Ressam Charley Toorop’ın bilinmeyen yanı

SELÇUK KOZAN

Yürminci Yüzyıl’ın önemli ressamlarından Hollandalı Charley Toorop, 24 Mart 1891’de Hollanda’nın Katwijk aan Zee kasabasında doğar. Başta şan ve keman eğitimi alır. Müzikte önemli çalışmalar yapsa da yurtdışında pek tanınmaz. Birçok Avrupa ülkesini gezen Toorop, o yıllarda önemli sanatçılarla ilişkiler kurar.

Özellikle Fransız ve Alman ressamlar onun büyük ilgisini çeker. Ünlü bir ressam olan babası Jan Toorop’ dan etkilenerek resim sanatına olan ilgisi artınca müziği bırakır. Babasını takip eden Charley Toorop, başta dekoratif süslemelerin öne çıktığı, kıvrımların ve bitkisel desenlerin sıklıkla kullanıldığı Art Nouveau (Yeni Sanat ) tarzı resimlere yönelir. Bu dönemde ağırlıklı olarak, manzara, portreler ve otoportreler yapar. Resimlerine yansıyan doğanın gerçek gözlemi değil, kendi iç dünyasıydı. Bunu basitleştirilmiş formlar ve hareketli renklerle ifade eder.

1916’da daha Toorop, derin gerçekçi bir tarza yönelen Het signaal ( Sinyal) hareketine katılır. Bergen Okulu olarak da bilinen, bu akım birçok sanatçının biraraya gelmesiyle bir dönemin etkili akımları arasında yer alır.

Charley Toorop bir kadın olarak 20. Yüzyıl’ın ilk yarısında kültür dünyasında sadece bir figür olarak değil, Hollanda kültürü üzerinde de büyük bir etki bıraktı. Charley Toorop, aynı zamanda bir Van Gogh hayranıdır. Uluslararası dışavurumcu akımdan etkilenir. Van Gogh’un izi güçlü fırça darbeleriyle yaptığı karakteristik portrelerinde her zaman görülebilir. Bu üslup nedeniyle, çalışmaları aynı zamanda ‘yeni nesnelliğinin, aslen Alman stilinin’ bir parçası olarak kabul edilir.

 

Kriz yılları işçi ve köylü portrelerine yöneliş

Ressamın özellikle 1929’lı yıllarda yaşanan ekonomik kriz ve 2. Dünya Savaşı yıllarıyla birlikte işçi ve köylülerin içinde bulunduğu koşulları yansıtması dikkat çeker.

1920’li yılların sonuna doğru başlayan ve 1929’da iyice derinleşen ekonomik kriz, dünyada büyük bir yıkıma sebep olurken, Toorop’un günlük yaşama yansıyan kriz karşısında çizdiği portreler, aynı zamanda Toorop’un sınıfsal bakışını da değiştirir. Konularını gerçek hayattan seçiyor ve uzun süreli gözlemler yapıyordu. Tooroto, önce gerçek dünyayı materyalist bir bakış açısıyla gözlemliyor ve sonra bunu resimlerine yansıtıyordu. 1917 Ekim Devrimi, Charley Toorop’un üzerinde büyük bir etki bırakır. Toorop’un Nazi işgali öncesi antifaşist özelliği, onun savaş yılları ve sonrasında sosyalist sanat gruplarının içinde yer almasını beraberinde getirir. Sınıfsal çelişkileri görür ve buna uygun bir çabanın içine girer.

Uzun yıllar sergilerde yer almayan toplumsal gerçekliği ifade eden resimlerinin, son yıllarda sergilenmesiyle başlayan tartışmalar, Toorotp’un işçi sınıfının safında yer alması eleştirilerin odak noktası olur.

 

Charley Toorop’un işçi portrelerine yönelik eleştiriler

Charley Toorop’un politik dünyasına pek değinilmez. Daha çok dönemin iyi ressamlarından biri gibi anılırken, tipik bir burjuva sanatçısı olarak görülür. Bugüne kadar sergilenen resimler toplumsal temalardan uzak daha çok manzara ya da nesnelerden oluşuyordu. 1930’lı yıllarda Toorop’un çizdiği işçi portrelerinin sergilenmesi, bilinmeyen bir yönü ortaya çıkarır. Sergilerde pek yer almayan işçi resimlerinin yıllar sonra ortaya çıkması, bazı kesimleri rahatsız eder. Bunun üzerine Toorop’a yönelik tartışmalar sanat camiasında yeniden gündem konusu olur. Burjuva sanatçılar, Toorop’un aslında Sovyet Devrimi’nde etkilendiğini ve çizdiği portrelerde işçi sınıfının geleceği temsil edeceği bir dünyanın hayali içinde olduğu iddia ediliyordu. Bunu yıllarca gizlediğini ifade ederler. Bu kesimdeki eleştirmenler, Toorop’un sınıf odaklı resimlerin kendi popülerliğine gölge düşürdüğünü, çizdiği işçi portrelerin aslında Sovyet Devrimi’ne sempatisini gösterdiğini belirtirler. Örneğin sanat eleştirmeni ve yazar K. Shippers, işçi portreleri için, “tuvalden sıçramış komünizmi andıran ve ellerinde çapalarla silahlanmış işçiler ve köylüler kararlı ve saldırgan gibi görünüyorlar” diyerek, bu fotoğrafların Toorop’un sanatına gölge düşürdüğünü söyler.

Son yıllarda Charley Toorop’un, özellikle işçi ve savaş yılları portreleri sergilerde büyük ilgi görür. Dönemi açısından bir kadın olarak, özgür olmayan o koşullarda bu denli gerçekçi ve etkileyici resimler çizmesi hem beğeni hem de eleştirilere neden olur.

Yaptığı işçi portreleri sıradan portreler değildi, bilinçli çizilen ve içinde işçi sınıfına dolaylı yollardan mesajlar içeren eserlerdir. Aslında Toorop hiçbir zaman kendisini gizlememiştir. Söylendiği gibi resimleriyle bunu açık bir şekilde ortaya koymuştu. Sosyalist olduğunu hiçbir zaman saklamamış, 1947’de komünist partiye üye olmuştur. 1955’te 64 yaşında ölene kadar da bu perspektifle yüzlerce resim yapacaktır.

Mezarının başında konuşan Hammacher, ” O kişisel olarak tüm eleştirilere karşı, devrimci ruhundan asla ödün vermedi, ölene kadar devrimci tavrını sürdürdü” diyecektir. O sadece köylüleri, işçileri çizmedi. Toplumda aşağılanan ve ezilen herkesi resimleriyle gündem yaptı. Tarlalar, fabrikalar ve sokakları konu alan çizimleri sanatının ana temasıydı. 1952’de Hammacher Toorop’un hayatı ve çalışmalarına ilişkin bir kitap yayınlar. Şöyle bir değerlendirme yapar: “Resme 1914’ten önce başlayıp 1945’ten sonra devam etmesine rağmen, 1920’ler ve 1930’ların bir figürü olarak yeniden keşfedildi. Zamanın toplumsal ve siyasal krizlerinin farkında olan, eserlerinde giderek sınıfsal çelişkileri yansıtan Toorop, tepkisini ortaya koymuş ve tarafını ezilenlerden yana belirlemiş, sosyalist bir kişilikti. Kısacası o Hollanda resminin Joris Ivens’iydi”.

Kaynaklar: Jos Perry; Charley Toorop’un Çalışmaları, Toorop, Charley ; A.M. Hammacher