İnsansız Hava Araçlarının (İHA) silahlandırılmasına da yeşil ışık yaktı. Özellikle SPD ve Yeşiller, daha önce buna açıktan karşı çıkıyorlardı. Şimdi ise karşı çıktıkları, muhafazakar Hristiyan demokratların yapmasına izin vermedikleri silahlandırmayı kendileri hayata geçirecekler.

Bu nedenle barış hareketi bu kez sözde sol partilerin izlediği yayılmacı dış politikaya karşı mücadeleyi sürdürmeye devam edecek.

%d Bloggern gefällt das: