‚Korona kapitalizminde‘ eşitsizlik: Pandeminin unutulanları

Foto: Yeni Hayat

Bir virüs karşısında tüm insanların eşit olduğunu varsaymak gerekir diyorlar. Bu, koronavirüsün bulaşıcılığı açısından doğrudur, ancak enfeksiyon riski açısından hiçbir şekilde doğru değildir. Kovid-19 pandemisi 2020 baharında Almanya’daki herkesi vurdu, ancak hiçbir şekilde herkesi eşit derecede etkilemedi.

Prof. Christoph BUTTERWEGGE / UZ

“Büyüyen eşitsizlik, tüm insanlığın olmasa da Almanya Federal Cumhuriyetinin karşı karşıya olduğu en önemli sorundur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hiçbir zaman eşitsizlik bu kadar konuşulmadı, pandemi onu daha açık bir şekilde öne çıkardı ve bazı durumlarda daha da kötüleştirdi. Pandemi, Alman toplumundaki derin sosyo-ekonomik bölünmenin nedeni veya tetikleyicisi değil ama mülksüzler ile zenginler arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açtı; zenginler daha da zenginleşti ve krizden yararlandı. Yükleri halkın daha yoksul kesimlerine aktarıldı ve aktarılıyor. Hükümet tarafından alınan önlemler, aslında servetin dağılım dengesizliğini daha da kötüleştirdi ve nihayetinde hiç de muhtaç olmayanlara fayda sağladı.

SINIFINA GÖRE SAĞLIK DURUMU

Sosyologların araştırmaları yaşlı insanların Kovid-19 enfeksiyonuna “yaşlanmış oldukları için” daha duyarlı olmadıklarını, artan hastalık risklerinin toplumsal durumlarıyla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor: Almanya’da da diğer çoğu ülkede olduğu gibi sağlık durumu ve yaşam beklentisi sınıfa göre farklı şekilde dağılmıştır: Bu ülkedeki erkeklerin en yüksek gelirli yüzde 20’si, en düşük gelirli yüzde 20’sinden neredeyse dokuz yıl daha fazla yaşıyor. Federal Almanya Cumhuriyeti gibi zengin bir toplumda bile ürkütücü bir kural bu: Yoksul olanlar daha erken ölüyorlar. Ancak korona pandemisi sırasında bu uçlaştı: Fakirseniz ölme olasılığınız daha yüksek. İşsizlerin, sosyal dezavantajlıların ve yoksulların enfeksiyon riski zenginlere göre önemli ölçüde yüksekti.

Bir virüs karşısında tüm insanların eşit olduğunu varsaymak gerekir diyorlar. Bu, koronavirüsün bulaşıcılığı açısından doğrudur, ancak enfeksiyon riski açısından hiçbir şekilde doğru değildir. Kovid-19 pandemisi 2020 baharında Almanya’daki herkesi vurdu, ancak hiçbir şekilde herkesi eşit derecede etkilemedi. Kısa süre sonra, bir kişinin enfeksiyon riskinin büyük ölçüde çalışma, barınma ve yaşam koşullarına bağlı olduğu ortaya çıktı. Hemcinsleriyle arasında büyük bir mesafeyi koruyabilen herkes, düşük bir enfeksiyon riski taşıyordu.

Bir “eşitsizlik virüsü”nden (Colin Gordon) olduğu gibi “büyük bir eşitleyici”den (Andrew Cuomo) söz edilemez. Çünkü ne zengin ile fakir arasındaki uçuruma neden oldu ne de yeni tip koronavirüs genel toplumsal koşullardan sorumluydu. Kovid-19, karantina ve hükümet kurtarma paketlerini tırmandırdıkça, yalnızca mevcut uzlaşmaz çelişkileri daha belirgin hale getirdi. Anti-sosyal olan koronavirüs değil, yoksul üyelerini enfeksiyon risklerinden ve pandeminin ekonomik çalkantılarından yeterince korumayan neoliberalizmin etkisi altındaki zengin bir toplumdur.

Düsseldorflu Tıp Sosyoloğu Nico Dragano, birkaç meslektaşıyla birlikte, Kovid-19 pandemisi ve enfeksiyon kontrol önlemlerinin sağlık eşitsizliklerini artırıp artırmadığını inceledi. Sağlık sigortası AOK Rheinland/Hamburg’dan alınan verilere dayanan çalışma, sosyo-ekonomik farklılıklar (özellikle gelir, eğitim düzeyi ve mesleki konum açısından) ile ciddi koronavirüs enfeksiyonlarının sıklığı arasında bir bağlantı olduğunu gösterdi. İstihdam edilen sigortalılara kıyasla, İşsizlik Parası I alanların 1 Ocak ile 4 Haziran 2020 arasındaki  dönemde Kovid-19 ile ilgili olarak hastanede kalma riski yüzde 18, işsizlik parası alanların ise yüzde 84 daha yüksekti.

PANDEMİNİN ANA KURBANLARI OLARAK YOKSULLAR

Hemen hemen tüm pandemilerin ana kurbanları yoksullardır. Bu, bu ülkedeki evsizler, mahkumlar, mülteciler, büyük Alman mezbahalarının veya et fabrikalarının taşeron işçileri ve Alman olmayan mevsimlik işçiler, güvencesi olmayan göçmenler gibi diğer toplu konaklama sakinlerini içerir. Engelliler, bakıma muhtaçlar, bağımlılar, fahişeler, işsizler, düşük ücretliler, düşük gelirli emekliler, yardımla yaşayanlar, sığınmacılar ek olarak bunların arasındadır.

Bir gecikmeyle başlayan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük durgunluk olarak kabul edilen kriz, bu ülkede var olan eşitsizliği öne çıkarmakla kalmadı, hatta bazı alanlarda daha da derinleştirdi. Birkaç milyon çalışan için kısa süreli çalışma, küçük ve orta ölçekli şirketlerin iflasları ve büyük çaplı işten çıkarmalar vardı.

Kısa bir tereddütten sonra, federal hükümet, eyaletler ve belediyeler, korona krizi sırasında neredeyse bir gecede doğrudan mali yardım, garantiler ve krediler için 1,5 trilyon avrodan fazlasını seferber etti. Kredilerden öncelikle büyük şirketler yararlandı, küçük ve orta ölçekli şirketler ise işletme maliyetlerini karşılayan ancak geçimlerini sağlamak için kullanılamayan bir kerelik hibelerle desteklendi. Güçlü sermayeye sahip olanlar da dahil olmak üzere çok sayıda şirket, devletin yüksek düzeyde yeni borçlanmaya istekli olmasından yararlanırken, mali açıdan zayıf olanlar, ekonomi için teşvik tedbirlerine kıyasla mütevazı olmak zorundaydı. Şirketler için milyar dolarlık yardım paketlerinden ve kurtarma paketlerinden neredeyse hiç bir şey almadıkları için, tarihsel olarak bu olağanüstü durumda aşırı borçlulukları arttı.

Büyük koalisyon, bekar ebeveynlere daha yüksek bakım maliyetleri ve buna bağlı ek mali giderler nedeniyle iki yılla sınırlı olan daha yüksek bir yardım miktarı verdi, ancak bunlar yalnızca nispeten yüksek bir gelir üzerinden vergi ödemek zorunda olan ebeveynler tarafından kullanılabilmekteydi. Yoksulluktan etkilenen veya yoksulluk tehdidi altındaki bekar ebeveynler bu önlemden yararlanmıyorlardI; çünkü ya gelir vergisi ödemiyorlar ya da çok az ödüyorlar.

“KORONA KAPİTALİZMİ”

Almanya’daki devlet kurtarma paketleri, başka yerlerde olduğu gibi, net sosyal ve ekolojik gerekliliklerle bağlantılı olmadığı için, Viyanalı Üniversite profesörü Ulrich Brand’e göre “Sert neoliberal kapitalist gerçekliğin bir parçası olarak kaldı”. “Kârların özelleştirilmesi ve zararların toplumsallaştırılması özellikle büyük şirketlerin ve devletle iş birliklerinin bilinen stratejisi oldu.” Brand, Kanadalı Yayıncı Naomi Klein’dan “kriz yönetimini” ifade etmek için kullandığı “korona kapitalizmi” terimini aldı.

“Korona kapitalizminde” kurtarma fonlarının ve finansman programlarının dağıtım politikası servetin adil olmayan dağılımındaki dengesizliği, büyük şirketlerin yeniden finansmanının nasıl sağlanacağını esas almak zorundaydı. Yeni hükümet de maalesef bu stratejiye uygun politika yapacak. Aslında iki alternatif var; ya halk pandeminin maliyetlerini üstlenecek ya da zenginler ve aşırı zenginler yeni bir vergi politikasıyla faturayı ödemeye zorunlu tutulacak.

(Çeviren: Semra Çelik)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: