Fransa’da aşırı sağlardan sağ beğen dönemi

Foto: Pixabay

AYŞEN UYSAL

Son yıllarda, pek çok ülkede sola yapılan en büyük eleştirilerden biri çok parçalı yapısı ve bu parçaların birlikte hareket edememesiydi. Bu bölünmüşlüğün sağı iktidar yaptığı sıkça dile getiriliyordu. Şimdi benzer çok parçalılık sağ, hatta aşırı sağ partiler için de geçerli olmaya başladı.

“Bu parçalılık kimi iktidar yapar” sorusunun yanıtını sona bırakıp Fransa’dan hareketle meseleye biraz daha yakından bakarak, bu durumun olası sonuçları üzerine düşünelim isterim. Belki Türkiye için de bize bir şeyler anlatır.

Fransa’da önümüzdeki nisan ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Şimdiden adaylar şekillenmeye başladı. İki turlu çoğunluk sisteminin bir gereği olarak Fransa’da ilk turda bütün partiler kendi adaylarını çıkarır. İlk turda bağımsız -partisiz demek sanki daha doğru- adaylar da çıkar. İkinci turda ise en çok oyu alan iki aday yarışır. İkinci tura adayını taşıyamayan partiler de bu iki adaydan birini destekler. Açık ya da örtük bir biçimde. İstisnaları olmakla birlikte, geleneksel olarak Sosyalist Parti ile bugünkü adıyla Cumhuriyetçilerin adayı ikinci turda yarışır. Bu durumun en unutulmaz istisnası 2002 seçimlerinde yaşandı, zira bu seçimlerin ikinci turunda merkez sağın adayı J. Chirac ile aşırı sağın adayı J.-M. Le Pen yarıştı. Bu seçimin seçmenler üzerindeki travmatik etkisi bugün de devam ediyor ve bu etki seçmen davranışlarına büyük ölçüde yön veriyor. O günden bugüne özellikle merkez sağ partiler, seçmenlerin bir bölümünde hakim olan “Ya aşırı sağın lideri cumhurbaşkanı seçilirse” korkusundan epeyce beslendiler ve bu korku işlerine çok yaradı. Nitekim bunun en son ve somut örneğini 2017’de gördük. E. Macron solun da desteğini alarak, hatta Sosyalist Partiyi tamamen silikleştirerek M. Le Pen karşısında ikinci turun kazananı oldu. Aslında ikinci turda genellikle bir “parti” daha yarışıyor: Sandığa gitmeyenler. 2017 seçimlerinde bu oran yüzde yirmi beş idi. Buna boş oyları da eklersek oran yüzde otuz ikileri buluyor. Le Pen’in ikinci turda aldığı oy yüzde otuz üç dersek (kayıtlı seçmenin yüzde yirmi ikisi), sanıyorum meselenin önemi daha iyi anlaşılır. 2022 seçimlerinde ise sandığa gitmeyenlerin oranının 2017’ye oranla çok daha yüksek olmasından endişe ediliyor.

Neden mi?

2022 seçimlerine giden yolda bu defa aşırı sağda üç aday yarışacak: Seçimin “şovmeni” E. Zemmour, artık Zemmour’a göre daha az korkutucu bulunan ve giderek normalleşen M. Le Pen ve geçtiğimiz cumartesi günü ön seçimleri kazanarak Cumhuriyetçilerin adayı olan V. Pécresse. “Ama Pécresse merkez sağın adayı, hem de ön seçimleri daha sağda olan E. Ciotti’ye karşı kazandı” demeyin. Pécresse ılımlısıysa Ciotti’yi düşünmek bile istemem. Nitekim Pécresse’in konuşmasını dinleseniz niye böyle konumlandırdığımı hemen anlarsınız. Bu üç adayın ortak noktası göçmen düşmanlığında birleşmeleri. Söylemlerinde bütün kötülüklerin asıl sorumlusu olarak göçmenleri gösteriyorlar. Ve ağızlarına sakız yaptıkları bir “Fransız kimliğine sahip çıkma” meselesi var. Zemmour, Fransız kimliğini yeniden keşfedecekmiş! Oysa “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok”, durum -kimlik- zaten alenen ortada. Zemmour’un şovları yanında, bir de Pécresse’in feminizm konusundaki düşüncelerini duysanız, sanırsınız kadın yüz yıl geriden geliyor!

Dolayısıyla artık cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu için bir değil, üç tehlike var. Bu durumdan en fazla fayda sağlayan ise neoliberal politikaları ile solu, salgın politikaları ile de neredeyse her kesimden seçmeni mutsuz eden mevcut Cumhurbaşkanı E. Macron. Şu günlerde sakin sakin sağında olup bitenleri izliyor. Eğer nisana kadar sol tarafında farklı bir gelişme olmazsa, Macron seçimlerin yeniden galibi olur. Zira, üç aşırı sağ adaydan herhangi birinin seçilmemesi için sol/demokrat seçmenlerin bir bölümü Macron’a oy verir. 2017 seçimlerindeki oranda ve gönül rahatlığında olmasa da. Böyle bir tabloda da bu seçimden güçlenerek çıkan taraf “Sandığa gitmeyenler partisi” olur. Zira, sol seçmenin bir bölümü, güvenlikçi ve ultra liberal politikaları nedeniyle Macron’a yeniden oy vermek istemeyecektir.

Sözün özü, Fransa seçim havasına çoktan girdi. Bir yanda yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtı sözler havalarda uçuşurken, diğer yanda sosyal güvenlik, kamu sağlığı, özgürleşme, eğitim, bilim ve paylaşım çağrıları yapılıyor. Aynı gün, Paris’in bir yanında yabancı düşmanlığı ve ırkçılık kışkırtılırken, diğer ucunda, solun birkaç renginden biri olan J.-L. Mélenchon (France Insoumise, Boğun Eğmeyen Fransa) “Birleşemeyen tepedekilere karşı tabanı birleşmeye” davet ediyor. “Ee artık tercih seçmenin” diyeceksiniz içinizden. Ama ben de size “Tercih seçmenden daha çok seçim sisteminin” diyeceğim…

https://www.evrensel.net/yazi/89959/fransada-asiri-saglardan-sag-begen-donemi