Batı’da ‚Rusya trafiği‘

YÜCEL ÖZDEMİR

Yeni yıl uluslararası ilişkilerde Batı’da “Rusya trafiği” baş döndürücü bir hızla başladı. Yeşiller Partisi Üyesi Almanya Dışişleri Bakanı Annelana Baerbock’un, Avrupa’nın en yakın dostunun ABD olduğunu belirterek çarşamba günü çıktığı ilk Washington ziyaretinin gündeminde asıl olarak Rusya’ya karşı izlenecek strateji bulunuyordu. ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ile görüşen Baerbock’un ayrıca ABD’de “Rusya uzmanı” olarak tanınan Fiona Hill ile bir görüşme yapması dikkat çekiciydi.

Blinken’ın ortak basın toplantısında Rusya-Ukrayna gerilimi için hayvanlar aleminden yaptığı benzetme ilginçti: “Tavuk kümesinin kendisi için tehlike olduğunu ileri süren tilki, kümesi işgal etmekten başka seçeneğinin olmadığını söylüyor.”

Burada Ukrayna mağdur tavuk kümesi, Rusya saldırgan kurnaz tilki… Benzetmeden, ABD liderliğindeki Batı ittifakının da “Mazlum tavukları koruyan bekçi” olduğu sonucu çıkıyor, ki bu olanları ustaca tersyüz etmek anlamına geliyor. Zira, “tavuk kümesi”nin neden, nasıl ve kimler tarafından karıştırıldığı metaforda yok.

Batı-Rusya gerilimi konusunda bugün de iki önemli görüşme yapılacak.

İlk olarak NATO dışişleri bakanları video-konferans yoluyla olağanüstü toplanacak. Toplantının birinci gündem maddesi 10 Ocak’ta Cenevre’de yapılacak Joe Biden-Viladimir Putin görüşmesi. Anlaşılan o ki, toplantıda NATO ülkeleri, Biden’a Rusya’ya karşı atılacak adımlar, alınacak yaptırım kararları konusunda bir “açık çek” verecek. O da NATO’nun tam desteğini almanın rahatlığıyla masaya oturacak.

Bugünün ikinci önemli görüşmesi ise Moskova’da gerçekleşecek. Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “güvenlik politikası” danışmanları birlikte, Putin’in güvenlik politikası danışmanıyla bir araya gelecekler.

Süddeutsche Zeitung’dan Daniel Brössler ve Paul-Anton Krüger’in önceki gün yazdığına göre, Alman ve Fransız diplomatlar, Ukrayna’nın doğusunda istikrarın sağlanması için daha önce Almanya, Fransa, Rusya ve Ukrayna’nın katılımıyla oluşturulan “Normandiya Formatı”nı ve Minsk Anlaşması’nı yeniden canlandırmaya çalışacaklar. Genel olarak AB ve ABD’nin dışta tutulduğu bu formata Rusya daha önce önem vermişti.

Ancak, bölgede olup bitenlere baktığımızda ABD ve Doğu Avrupa’daki sadık müttefiklerinin dörtlü “Normandiya Formatı”ndan bir sonuç alınmasından yana olmadığını görüyoruz. Sonuç çıkması da mümkün görünmüyor. Zira Almanya ve Fransa, bugüne kadar Rusya ve Ukrayna arasında diyaloğun gelişmesi, sorunun barışçıl yollardan çözülmesine önem vermekten çok tehdit, şantaj ve yaptırımları gündeme getirdiler. Bu da doğal olarak bölgede ABD’nin dahil olmadığı bir inisiyatifin gelişmesini engelledi.

Bütün bunlara rağmen, Rusya zaman kazanmak için Batı cephesinde bir bölünme yaratmak için Alman ve Fransız diplomatların masaya koyacağı “yeni yol” haritasına, kapalı kapılar arkasında şans verebilir.

Almanya’da yeni bir hükümetin kurulması, Fransa’da önümüzdeki mayısta cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılması gerekçe gösterilebilir.

Özellikle Almanya’da Rusya’ya yönelik izlenecek politika konusunda koalisyon ortakları arasında kolay bir uzlaşmanın olmayacağı bugünden görünüyor. Başbakan Scholz ve hükümetin büyük ortağı SPD, Rusya ile enerji başta olmak üzere birçok alanda ticari ilişkilerin zarar görmemesini önemsiyor ve buna öncelik veriyor.

Hatta ABD’nin faaliyete geçmesine karşı çıktığı Kuzey Akımı 2’nin “politik değil, ticari ilişki” diyerek devreye konulmasından yana. Hükümetin diğer ortakları Yeşiller ve FDP ise ABD’nin izlediği hattan gidiyorlar. ABD de asıl olarak bu iki partiye güveniyor. Olanlar ve olacaklar “Rusya politikasının” Almanya’da hükümet içerisinde tartışmalara yol açacağını gösteriyor.

Baerbock’un ifadesiyle “Çok önemli bir aşamada bulunan Rusya-Ukrayna krizi”nde pazartesi günü Cenevre’de yapılacak Putin-Biden görüşmesi bir dönüm noktası olabilir. Her iki liderin, yeni bir yol haritası için el sıkışmayacakları, dostça bir atmosferde buluşmayacakları ortada.

Bugünden görünen “Putin Biden’ı, Biden da Putin’i uyaracak”, bolca kırmızı çizgiler hatırlatılacak.

Dünyanın içinden geçtiği emperyalist paylaşım mücadelesinin geldiği aşama, geri adım atanın kaybedeceği çok şeyin olacağını gösteriyor. Bu nedenle her iki ülke de tuttuğu mevzileri korumaya öncelik veriyor. Bölge halkları, emekçilerin cebinden alınarak silahlanmaya yapılan harcamalar, paylaşım sürecine dahil olmak isteyen ülkelerin liderlerinin umurunda değil.

Restleşme ve tehditlerin havada uçuşmasının beklendiği 10 Ocak görüşmesinden iki gün sonra, 12 Ocak’ta uzun bir aradan sonra toplanması beklenen  NATO-Rusya Konseyinden, 13 Ocak’taki AGİT Konferansından ilişkilerin normalleştirilmesine dair mesajların çıkması elbette sürpriz olacaktır.

Washington, Brüksel, Berlin, Paris, Viyana, Moskova ve Cenevre’deki diplomasi trafiği, Ukrayna üzerindeki emperyalist paylaşım düğümünün savaş ve gerilimle “çözülmek” istendiğini gösteriyor. Barış, diyalog, müzakere ise tali planda görünüyor.