Yoksulluk: Görmezden gelme!

Foto: Pixabay

Sosyal tıp doktoru Gerhard Trabert’in Cumhurbaşkanlığı adaylığı ülkedeki evsizliği nihayet gündeme getiriyor.

Heribert Prantl/Süddeutsche Zeitung

Birçoğu resmi olarak mevcut değil; kimlikleri, kayıt adresleri, banka bilgileri yok. Geceyi park banklarında, paletlerin üzerinde ve izolasyon şiltelerinde, köprünün altında bir yerde uyku tulumlarında geçiriyorlar. Sonuçta, orta büyüklükte bir Alman kasabası evsiz, sokakta yaşıyor – bütün bir kasaba! Ratingen, Memmingen, Eberswalde, Halberstadt veya Homburg, Nettetal veya Bietigheim-Bissingen büyüklüğünde bir şehir. Bazıları onlara aşağılayıcı bir şekilde „serseriler“ diyor, resmi olarak „evsizler“ olarak adlandırılıyorlar. „Sosyal mesafe“nin ne olduğunu koronadan çok önce de biliyorlardı; toplumun kenarında yaşamaktalar. Evsizlik, yoksulluğun en uç örneğidir. Berlin’de Münih’ten daha çok görünür. Ama Münih’te de varlar. Bir Katolik derneği olan Sant’Egidio Topluluğu, Noel’de bir yiyecek paketi için kiliseye davet etti. Dört yüz kişi geldi.

Toplumun kenarı soğuktur; kışın el ve ayak parmakları donar, bazen tüm insan donarak ölür. Korona, evsizlerin hayatını eskisinden daha da zorlaştırdı. Evsizler, çok yataklı odaları olan acil barınaklardan her zamankinden daha fazla kaçınıyor, karantinaya ve korona korkusuna dayanamıyorlar. Ve alışveriş merkezleri önünde dilenmek de artık karlı değil.

Bir Cumhurbaşkanının Almanya’da cehennemin neye benzediğini görmek için uzağa gitmesi gerekmez: Onu, Kudamm yakınlarındaki zengin Charlottenburg’un ortasında, demiryolu alt geçidinde bulabilirsin. Kaldırımda şilte yığınları arasında dondurucu bir cehennem. Kaldırım! Kişi bu bağlamda kaldırım sözcüğünü yazdığında bile donuyor. Bunu ve insanların orada nasıl yaşayabileceğini hayal etmek çok zor. Ne yapalım? Ne yapıldı? Ne yapılabilir? Hayır kurumları, evsizlere boş oteller ve gençlik yurtları açmayı teklif ediyor. „Önce Konut“ adı verilen programlar deneniyor – bunlar zaten ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde denendi; evsizlere koşulsuz barınma ve sosyal hizmet uzmanlarından destek sunuyorlar. Bunun anlamı şudur: Ev bulmak için önce alkol bağımlılığından kurtulmak zorunda değildir, önce bir iş sözleşmesi olması zorunlu değildir.

Cumhurbaşkanlığı makamına bu sefaleti iyi bilen bir aday var. Adı Gerhard Trabert, 65 yaşında, Mainz’de doktor ve sosyal tıp ve sosyal psikiyatri profesörü; Sol Parti onu en yüksek devlet makamına aday gösterdi. 13 Şubat’taki Federal Meclis’te görevdeki Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’e karşı aday olacak. Trabert’in Mainz’de minibüsten dönüştürülmüş bir tıbbi muayenehanesi var; evsizlerin yaşadığı yere gidiyor; sigortalı olsun ya da olmasın onlara bakıyor. Masrafları „Yoksulluk ve Sağlık“ derneği finanse ediyor. Bir aday olarak, Trabert’in Steinmeier’i destekleyen büyük çoğunluk karşısında hiçbir şansı yok. Ama bu adam Almanya’nın 13. Cumhurbaşkanı olsaydı ne olurdu diye düşünmek güzel. Trabert’in aday gösterilmesi bile konuyu gün ışığına çıkarıyor. Görmezden gelme, bak!

Hapishaneleri defalarca ziyaret eden ve orada da temel haklara uyulmasını isteyen üçüncü Cumhurbaşkanı Gustav Heinemann’ın hatıraları canlanıyor. Tutuklulara „parmaklıklar ardındaki vatandaşlar“ diye hitap etmişti. 1970 yılında Castrop-Rauxel’deki „Meisenhof“ hapishanesinin tutuklu gazetesinde sevgiyle şöyle denmişti: „Justav herkesin babası, değil mi?“ Bugün evsizlere nasıl hitap ederdi ki? Paletin üstündeki vatandaş ya da başlarının üstünde çatısı olmayan vatandaşlar mı? Ve hangi uyarılarda bulunurdu? Anayasa’ya atıfta bulunarak: „İnsan onuru dokunulmazdır“ derdi ve ardından bu onurun bir çatıya, ardından kapatabileceği bir kapıya, ısınmaya, yemeğe, tıbbi bakıma ihtiyacı olduğunu söylerdi.

Bunu yazarken ve Trabert’in adaylığının getirdiği fırsatları düşünürken, omzumun üzerinden büyük bir kafa, güçlü bir sakalı olan etkileyici, sarp bir yüz görünüyor. Ofisimde topraktan bir heykel. Bazı ziyaretçiler Karl Marx’ın büstü olduğunu düşünüyor. Ama bu Jurgen. Jürgen, Berlin’de evsiz bir adamdı, onu yıllar önce sanatçı Harald Birck yaptı. Birck, Berlin Şehir Misyonu ile işbirliği içinde evsizlerin portre büstlerini yapan ve daha sonra sergilerde ünlülerin portreleriyle eşit düzeyde sunan bir heykeltıraş.

Jürgen, Berlin’de köprü altında yaşadı, Doğu Almanya’da bir madenciydi, ailesi, iki kızı vardı. Bir trafik kazası hayatını altüst etti, karısı yanarak öldü. Bundan sonra „Özgür bir kuş“ oldu, her zaman „düzgün“ yaşamaya çalıştı ama başarılı olamadı. Sonunda, Jürgen, gururla açıkladığı gibi, dolu bir buzdolabı olan bir yerde yaşamaya başladı ama kendini ölümü için inzivaya çekilmiş bir Kızılderili gibi hissetti. Hiçbir şey yemedi ve 58 yaşında öldü. .

Evsiz Jürgen’in büstü, evsizlik konusunun ne kadar insanlıkdışı ele alındığının mahkum edilmesi anlamındadır. Dünya edebiyatında, dilenci kılığında eve dönen Odysseus’un kral olarak yoksulların durumunu araştırdığı dikkat çeker. Friedrich Dürrenmatt’ın „Bir Melek Babil’e Gelir“ adlı eserinde de böyledir. Kral Nebukadnezar, dilenci kılığına girmiş şekilde devleti kontrol eder. Bütün bunlar dikkate alındığında Bellevue Sarayı’ndaki Cumhurbaşkanlık makamında yoksullar için bir doktorun oturması o kadar güzel ki…

Çeviren: Semra Çelik

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: