Emekçiler boş laf değil icraat bekliyor

SERDAR DERVENTLİ

Almanya’da tekeller hissedarlarına rekor düzeyde kâr payı dağıtırken yoksulluk hızla büyüyor. DAX’a kayıtlı şirketler kâr payı olarak 45,5 milyar euro dağıtırken milyonlarca işçi ve emekçinin reel ücretleri artan enflasyon karşısında hızla eriyor. “Paritätische Verband”, Almanya’da yoksulluk oranının 16,1’e çıktığını duyurdu.

Son altı aydır Almanya’da enflasyon oranı adeta depara kalktı. Federal İstatistik Dairesi (DESTATİS) 10 Aralık günü, “Kasım ayında enflasyon oranı yüzde 5,2 olarak gerçekleştiği kesinleşti” açıklamasını yaptı. Bu ise pratik olarak, işçi ve emekçilerin ücretlerinin de altı aydır giderek artan oranda eridiği anlamına geliyor.

GERÇEK YAŞAM VE İSTATİSTİKLER

Hans-Böckler Vakfı (HBS, 9 Aralık) ve DESTATİS (16 Aralık) yaptıkları açıklamalarda bu yıl imzalanan ve 12 milyon işçi ve emekçiyi kapsayan TİS’lerde elde edilenden geriye bir şey kalmadığını duyurdular. İşin ilginç yanı her iki kurumun da “yıl genelinde enflasyon oranı yüzde 3,1 olması bekleniyor” diyerek reel ücret kaybını daha düşük göstermeye çalışmaları! HBS 2020 ve 21 yıllarında elde edilen ortalama ücret zammının yüzde 1,7 olduğunu belirtip, “reel ücret kaybı yüzde 1,4 düzeyinde olacak” diyor.

DESTATİS ise “yıl genelinde enflasyon oranı yüzde 3,0 olması bekleniyor” diyerek reel ücret kaybının “yıl genelinde yüzde 1,7” olacağını ileri sürüyor.

Fakat gerçek yaşam istatistik hazırlamaya benzemiyor! Aralık ayında fırından ekmek alırken veya marketten alışveriş yaparken, “bana faturayı enflasyonun yıl ortalamasına göre kesin” diyemeyeceğimiz ortada. Veya bir başka deyişle, bugün artan enflasyon oranı geçmiş dönemki değil gelecekteki ücretlerimizin (satın alma gücümüzün) düşmesine neden olduğu için hesabı da geçmiş bir yana bırakılarak geleceğe dönük yapılmalı. Kısacası bugün işçi ve emekçilerin alım güçleri yüzde 5,2 düştü!

YOKSULLUK VE ZENGİNLİK ARTIYOR!

Paritätische Verband Başkanı Ulrich Schneider, 16 Aralık günü kurumun her yıl yayınladığı “Yoksulluk Raporu”nu (“Paritätische Armutsbericht”) kamuoyuna sundu. Rapora göre Almanya’da yoksul olanların oranı yüzde 16,1’e çıkmış. Yani Almanya gibi, dünyanın beşinci büyük ekonomisine sahip bir ülkede 13,4 milyon kişi yoksulluk içinde yaşıyor. Daha doğrusu bolluk içinde yoksulluk çekiyor!

“Bolluk nerede” diye merak edenlere hemen söyleyelim: Almanya’nın zenginlerinin elindeki servet 2021 yılının ikinci çeyreğinde 7 trilyon 325 milyar 300 milyon euroya çıktı. Federal Merkez Bankası’nın verilerine göre, 2021’in ilk çeyreğine göre 159 milyar euro artmış!

Bu kadar mı? Hayır! Yukarıdaki rakam ülkenin en zenginlerinin “sadece” nakit ve değişik mali yatırımlarını gösteriyor. Bu kesimin ayrıca “gayrimenkul* varlıkları” bulunuyor. 2021 sonunda yayınlanan verilere göre 2020 sonu itibariyle gayrimenkullerin değeri 8 trilyon 816 milyar 800 milyon euro değerindeydi.

Yani Almanya’daki toplam servet hacmi 16 trilyon 142 milyar 100 milyon euro tutarında! Ülkenin gayri safi milli gelirinin 4,8 katı oranında bir servet bir avuç denebilecek azınlığın elinde bulunuyor! 2019 yılında Almanya’nın en zengin yüzde 1’inin sahip olduğu servet halkın yüzde 87,6’sının servetine denk düşüyordu!

Diğer yanda ise yasal asgari saat ücretini 12 euroya çıkarma niyeti sermaye kesiminin tepkisini çekmeye devam ediyor. DESTATİS’e göre, bugün düşük ücretli işlerde çalışanların yüzde 92’si (7,2 milyon) asgari saat ücreti 12 euroya çıkarılmasından faydalanacak. Bu rakam çalışmalarına rağmen geçinemeyen ve yoksulluk çekenlerin tablosunu ortaya koyuyor.

KAYNAKLAR SERMAYEYE FATURA EMEKÇİYE

2018’de başlayan ekonomik kriz belirtilerine ek olarak 2020 başında gündeme giren korona salgınıyla birlikte Almanya ekonomisi işlemez hale gelmişti. Dönemin maliye bakanı ve bugünün Başbakanı Olaf Scholz, “Olanaklarımız sınırsız. Ne kadar gerekiyorsa o kadar masaya yatıracağız” diyerek sermayeyi avutmuyordu. Dönemin federal hükümeti 2020 Nisan ayına kadar 1,173 trilyon euro hacminde değişik paketler hazırlamıştı. Eyaletlerin hazırladığı kurtarma paketleriyle birlikte toplam paket 1,5 trilyon euro hacmindeydi.

Onlarca tekele, büyük ve orta ölçekli şirkete faizsiz krediler, devam eden kredilerinin vadesinin ertelenmesi için kredi güvenceleri… tüm bunlar yetmediği koşullarda ise Lufthansa örneğinde olduğu gibi şirketlere “ortak” olma yoluyla kurtarılmaları gündeme geldi.

Söz konusu dönem milyonlarca emekçi (Nisan 2020’de 6 milyondan fazla işçi kısa çalışmadaydı) kısa çalışmaya çıkarılmış ve işsizlik parası düzeyinde bir parayla geçinmek zorunda kalmışlardı.

Diğer yanda ise devletin sunduğu yardımlar ve sağladığı vergi muafiyetleri sayesinde neredeyse bütün tekeller ve büyük şirketlerin ezici çoğunluğu normal bir dönemdeymiş gibi kâr etmişlerdi. DAX borsasına bağlı 30 tekel hissedarlarına 34 milyar euro dağıtmışlardı. Bugün “en değerli” 40 anonim şirketin yere aldığı DAX’çılar 45 milyar euro dağıtmaya hazırlanıyorlar.

Handelsblatt gazetesinin haberini yaptığı bu gelişme ülkede tartışma yarattı. Bütün sanayi dallarından binlerce işletme, üretime belirli bir süre ara verdikleri için işçilerin maaşları ödenmesi için Federal Çalışma Ajansı BA’ya kısa çalışma parası için başvurmuştu. Ocak 2020’den Ekim 2021’e kadar tam 42 milyar euro kısa çalışma parası ödendi.

“Üretimin durduğu işletmelerdeki işçilere neden bu kadar para ödendi” diye soracak halimiz yok tabi ki. Gündeme getirmek istediğimiz soru şudur: “Kısa çalışma parası yerine tekellerin kasalarındaki paralardan normal ücretler neden ödenmedi?”

Bu arada gazetemiz sayfalarından birçok kez belirtmememize karşın hatırlatmakta fayda var: “Fatura emekçiye çıkarılacak” denilmesi gerçeği yansıtmıyor. Doğrusu “emekçiler faturayı ödüyorlar” olmalı! Son iki TİS dönemi, özellikle de metal işkolunda, reel ücret kaybını kapayıp reel ücret artışı sağlayacak sözleşmeler imzalanmadı. Sözleşmeler önce ertelendi, ardından “korona ikramiyesi” ile geçiştirildi, şimdi de reel ücret kaybına imza atılarak bağıtlandı. Bazı sözleşmelerin geçerlilik süresi 33 aya kadar varıyor. Son altı aydır enflasyon depara kalkmış, yarış atı gibi rekorlar kırıyor ve ne zaman tavan yapacağı henüz bilinmiyor.

DAHA FAZLA SOSYAL ADALET…?

2021 yılının başından sonuna kadar “daha fazla sosyal adalet” talebi sıkça duyuldu. Korona salgını nedeniyle ücretlerin düşmesi, yoksulluğun, özellikle de çocuklar, tek başına çocuk yetiştirenler, yaşlılar, kadınlar ve göçmenler arasındaki zaten var olan yoksulluğun daha arttığı yayınlanan onca araştırmayla tekrar tekrar kanıtlanması da “daha fazla sosyal adalet” talebinin dile getirilmesine neden oldu.

Sendikalar toplu sözleşme öncesi sermaye kesiminden “adil ücret” (“gerechte Lohn”) ve “daha fazla ücret adaleti” (“mehr Lohngerechtigkeit”) talep ederken -genel seçimlerinde etkisiyle- hükümetten de (ve diğer partilerden) “daha fazla sosyal adalet” (“mehr soziale Gerechtigkeit”) talep ettiler. SPD ve Yeşiller partileri da kendilerine yöneltilen bu talepleri yerine getirecekleri sözü verdiler. Ve şimdi milyonlarca işçi ve emekçi bu vaatlerle hükümetin başına geçen partilerin ne yapacağına bakıyorlar.

Hatırlatmakta yarar var: Yaşadığımız sistemde “adalet” ve “adil” kavramlarının içini egemenler dolduruyor. Bir zengine, bir patrona göre yoksulun yoksul kalmasını sağlayan “sosyal” yasalar “adildir, adaletlidir”. Diğer taraftan sermaye kesiminin vergi kaçırmasına olanak sunan vergi sistemi de “adil ve adaletlidir”. Bugün geniş emekçi kitleleri hükümetten kulağa güzel gelen boş laflar değil, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini bekliyorlar.

*Arapça kökenli olan “gayrimenkul” kelimesi olarak “taşınmaz” anlamına gelir. Türkçede emlak ve taşınmaz olarak aynı anlamda kullanılmaktadır. Gayrimenkul arazi ve arazi üzerinde bina, ev, çit, köprü gibi insan eliyle yapılmış ve/veya su kaynakları, ağaç, madenler gibi doğada kendisi var olan arazi üzerindeki taşınmaz eklentilerini kapsamaktadır.

Kim yoksul – Kim zengin?

Birçok alanda olduğu gibi yoksulluk ve zenginlik kavramı da istatistiklere AB standartlarına göre yansıtılıyor. Buna göre tek başına yaşayan birinin aylık net geliri 781 € ise bu kişi yoksul sayılıyor. Aylık net gelir 1301 € ise bu durum normal sayılıyor. Eğer aylık net gelir 3418 € ise bu kişi zengin sayılıyor. Çiftlerde ise bu miktar net olarak sırasıyla 1171 € (yoksul), 1952 € (normal) ve 5127 € (zengin) olarak belirlenmiş.

Tabii bu rakamların da gerçeği ne kadar yansıttığı tartışılır. Herhalde(!) “yoksulluk” sınırı denilen gerçeğe bir nebze olsun yaklaşmak için ilk rakamı tamamen silmek, ikinci rakamı ise yüzde 30-40 civarında yükseltmek daha doğru olacaktır. Zenginlik için verilen rakamlara bakıldığında ise aylık bu parayla kişinin tek başına veya bir çift olarak görece iyi yaşayabileceği söylenebilir. Ama zenginlik sınırının bu rakamla başlamadığı konusunda ise tüm okurlarımızla hemfikir olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

DAX Nedir?

DAX, Alman Menkul Kıymetler Borsaları Çalışma Grubu, Frankfurt Menkul Kıymetler Borsası ve “Börsen-Zeitung” tarafından ortaklaşa proje olarak geliştirildi. 1 Temmuz 1988’de faaliyete geçti. 31 Aralık 1987 için 1.000 endeks puanı düzeyinde norm verildi. Başlangıçta, DAX’ın halihazırda var olan Alman hisse senedi endekslerini (borsalarını) tamamlayıcı fonksiyona sahip olması öngörülmüştü. Ancak süreç içinde diğer endeksleri geride bıraktı ve ulusal ve uluslararası alanda Alman borsasının lider endeksi olarak kabul gördü. Kurulduğunda borsada işlem gören en önemli 30 anonim şirketin (AŞ) hisselerinin işlem görüyordu, Eylül 2021’de AŞ’lerin sayısı 40’a çıkarılmıştır. Bir AŞ’nin DAX’a girebilmesi için asgari borsa değerinin 10 milyar euro olması, hisselerinin en azından yüzde 10’unun serpiştirilmiş ve işleme açık olması gerekir. Lufthansa’nın borsa değeri şubat 2021’de kısa süre içinde 5 milyar euronun altına düşmüştü; izlemeye alınan şirket haziran başında DAX’dan çıkarıldı. Aralık başında Daimler, daha önce tekel bünyesinden “Daimler Truck” adı altında ayırdığı ağır vasıta üretimini borsaya kaydetti. Borsa değerinin önümüzdeki aylarda 25-40 milyar euro arasında bir yere varması beklenen şirketin DAX’a çıkması kuvvetle muhtemel görünüyor. İzlemede olan MTU (8,8 milyar euro) ve Covestro (9,8 milyar euro) şirketlerinden MTU’nun DAX’dan düşeceğine de kesin gözüyle bakılıyor.